Herkesin Taksim'i kendine...

Benim hayalimdeki Taksim Meydanı ise kafelerin sıra sıra dizildiği, barışın ve huzurun hâkim olduğu yer...

Terzi Sidar, Beyoğlu’nda esnaf. “Nasıl buldun yeni düzenlemeyi?” diye sordum ona. “Ağabey, daha ne olduğu belli değil. Her taraf beton. Bu hali hoşuma gitmedi” dedi.
Sidar’ın değerlendirmesini Kadir Topbaş’ın basın danışmanı Serkan Fıçıcı’ya aktardım. “Tabii ki böyle kalmayacak... Beton olarak gözüken yerlerde çevre düzenlemesi yapılacak. Yürüyüş yolları, dinlenme alanları oluşturulacak, ağaçlar dikilecek. Alt yollar yeni bitti ve trafiğe açıldı, şimdi sıra üst alanlarda...” şeklinde bir değerlendirme yaptı.
Kavgalara konu olan, Türkiye’nin siyasi kimyasını altüst eden ‘Taksim Yayalaştırma Projesi’nin ilk adımı önceki gün bitti. Tarlabaşı’ndan gelen trafik, Elmadağ tarafından Divan Otel önüne kadar yeraltına alındı. 
Yapılan hesaplamalara göre; ‘sabah trafiği’nin en yoğun olduğu saatlerde (07.30-08.30), bir saatte geçen 8 bin araç, yarım saatte geçebilecek. Bunun trafiği rahatlatacağı söyleniyor.
‘Taksim Yayalaştırma Projesi’ne başından beri karşı çıkanlar, alt yollar için yapılacak kazıların, ortaya çıkan çukurların yayaların yaşama alanını daraltacağını, yürümeyi zorlaştıracağını belirtiyorlar. Daha geniş mekânlar yerine daha dar alanlara sıkışma tehlikesinin oluşacağını öne sürüyorlar.
Taksim Meydanı’nda dün bir sabah yürüyüşü yaptım. Betonlar üzerinde yürüdüm. Yeşillikler üzerine uzanmış, serinlemeye çalışan insanları seyrettim. Gezi Parkı alanındaki kafede bir çay içerek etrafa bakındım. Her şey sakin, her şey yolunda gibi görünüyordu.
 Tophane’den Taksim Meydanı’na Sıraselviler yolu üzerinden geldiğim taksici, yeni düzenlemeden memnundu. Trafiğin kolaylaştığını söyledi.
Taksim’in henüz ne olacağı belli değil ve tüm Türkiye, hatta dış dünya bu konuyu izlemeyi sürdürüyor. Topçu Kışlası’nın kaderi de hâlâ netleşmedi. Mahkeme kararından sonra bir de (söz verildiği üzere) kamuoyu yoklaması yapılması söz konusu. Bu nedenle, şimdiki düzenlemelerin kalıcı sayılamayacak özellikler taşıdığını söyleyebiliriz.

Taksim hep kavga konusu 

1 Mayıs 1977’de 34 kişinin ölümüne neden olan meydandır burası. 16 Şubat 1969 yılında Amerikan 6. Filosu’nu protesto edenlerden iki kişinin bıçaklanarak öldürüldüğü yer de Taksim Meydanı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Hıristiyanların eğlence ve yerleşim mekânı Pera’nın bittiği yerdi. İstanbul’un sularının taksim edildiği merkez de burasıydı... Taksim adını ondan almıştı.
Yıllar önce bir yazıda Osmanlı’nın ilk yazarlarından, romancılarından Şinasi’nin mezarının yok olduğunu okumuştum. Mezarının üzerine apartman dikildiği söyleniyor. Onu Gümüşsuyu sırtlarındaki Müslüman mezarlığına gömmüşlerdi. Taksim çepeçevre mezarlıktı o zamanlar.
Sonra Cumhuriyet dönemi geldi. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde Topçu Kışlası yıkıldı. Meydana yapılan  Atatürk Anıtı, ‘modern Türkiye’nin simgesi gibi kabul edildi. Hatta bir ara 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından meydana asker süngüsü bile dikildi.
 Herkesin kendine göre bir Taksim’i var. (Bu açıdan, Taksim’i Paris, Berlin gibi şehirlere benzetebiliriz belki...) Ulusalcılar, Atatürk heykelini simge alırlar. Tepkilerini dile getirmek amacıyla onun etrafına toplanmayı severler. Ermeniler için yok olup giden mezarlıkların yeridir Taksim. İslamcıların ise bir türlü yapamadıkları ‘büyük cami’nin sıkıntısını yaşadıklarını söyleyebiliriz. Solcuların Taksim hayali ise Taksim’in ‘1 Mayıs özgürlük meydanı olması’dır. Her 1 Mayıs geldiğinde bu nedenle bir gerginlik yaşanır.   
Benim hayalimdeki Taksim Meydanı ise kafelerin sıra sıra dizildiği, barışın ve huzurun hâkim olduğu yer...
Farklı hayallerin bir arada yaşamasının olanaklarını hep birlikte yaratabilmek umuduyla...