İran'da sokağın gücü

İran'da bu kez derin bir sarsıntı yaşanıyor. Bu ülkeye altı yıl önce yaptığımız 10 günlük gezi sırasında 'reformcular' birçok alanda yönetimde olmalarına rağmen, iktidarda değillerdi.

İran’da bu kez derin bir sarsıntı yaşanıyor.
Bu ülkeye altı yıl önce yaptığımız 10 günlük gezi sırasında ‘reformcular’ birçok alanda yönetimde olmalarına rağmen, iktidarda değillerdi. Meclis’te o zaman adına ‘reformcu’ denen gruplar çoğunluktaydı. 2000 yılında yapılan genel seçimlerde değişim yanlıları 290 üyeli Meclis’te 189 sandalye kazanmışlardı.
Cumhurbaşkanı o dönemde ‘reformcu’ diye bilinen Hatemi’ydi. Meclis’te çoğunluğu ele geçirmek İran’da iktidarı ele geçirmek anlamına gelmiyordu. Meclis’te çıkarılan kanunların yürürlüğe girmesi, dini otoritenin onayına bağlıydı.
Az sayıda bir molla gurubu tarafından göreve getirilen dini lider, genelkurmay başkanını ve yargının başındaki ismi atama yetkisini elinde tutuyordu. Bu nedenle İran’daki dini otoritenin hegemonyası altındaki seçim sistemi çok fazla bir anlam ifade etmiyordu. Bu yüzden elleri kolları bağlanan reformcular büyük bir çıkmaz içindeydiler.
Bu sürecin sonucunda toplum, reformculardan bir anlamda umudunu kesti ve ‘yoksul kesimlerin sesi’ olarak gördüğü Ahmedinecad’ı cumhurbaşkanlığına getirdi. Ahmedinecad, dini otorite içinden gelmemesine rağmen onlarla benzer otokratik görüşlere sahip olduğu için bir uyum sağladı. Meclis’teki çoğunluk da muhafazakârların eline geçti. Değişim isteği bu ittifakla tamamen yok sayılacak bir düzeye geriletilmiş oldu.
***
İran toplumu çok dinamik bir toplum.
Sokağı seven, talepkâr bir toplum. İran’ı sarsan gösteriler, bu ülkede ilk kez olmuyor. Şah’ın diktatörlüğü de bu tür sokak gösterileriyle yıkılmıştı. Daha sonraki dönemde de İran halkı tepkilerini sokaklarda göstermeye alışmıştı.
Bush’un müdahaleci tutumu Ahmedinecad’ın şansı oldu. Irak’ın ABD tarafından işgali, İran’da Amerikan aleyhtarlığını öne çıkarmak için elverişli bir imkân yarattı. Ahmedinecad da yoksul kesimleri ABD aleyhtarlığı temelinde kendi safında tutabildi. Aslında İran, elindeki büyük petrol olanağına rağmen dünyadan tecrit edilmişliğin acısını çekiyor. Yaşam standartları bir türlü iyileşme göstermiyor.
Obama’nın gelmesiyle birlikte ABD’nin İran siyasetleri yeni bir boyut kazandı. Obama, geçmişten farklı olarak İran’la barışçı bir ilişki kurmak istediğini ifade ediyor. Henüz bu konuda dikkate değer bir adım atılmamış bile olsa yeni bir hava oluştuğu kesin.
Ahmedinecad’ın sistemin içinden çıkan rakibi Hüseyin Mir Musavi İran toplumundaki bıkkınlığı ve değişim isteğini gördüğü için kararlı bir tutum sergiliyor. Bu değişim isteği dışarıdan gelen olumlu mesajlarla da besleniyor.
***
2000’li yılların başında arkalarında büyük çoğunluk olmasına rağmen ezik bir görüntü çizen muhalefet, bu kez yüzde 34’lük destekle İran’daki otoriter rejimi sallıyor. Bu kez değişim dalgası derinden geliyor. Kalıcı bir görüntü çiziyor.
Dışarıdan da baksanız, içerinden de baksanız İran’daki değişim isteğini ‘rejim içi değişim’ isteği olarak okumak mümkün. Çünkü olayın önde gelen tarafları İslami rejimin aktörleri. Olayın bir yanı bu.
Ancak diğer yanını da görmemek mümkün değil.İran halkın güçlü bir değişim talep ediyor. Bunu kadınlarda, gençlerde daha net bir şekilde görüyoruz. Gençler, rejimin boğazlarını sıkan otoriter, muhafazakâr yapısından iyice sıkılmış durumdalar. Değişim isteği her zaman olduğu gibi önce şehirlerde kendisini ifade ediyor.
Bu isteğin şehirlerle sınırlı kalmayacağını söyleyebiliriz. Eğer çok vahşi yöntemlerle bastırılmazsa, bu direnişin kırlık bölgelere yayılacağını da görebiliriz.
İran’daki manzara bu kez geçmişten çok daha derin bir hesaplaşmaya işaret ediyor. Olaylar bu noktada durmayacak gibi görünüyor.
İran’ın Türkiye’ye benzemeyen yönleri çok. Orada hiçbir zaman istikrarlı bir parlamenter rejim kurulamadı. Onların siyasi geleceğini ihtilaller belirledi. Türkiye’de ise her askeri müdahalenin sonunda Meclis bir meşru uzlaşma zemini olarak yeniden işlemeye başladı.
İran’ın kaderini yine sokak tayin edecek
gibi görünüyor.