Hebdo'ya saldırı önlenemez miydi...

Tehdit altındaki bir dergiye, Paris'in merkezinde, iki kişi ellerinde kalaşnikoflarla geliyor, toplantının saatini ve gününü bildikleri anlaşılıyor, katliama girişip, ellerini kollarını sallayarak kaçıyorlar. Çok profesyonel olarak işledikleri cinayetlerin ardından amatörce kimliklerini arabada unutuveriyorlar. Sonunda iki Arap gencinin "münferit bir tepki"si olarak kabul edilecek bir senaryoyla karşı karşıya kalıyoruz.

Charlie Hebdo'ya yapılan alçakça saldırı, gazetecilik mesleğine, eleştirel duruşa yapılan bir saldırıdır. Bir toplu katliama kurban giden gazeteci ve karikatürist meslektaşlarımızın anısı önünde, saygıyla eğiliyorum.

Fransa'nın ırkçı partisi Milli Cephe'nin lideri Marine Le Pen, yapılan saldırının ardından biraz bekledi ve Fransa'ya sızan "radikal dinciliğin", idam cezasıyla önlenebileceğini söyledi.

İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu, "Radikal İslam'ın saldırılarının sınırı yok. Bunlar uluslararası saldırılardır ve bunlara uluslararası saldırılarla cevap vermek gerekiyor" dedi.

Türkiye'de, saldırının ardından bir grup solcu örgütü temsilen yayınlanan bir bildiride, şu görüşe yer verildi : "Gericiliğin ve İslamcı faşizmin Türkiye'de olduğu gibi dünya üzerinde de giderek saldırgan bir hale geldiği uzun zamandır apaçık görülüyor."

Almanya'nın en önemli mizah dergisi Titanic'in genel yayın yönetmeni Tim Wolff ,"Din(ve bazı başka dünya görüşleri),akıl kılığında gezen deliliktir. Mizah,delilik kılığında gezen akıldır" ifadesini kullandı.

RADİKAL İSLAM, RADİKAL IRKÇILIK

Paris'te yaşayan 68'li arkadaşım Selami Şakiroğlu, Bianet'te, saldırıyı şöyle yorumluyor: "Fransa, gerek Mali’deki müdahalesiyle, gerekse Suriye ve Irak’ta “IŞİD - İslam devleti”ne karşı askeri operasyonlara katkılarıyla, uzun zamandır radikal İslamcıların hedefindeydi. Radikal İslamcılar, Charlie Hebdo’ya saldırarak bu hedefi önemli bir noktadan vurdular. Radikal İslamcılar tarafından düzenlenen birçok saldırı girişiminin hazırlık aşamasında engellendiği biliniyor, belki de gerçekten engellenmesi gereken saldırı buydu.

İslamcılar, Charlie Hebdo gibi İslami kesim içinde adından nefretle söz edilen bir sembole ağır bir darbe vurarak, önemli bir moral destek buldular. İkincisi, yoğun bir Müslüman nüfusu barındıran Fransa’nın iç barışını tehdit edebileceklerini gösterdiler. Üçüncüsü, Orta Doğu ve Afrika’daki savaşı Avrupa’ya taşıyabileceklerinin işaretini verdiler."

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve siyasi merkezler, ağırlığı olan yayın organlarının çoğu; özenli bir dille, saldırıyı kınayarak, İslam karşıtlığını kışkırtabilecek açıklamalardan kaçındı. Ancak, sıradan Fransızların her an ırkçı tepkilerin peşine takılması riski de, giderek yükseliyor.

YABANCI DÜŞMANLIĞI, İSLAM DÜŞMANLIĞI

Batı'da son dönemde yükselen ırkçılık (ve bunun bir versiyonu olarak İslam karşıtlığı), tabii ki, bir günde ortaya çıkmadı. İslamiyeti toptancı bir bakışla, "gelişmenin ve demokrasinin zıddı" olarak kabullenmek ve öyle anlamak, "Batı modernitesi"nin temel yaklaşımlarından biridir.

ORTADOĞU'YU KARIŞTIRANLAR

Irak ve Afganistan'ın işgaliyle başlayan süreç, Ortadoğu'daki siyasi coğrafyayı altüst etti. Aynı dönemde ortaya çıkan Arap Baharı, yeni bir çıkış umudu yaratmıştı. Ancak, peşpeşe gelen darbe ve askeri müdaheleler (Batı'nın da katkısıyla), İslam coğrafyasına demokrasiyi haram eden sonuçlar doğurdu. Baskı, çaresizlik ve yoksulluğun yarattığı bataklıktan, radikal örgütler güç topladı.

"Ortadoğu'ya nizamat vermek" görüntüsü altında, büyük bir kaos ve kargaşalığın tohumları ekildi. Bütün bu gerilimin Batı'ya sıçraması, kaçınılmazdı.

GERİLİMİN SEYRİ

Herkes artık kendine şunu soruyor: İslam dünyasıyla Batı arasında oluşan gerilim, bundan sonra nasıl bir seyir izleyecek?

Batı'da "İslam ve yabancı karşıtı", İslam dünyasında "demokrasi karşıtı" merkezler güçleniyor.

İslamiyeti ve dindarlığı bütünüyle hedef alan Batı'da gelişen İslamofobik eğilim, yalnızca aşırı çevrelerin yarattığı bir tehlike değil. Batı kültürünün köklerinde hep varolan bir psikoloji, son yıllarda, kendisini "toplumsal dışlama" şeklinde ortaya koyuyor ve yeni şekiller kazanıyor.

Bazı Batılı yorumcuların, "İşte bunlar Tayyip'in askerleri" diyebilecek kadar "şaşırdıklarına", tanık olabiliyoruz.

İSLAM'I SUÇLAMAK

Olayların ardından bir açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, provakasyon tehlikesine dikkat çekti: "Bu saldırı, katliam, İslam'ın ve bu yüce dine mensup Müslümanların kendisine doğrudan yapılmış bir saldırıdır. Hiç kimse ve hiçbir Müslüman, ifade özgürlüğünü istismar ederek Hz. Peygambere karşı yapılan saygısız ve seviyesiz düşüncelere karşı onun asla tasvip etmeyeceği çirkin yöntemlerle karşılık veremez."

Görmez şöyle devam etti: "İslami simgelerin açık ve aleni olarak bu eylemi gerçekleştirenler tarafından kullanılmış olması bir algı manipülasyonudur. Algı mühendisleri, katillere dinimizin simgelerini telaffuz ettirerek akılla alay ediyorlar. Sadece Müslümanların değil esasen Batı kamuoyunun aklıyla da alay ediyorlar."

ORTADOĞU

Saldırı, Fransa'nın Ortadoğu siyasetine nasıl yansıyabilir?

Fransa, Suriye konusunda ABD'den farklı düşünüyor, Esad'ı suçluyordu. Erdoğan, Tampon Bölge konusunda destek almak için Fransa'ya gitmişti. Paris'teki son saldırıdan sonra; Fransa'nın ABD'ye yaklaşması ve Esad'ı suçlamaktan vazgeçip, iktidarda kalması yönünde tavır ortaya koyabileceği yorumları yapılıyor. Tabii tersi de olabilir. Fransa, bölgedeki kargaşanın bitmesi için daha net bir tutum alabilir.

KİMLİKLERİ NEDEN BIRAKTILAR?

Sosyal medyadaki birçok insanın da kafasını kurcalayan bir noktaya değinelim son olarak:

Tehdit altındaki bir dergiye, Paris'in merkezinde, iki kişi ellerinde kalaşnikoflarla geliyor, toplantının saatini ve gününü bildikleri anlaşılıyor, katliama girişip, ellerini kollarını sallayarak kaçıyorlar. Çok profesyonel olarak işledikleri cinayetlerin ardından amatörce kimliklerini arabada unutuveriyorlar. Sonunda iki Arap gencinin" münferit bir tepki"si olarak kabul edilecek bir senaryoyla karşı karşıya kalıyoruz.

Sakine Cansız'ın içinde yer aldığı Kürt kadınları da; profesyonelce, Paris'in merkezinde öldürülmüştü. Katiller hala ortada yok...

Fransa'da, ırkçılık, çok yaygın. Irkçıların, istihbarat ve güvenlik örgütülerinde etkili olmadıklarını, kimse söyleyemez. Bu saldırı, en çok onları memnun etmiş olsa gerek.

Daha kafalarda çok soru var.