Hükümet, cemaate 'operasyon' mu yapacak?

Hükümet, cemaate operasyon yapmaz. Ancak bürokrasideki tasfiyeyi sürdürür.

Hükümet ile ‘Gülen Cemaati (Hizmet)’ arasındaki gerginliğin geçmiş yıllara uzanan derin köklerinin olduğu biliniyor. Son günlerde gazete köşelerinde tırmanan tartışma, (‘Hizmet’in görünür temsilcisi) Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın (GYV) açıklamasıyla yeni bir aşamaya geldi.
GYV’nin açıklaması, hükümet tarafından kendilerine yönelik bir operasyon niyetinin söz konusu olduğuna işaret ediyor.

“...Yukarıdaki iddiaların bazılarını gündeme getiren ve yazan kişilerin, ‘Bir savcı, 3 polisle hizmeti, terör örgütü ve çete kapsamına sokarız, bitiririz’ gibi karanlık niyetleri ifade ediyor olmaları, buna ilave olarak dershanelerin kapatılma düşüncesini cemaate had bildirme olarak dile getirmeleri, hizmete gönül verdiğini düşündükleri kişilerin bürokrasiden tasfiye edildiğini ifade etmeleri, ne acıdır ki, derin devlet refleksi ve post-modern darbe dönemlerini hatırlatmaktadır...” (Tartışmanın ‘operasyon’ ihtimali üzerinden yapılması, hukuk-siyaset ilişkisinin hâlâ normalleşmediğinin kanıtı.)

Arınç’ın uyarıları, tartışmanın ulaştığı boyutu gösteriyor:
“Bazı şeyleri bahane ederek hükümetin icraatlarını yüksek perdeden eleştirmek ve birilerini sevindirmek doğru değil. Bütün güçlüklere rağmen Başbakan bu ülkeyi çok güzel yönetiyor... İsim belirterek ya da ima ederek partinin önemli kişilerini yerden yere vurmak çok yakışık almıyor. Biz ilişkilerimizi en iyi şekilde götüreceğiz. Başbakanımız, Hoca Efendi’ye karşı çok güzel hisler içinde ama hikmeti hükümetin başında.”

MİT operasyonu eşiği
Önümüzdeki iki yıl içinde üç kritik seçim var. İktidar ve muhalefet bu seçimler nedeniyle değişik stratejiler uyguluyor, değişik imkânları kullanmaya çalışıyor. Cemaat, bu ‘iktidar kavgası’nda kritik bir yerde duruyor, bir ‘etki unsuru’ olarak rol oynama şansına sahip.
‘Cemaate yakın’ isimlerin, Gezi olaylarında, tamamen değilse de ağırlıklı olarak, eleştirel tutum takındığını gördük. Bu farklılaşma, ‘cemaat-hükümet ilişkisi’nde muhtemelen bardağı taşıran son damla oldu.

GYV bildirisinde şunlar yer alıyor: “...Hizmet Hareketi’ne yakın bazı medya organlarının, KCK bağlantılı MİT soruşturmasını da bu süreçlerle bağlantılı görerek olumlu bakması, Başbakan’a karşı bir komplonun içinde olunduğu iddiasını asla doğrulamaz...”
Cemaat çevresi böyle bir savunma yapsa bile, MİT Başkanı’na yönelik operasyonun bizzat Başbakan’ı hedef aldığı kanaatini Başbakan ifade etmişti. O ‘kırılma’yı temel almayı seçersek; cemaat ve hükümet arasındaki temel ayrılığın ‘çözüm süreci’nden kaynaklandığını düşünebiliriz. Başka bir çizgiden bakarsak, İslami kesim içindeki farklı modernleşme ve demokrasi tercihleri üzerinden değerlendirmelere gidebiliriz. Her iki tarafın da öteki tarafı ‘kibir’ ve ‘güç zehirlenmesi’ ile suçladığı bir süreçten geçiyoruz.

Bundan sonrası...
“Bundan sonra ne olabilir?”e cevap ararken üzerinde durulmasında yarar olan bazı ipuçları:

Hükümet, cemaate ‘operasyon’ yapmaz. Ancak bürokrasideki tasfiyeyi sürdürür. Cemaat de, seçimlere kadar, etkileyebildiği seçmen potansiyelini bir koz olarak elinde tutar. (“Oy tabanımız yüzde 3’ten çok fazladır” vurgusu, böyle yorumlanabilir.) 

Yerel seçimler önemli. Cemaat bazı yerlerde tayin edici bir ağırlık oluşturabilir. 

AK Parti yerel seçimlerden başarısız çıkarsa; cemaat, Abdullah Gül seçeneği üzerinden hamle yapabilir. 

Bu ‘ilişki’de inisiyatif, hâlâ ve asıl olarak hükümetin elinde. Hamleleri daha çok o yapıyor. Bu konumun kısa vadede değişmesi mümkün görünmüyor. Çünkü iktidar olmanın imkânları belirleyici. Ancak Gezi’den bu yana cemaat daha fazla sesini çıkarma imkânı buldu. 

Balbay’ın “Eylül sıcak geçecek” cümlesini de bu tahlilin içinde bir yerlerden okumak mümkün...