Hukuku teferruat olarak gören hukukçular...

Hukuk devleti, hukukun evrensel kurallarının egemen olduğu devlete denir. İnsan haklarını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, mülkiyet hakkını, yaşam hakkını koruyan sistemin adıdır hukuk devleti.

Hukuk devleti, hukukun evrensel kurallarının egemen olduğu devlete denir. İnsan haklarını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, mülkiyet hakkını, yaşam hakkını koruyan sistemin adıdır hukuk devleti. Türkiye, uluslararası ölçüler açısından bakıldığında sorunlu bir “hukuk devleti” sayılabilir. Hukuk devleti, yalnızca yasaların evrensel ölçülere uygun olmasıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda uygulamanın da dünya ölçeğinde olmasını gerektirir.
Türkiye’de son yıllarda özellikle Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin de etkisiyle yasal alanda dikkate değer adımlar atıldı. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki bir
kısım engeller kaldırıldı. İnsan hakları alanında sorunlar devam etse de geçmişe göre bir ilerlemeden söz edebiliriz.
Türkiye’nin yasalar konusunda hâlâ ciddi sorunları var. Örneğin Türk Ceza Kanunun 301.maddesi, Vakıflar Kanunu’nda yapılan iyileştirmelere rağmen hala gayrimüslim vakıfların mallarına yönelik “gasp” anlamına gelecek hükümler varlığını koruyor. 
Asıl sorun ise uygulamada. Yargıya egemen olan otoriter devlet anlayışı, hukuk devletine ulaşılmasını önleyen temel engel olarak karşımıza çıkıyor. “Kötü kanun yoktur, kötü hukukçu
vardır, kötü yargıç vardır” deyişi boşuna söylenmiş bir söz değildir. Ülkemizde bunun çok sayıda örneğini gözlemliyoruz.
Birkaç örneğin hatırlayalım: Mardin’in Kızıltepe ilçesinde bir baba oğul polis kurşunlarıyla öldürüldü. Ne oldu o polislere derseniz, ortalıkta ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Şemdinli’de kitapçıyı bombalayan, bir kişiyi öldüren ve silahlarıyla birlikte suçüstü yakalanan askerlere ne oldu? Sokaklarda dolaşıyorlar.
Gazi Mahallesi’nde 13 kişiyi öldüren ve içlerinde Özel Harekâtçıların da olduğu polislere neredeyse ceza bile verilmedi. Hrant Dink suikastı davasında yargılamada ne büyük engellerle karşılaşıldığını biliyoruz. Cezaevlerinde siyasi davalardan tutuklu ve hükümlü bir çok ölümcül hastanın raporlara rağmen hâlâ mahkeme kapılarında sürünerek tahliye edilmediklerini görüyoruz. Örnekleri çoğaltabiliriz.
***
Türkiye’de yargı bağımsız mı değil mi? Ben bu soruya değişik açılardan yaklaşılması gerektiğini düşünenlerdenim... Yargıçlar otoriter devlet yanlısı, kanunları baskıcı amaçlarla yorumlayan kararlar verdikleri zaman hep terfi ettiler, kariyer yaptılar, destek gördüler. Yani açıkçası, “ne yaptıysam devlet için yaptım” mantığı içinde davrandıkları, insan haklarını, demokrasiyi hiçe saydıkları zamanlarda müdahaleden uzak kaldılar, bağımsız hareket edebildiler. Onlara kimse karışmadı. Ben deneyimli bir siyasi sanık olarak, en acımasız ve zalim kararlar veren hakimlerin, en ağır iddianameleri yazan savcıların çok yüksek makamlara tırmanışına tanık olanlardanım.
Tersini yaptıkları zaman başları belaya gitti. Suç işleyen polisleri mahkûm etmeye kalkınca, veya komutanın bırakmayacaksın dediği sanıkları bırakmak isteyince hâkimlerin nasıl yerlerinden olduğunu, sürüm sürüm süründürüldüklerini gördüm.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Ceza Daireleri gibi temel yargı kuruluşlarının kararlarının bir çoğunun hukuk devletine yakışmadığı ortada. Anayasa Mahkememiz dünyanın en çok parti kapatan mahkemesidir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Şemdinli savcısı örneğinde de görebildiğimiz gibi, hukukun peşindeki hakim ve savcıları yok edecek kadar insafsız davranmaktan çekinmediğini kanıtladı. Yargıtay Ceza Daireleri düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal eden çok ağır kararlara imza attılar. Örneklerden birisi Hrant’ın bir konuşması yüzünden haksız yere mahkûm edilmesiydi. Belki de onun öldürülmesine giden yol böyle açıldı.
***
Türkiye’de yargı bağımsız olmalıdır. Yargıçlar vicdanlarının emrini, hukukun üstünlüğünü savunan kararları cesaretle verebilmelidir. Bu nasıl olacaktır? Yargının bağımsızlığı; demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri asgariye indirmek için kullanılamaz.  Demokrasiye inanmayan, “devletin çıkarı söz konusuysa hukuk teferruattır” diyen hâkim ve savcılar bağımsız olamazlar. Ergenekon davası gibi ülkemizin kaderini belirleyecek bir davanın savcılarını tasfiye etmek isteyen bir hukukçular topluluğu, neyin bağımsızlığının peşindedir? Hukuk söz konusuysa en temel ilke “hukuk devleti” değil midir? Hukuk devletine inanmayan, devlet içindeki suçluları korumayı kendisine görev edinenler, nasıl bağımsız bir yargı oluşturabilirler? Kendilerinde yargının bağımsızlığına sığınma hakkını nasıl görebilirler?
Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi hukuka uymaması için özel olarak yetiştirilmiş bir yargıçlar ve savcılar topluluğuna sahip olmasıdır. Bağımsız yargı ancak evrensel hukukla birlikte yürüdüğü zaman gerçek bağımsızlığına kavuşur. Güneydoğu’da yargısız infazlar ve faili meçhullerle ilgili, yıllarca savcılar ve yargıçlar ne yaptılar? Açın dosyaları bir görün. Orada hukuka uygun bir şeyler yapmak isteyenlerin bağımsız hareket etmeleri mümkün olmadı. “Yargının bağımsızlığı” bir çok yerde olduğu gibi orada da “devlet”in lehine, hukukun aleyhine işledi.