Hıncal'a selam

Radikal'in dünkü manşetine baktım. Murat Yetkin önemli bir gazetecilik başarısına imza atmıştı. Ahmet Türk'ün Deniz Baykal'la geçmiş günlere gönderme yapan öyküsü etkileyiciydi. Baykal, bir zamanlar nerelerdeymiş diye...

Radikal’in dünkü manşetine baktım. Murat Yetkin önemli bir gazetecilik başarısına imza atmıştı. Ahmet Türk’ün Deniz Baykal’la geçmiş  günlere gönderme yapan öyküsü etkileyiciydi. Baykal, bir zamanlar nerelerdeymiş diye düşünmeden edemiyorsunuz. Yalnız Kürt sorununda değil, 1982 Anayasası dahil bir çok konuda Baykal farklıydı. 1982 Anayasasının orasının burasının değiştirilmesinin anlamsızlığına dikkat çekiyor, yeni bir anayasadan söz ediyordu. 
Baykal, geçmişine gönderme yapmaktan da geri durmuyor. Geçmişte bugün bulunduğu yerden çok farklı bir yerde durduğunu, demokratik bir söyleminin olduğunu kendisi, bazen de arkadaşları anımsatıyorlar. Şu an ne olduğunuz ve nerede durduğunuz, geçmişte ne olduğunuzdan ve ne yaptığınızdan elbette ki çok daha belirleyici.
İsmet Berkan, Hilmi Özkök’ün sessiz, sakin ve kararlı duruşuyla Türkiye’yi bir felaketin eşiğinden döndürdüğüne dikkat çekiyor. Hilmi Özkök üslubunun bugün için ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi anlıyoruz. Onu da “Fethullahçılar” kategorisine sokan zihniyeti ve bu zihniyetin sözcülüğünü yapanları unutmamız elbette ki söz konusu değil.
Gazeteleri okudukça iyimser beklentilerin somut temellere dayandığını görüyorum. Hayatın birçok alanında ve renginde, değişimin kokusunu almak gerçekten mümkün hale geldi. Ahmet Türk’ün Yenişafak gazetesinde Bahçeli’ye yönelik yumuşak ve kavrayıcı üslubu da sevindiriciydi. Bunca acı çekmiş, feleğin çemberinden geçmiş olan Ahmet Türk’ün “Bahçeli çözüm için gerekli, kendisinden katkı bekliyoruz” şeklinde bir değerlendirme yapabiliyor ve çözüme yönelik bir kararlı iradeyi yansıtabiliyor olması umut verici.
Hıncal Uluç, sürprizleri seven bir meslektaşımız. Dünün en can alıcı yazılarından birisini o yazdı. Yazısında bütün açık sözlülüğüyle ve doğrudan soruna yaklaşan stiliyle önemli saptamalarda bulunmuştu.
***
Hıncal Uluç’un yazısından bazı bölümler: ‘Ahmet Türk, iyi bir fırsattır, bu fırsatı değerlendirmeliyiz’ dediğim günlerde, iktidar DTP’yi yok saymak, hatta yok etmek için elinden geleni yapıyordu..
Ahmet Türk gibi ılımlı, Ahmet Türk gibi Türk siyasal sistemi içinde yetişmiş, Ahmet Türk gibi, bölünmeden, ayrılmadan değil, tek devletten yana bir liderin uzattığı eli de sıkmazsak, çözümü nasıl bulacaktık?..
Bu iş buraya nasıl geldi?.. ‘Kim sorumlu, kim günahkar’ arama zamanı değil. Şimdi, akan kanı durdurma, anaların acısını dindirme zamanı...
Şehit analarıyla, terörist anaları farklı kişiler değil.. Aynı toplumdan, aynı aileden gelen, hatta aynı kişiler.. Bir oğulları dağda, öteki kışlada..
İki taraftan toplam ölü sayısı, ağlayan anaların sayısı bu ülkede..
Daha ne kadar ağlayacaklar?..
Sadece oğulları ölen analar mı?..
Ya yaşayanlar?.. Oğulları  askerlik çağına gelenler, eli silah tutacak yaşa ulaşanlar.. Ya o anaların bin bir endişe içinde cehennem hayatı yaşamaları..
Analar ‘Aslan gibi oğlum var’ demekten korkar oldular. Çünkü yetişmek, gurur duyulacak yaşa gelmek, artık ‘Ölüm’ tehlikesine girmek bu ülkede.. Ya silah kapıp dağa çıkarsa, ya silah altına alınıp Doğu’ya yollanırsa..
Bu cehennem azabını  yaşadınız mı?.
25 yıldır, maddi manevi büyük kayıplar içindeyiz.. Söylediğim bu.. ‘Sebebi, suçluyu bırakın.. Çözümü bulun..’
Şimdi 18 yaşına gelen Kürt genci, ezildiğine, insan yerine konmadığına, vatandaşlık haklarından eşit yararlanmadığına inanıyor ve isyan ediyor. Bu isyanı  çözmenin iki yolu var. Birincisi asker ve silah..
Çözdü mü peki?..
Öbür yol, siyasal.. Gence ‘Merak etme, senin sorunların Türkiye Büyük Millet Meclisi altında çözülecek.. Silahı bırak sandığa gel’ demek.. Bu da sandığa inandırmakla mümkün. Onların partisinin yolunu kesecek yasalar çıkarır, bu engellere rağmen Meclis’e gelmeyi başaranları adam yerine koymazsan, Kürt gencini siyasal çözüme inandırabilir misin?..
25 yıldır bu asimetrik, düşük yoğunluklu savaşı büyük kayıplar vererek ama, başarıyla sürdüren asker de sonunda, uygun dille isyan etti..
‘Biz savaşırız ama çözüm sivildir...’
Dağdakileri indiremezsen, yenilerin dağa çıkmasını önleyemezsen, yani besleyen suyu kesemezsen
bataklığı kurutamazsın..
Siviller askerin mesajını  aldılar.. Düne kadar DTP’yi yok saydığını her eylemi ve söylemi ile gösteren Başbakan Erdoğan sonunda Ahmet Türk’ün uzattığı eli sıkmaya cesaret etti.
Bunun cesaret neresinde?..
Şurasında.. Erdoğan bunu yaptığı için ‘Vatana ihanet’ dahil her türlü suçlama ile karşılaşacağını, hatta oy kaybedeceğini biliyor. Ama başarırsa, ödülünü fazlasıyla alacak.. Nobel’den daha önemli bir Barış ödülü alacak..
Ana kalplerinin ödülü.. Ve de işte söylüyorum.. Asıl o zaman oy patlaması yapacak..
Bu savaşı bitirsin, ben bile oyumu Erdoğan’a veririm..
Anlayın ötesini..
Erdoğan’ın toplantıyı  Başbakan değil, AKP Başkanı sıfatıyla yapması, hâlâ  bir takım çekinceleri olduğunu gösteriyor.. Olmasın.. Çözüme giden yolda her adımı cesaretle atsın.. ‘O ne der, bu ne yapar’ diye, çözümü, çözümsüzlüğü hedef edinenlere endekslemesin..
İşte açık açık söylüyorum...
Çözüme yardımı olacaksa, inanıyorsa, İmralı’yla dahi görüşsün... Barış için her, ama her adım atılır.. Atılmalı.. Barış en kutsal amaçtır. Hele de iç  barış!..
Erdoğan’ın buluşmayı  Meclis çatısı altında gerçekleştirmesinin anlamı da büyük. Mesaj açık..
‘Gençler, çözüm Meclis’tedir..’
Buna inandırabilirsek, inandıracak adımları korkusuzca atarsak, çözüm gerçekten Meclis’te olacaktır.. Çözüm Meclis’te olunca da, Kürt gencinin silaha sarılıp dağa çıkmasına ihtiyaç kalmayacak, bataklık işte o zaman kuruyacaktır.
Çözüm, DTP’yi yok saymaktan değil, Kürtlere ‘İşte sorunlarınıza sahip çıkacak siyasal kuruluş, Meclis’te. Onu tanıyoruz ve sayıyoruz. Önlerine koyduğumuz engelleri de kaldırıyoruz’ demekten geçer... Bugünkü sivil-asker dayanışması, çözüm ihtimalini arttırıyor.
CHP’ye gelince...
Ne yazık ki, Deniz Baykal bu kafada olduğu, 40 yıldır ‘Ben muhalefetim, muhalif olmalıyım’  dediği için, hayat boyu muhalefet kalmaya mahkûm..
Oysa, daha düne kadar Güney Doğu’da oy rekorları kıran bir partinin lideriyken bugün oralarda niye sıfırladığının araştırmasını yapmalı, Atatürk’ün, Cumhuriyeti kuran partinin lideri olarak çözüme asıl o liderlik etmeli, sahip çıkmalı, çözüm için atılacak adımların en önünde gitmeliydi..
Baykal, çözümün engeli değil, parçası olduğu gün yükselecektir.”