HDP'ye verilen oylar, özyönetime destek sayılır mı?

Harran Üniversitesi öğretim üyesi Nazmi Kadri Ekinci "HDP'ye verilen oylar Kürtlerin kendilerini Ankara'de temsil etmesi için verildi. "Bizi Ankara'da sen temsil et demek, biz PKK anlamında özyönetim istiyoruz demekten o kadar uzak ki!" diyor

KCK, HDP'nin yüzde 90'lar ve üzerinde oy aldığı kentlerde özyönetim ilan etti. Bir süredir bir ayaklanmaya hazırlandığı anlaşılan gençler, bu özyönetimin asayiş gücü olarak polislerle çatışmalara girdiler. Gerginlik sürerken KCK, bu yönetim biçimini savunmak amacıyla taraftarlarını ayaklanmanın arkasında durmaya çağırdı. Özellikle 8 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre, bu açıdan kritik bir kuvvet denemesine sahne oldu. KCK, bu kente destek için Türkiye çapında bir çağrıda bulundu ve devlet güçlerinin püskürtülmesini istedi.

Suriye'deki kanton örneklerine benzer bir yönetim biçiminin amaçlandığı bu ayaklanma denemeleri, istenilen sonuçları vermedi. Bu kentlerde yüzde 90'lara varan seçmen tercihi, ayaklanmaya aynı oranda destek haline dönüşmedi. Ayaklanma denemeleri sırasında, bu kentlerde dikat çekici ölçüde bir kesim sessiz kalırken, aynı ölçüde bir kesim de şehirleri terk etti.

 

İstenilen geniş neden destek gelmedi?

Neden böyle olmuştu? Neden KCK, büyük bir destek göreceğine inandığı "özyönetim" denemelerinden istediği sonucu elde edememişti? Oy verirken çekinmeyen Kürtler, iş yeni bir yönetim biçimini denemeye geldiğinde neden gönülsüz davrandılar?  

Harran Üniversitesi öğretim üyesi Nazmi Kadri Ekinci'nin serbestiyet.com'daki yazısını okuyunca, bu sorulara anlamlı cevaplar verilebileceğini fark ettim. 

Nazım Kadri Ekinci'nin "PKK ve Özyönetim" başlıklı yazısı, bu sorulara, bu kentlerin sosyolojisini analiz ederek cevap arıyor. Neden Kürtlerin önemli bir çoğunluğunun bu kentlerde ayaklanmaya uzak durduklarını açıklamaya çalışıyor:  

 

Kimler destekliyor...

"Şimdi Kürdistan’da herkes mülkünün sahibidir, (...) geçen yüzyılın başlarında Balkanlarda olduğu gibi “sömürgecileri” çıkarınca toprağa ya da başka mülklere kavuşmayı uman bir köylülük ya da şehirli esnaf/zanaatkâr zümresi yoktur. Esas faaliyet alanı olan tarımda topraklar zaten yerleşik Kürtlerindir. (...) Dolayısıyla toplumun çoğunluğunu oluşturan köylülüğün ve çoğu şehirlerde olmak üzere gündelik yaşayan kesimlerin, PKK yönetiminde bir özyönetimden kazanacağı bir şey yoktur. Şehirlerde mevcut mülkiyet ve hukuk düzeni içinde ticaret, zanaat ve profesyonel hizmetler sektörlerinde çalışan ve gelir durumu görece iyi olan kesimlerin de öyle. Bu iki kesim, toplumun kahir ve sessiz çoğunluğunu oluşturuyor ve PKK anlamında bir özyönetimin savaş yoluyla gerçekleşmesinin içerdiği mutlak belirsizlik bu kesimleri rahatsız kılıyor.”

 

Sessiz çoğunluk

Ekinci devam ediyor: “Geriye, bürokratik yönetici emelleri olan eğitimli küçük burjuva, meslek sahibi kesimler ile “gençlik” ve PKK şehitlerinin aileleri kalıyor. “Gençler” özyönetim için savaşan gücü oluştururken, eğitimli küçük burjuva kesimler de legal alanda siyasetin örgütlenmesini sağlıyor. Aileler ise canlı kalkan ve benzeri eylemlerde yer alıyor.  Özetle, kahir ve sessiz çoğunluk için sadece yönetici değişikliği ve müthiş bir belirsizlik söz konusu ve onlar da bu nedenle ayaklanmıyor. (...)”

 

İş ayaklanmaya gelince

Ekinci, HDP'ye oy veren bu kitlenin, iş ayaklanmaya gelince neden geri durduğunu anlamaya çalışırken, Kürtlerin ruh halini analiz etmeyi de deniyor:

"Peki, o zaman kahir ve sessiz çoğunluk neden (BDP ve HDP gibi) “müzahir” partilere oy veriyor? Bence bu insanlar kendi kimlikleriyle, hukuk anlamında özgür ve demokratik bir Türkiye’de yaşamak istiyor. Burada kritik bir nokta da bu kesimlerin son on beş yılda artan oranlarda orta sınıflaşma şansını yakalamış olması ve Türkiye’nin yakaladığı ekonomik dinamikten de pay alarak tüketicileşmesidir. Bu nedenle 2002 seçimlerinden itibaren, başlangıçta Avrupa’ya yakınlaşmanın, bu kapsamda 1990’lı yılların baskılarının yavaş yavaş kaldırıldığı demokratikleşmenin ve hızlı bir ekonomik toparlanmanın taşıyıcısı olan AKP’ye de çok oy verdiler. Ama zaman içinde AKP’nin Avrupa’ya sırtını dönmesi, demokratikleşmeyi askıya alması ve dünya iktisadi konjonktürünün desteğinin azalmasına bağlı olarak, tüketici talebini esas alan ekonomik büyümenin zora girmesiyle, AKP oy kaybetmeye başladı. Demokrasi taleplerinin taşıyıcılığı “müzahir” partilere geçti ve “halk” Ankara’da kendini temsil için bu partilere yöneldi."

 

Ankara'da temsil talebi

Ekinci diyor ki, HDP'ye verilen oylar Kürtlerin kendilerini Ankara'de temsil etmesi için verildi. "Bizi Ankara’da sen temsil et demek, biz PKK anlamında özyönetim istiyoruz demekten o kadar uzak ki ! (...) HDP Antalya’da Kürt oylarıyla milletvekili çıkardı. Sizce orada oy veren Kürtler demokratik özerklik projesine evet demiş mi oluyorlar? Bence Antalya’daki Kürtler açık bir şekilde, biz Antalya’da Kürt olarak, hukuk garantisinde, kriminalize edilmeden, dışlanmadan yaşamak istiyoruz diyorlar. Demokrasi istiyorlar. (...)Başka bir anlatımla, eğer kazanılacak olan kimlik ise, bunu yolu bir ayaklanma ve savaş değil parlamenter siyaset olarak görülüyor."

 

İçeriden bir analiz

Ekinci'nin son gelişmelerin arkasında yatan dinamikleri irdeleyen analizi, içeriden bir analiz. Bölgeyi bilen, bölgenin sosyoljisine vakıf bir bilim insanının kafalardaki sorulara açıklık getirebilecek verileri ortaya koyduğu bir tahlil denemesi.

Bu tür analizlere en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Nasıl bir çözüm üretilebileceğine ilişkin çıkış yolları arıyoruz.

Bu açılardan bakıldığında Ekinci'nin yazısı, bir çok gelişmeyi anlamamıza, çözüm bulabilmemize yardımcı olabilir...