İslam dünyasını anlamayan oryantalist körlük

IŞİD nereden çıktı? Irak ve Suriye'de yaşanan felaketlerin sebep olduğu çaresizliğin, dışlanan, horlanan Sünni Müslümanların öfkesinin ve gelecek umudunu yitirmesinin ürünü olarak karşımızda değiller mi? Bu ortamı kim yarattı?

“Müslümanlığın şiddetin asıl nedeni olduğu” yargısı, Batı düşünce sisteminin temel argümanlarındandır. Bu köklü zihniyet, Türk eğitim sisteminin de olmazsa olmazlarındandır. Düşünce dünyamıza göre, Batı uygarlığının temeli, dini gündelik hayatın dışına çıkarabilmesidir.      

Paris'te düzenlenen vahşi katliam, yeniden bu yargıların kuvvetli bir şekilde ifade edilmesine yol açtı. “Bu şiddet sarmalı nasıl çözülecek” sorusuna yanıt arayan bir çok yorumcu, "Müslümanların ciddi bir eğitimden geçirilmesi" gerektiğini ifade ediyorlar. Türkiye'de de Batılılardan daha sert bir şekilde suçun İslamcılığa yüklendiğine tanık olabiliyoruz.

ORYANTALİZM RÜZGARI

Birbirini tamamlayan iki oryantalist yaklaşım var: Birincisi, “dini siyasi amaçlarla kullananların, şiddet içeren bir yol izledikleri” şeklinde. İkinci yaklaşım ise, “zaten dinin kendisi şiddeti meşrulaştırıyor, terör eylemlerine malzeme sağlayan unsurlar içeriyor” olarak tanımlanabilir.

Sonuç olarak bu görüşlere göre, bütün kötülükler dinden veya dincilerden kaynaklanıyor.

İSLAM DÜNYASININ YAKLAŞIMI

İslam dünyasında da, sorunu dinle ilişkilendiren bir temel yaklaşımdan söz edilebilir. Bu anlayışa göre; Müslümanlara din yanlış öğretildiği için, şiddete zemin doğmaktadır. Eğer dinin temel mantığı doğru anlatılsa ve doğru anlaşılsa, İslamiyetin barışçı karakteri görülecektir.

SORUN DİN Mİ?

Dünyanın şiddet üreten yerlerini gözden geçirelim. Terör ve şiddet,  yoksul ülkelerde kendisine daha kolay bir zemin buluyor. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı yerlere bakalım… En şiddetli terör eylemleri, en vahşi terör, yoksulluğun ve çaresizliğin en güçlü olduğu yerlerde boy veriyor. Bu açıdan, Afrika'nın yakın tarihi çok sayıda örnekle dolu.

Haritaya yeniden baktığımızda Somali, Sudan, Afganistan gibi şiddetin yaygın olduğu ülkelerde temel sorunun din değil, yoksulluk ve çaresizlik olduğunu görebiliriz… Zaten, Afrika'da büyük katliamların yaşandığı birçok bölgede, Hıristiyanlığın da var olduğunu görebiliyoruz.

IŞİD

IŞİD nereden çıktı? Irak ve Suriye'de yaşanan felaketlerin sebep olduğu çaresizliğin, dışlanan, horlanan Sünni Müslümanların öfkesinin ve gelecek umudunu yitirmesinin ürünü olarak karşımızda değiller mi? Bu ortamı kim yarattı?

Saddam'ı “atom bombası hazırladığı” gerekçesiyle devirip, bütün bir ülkeyi şiddet sarmalına kim boğdu? Amerikan Neoconları. Bunları kim destekledi? “Ortadoğu'yu Amerikan işgaliyle kurtarma” propagandasının arkasında kimler vardı?

Bu günlerde “Erdoğan Türkiye'yi Suriye'de savaşa sokmak istiyor” diyenler,  2003 yılında, Irak'ın ABD tarafından işgalini destekleyen makaleler kaleme almışlardı. Yazıları arşivlerde duruyor.

Ortadoğu'daki karanlık tabloda, ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin sorumluluğu yadsınamaz. Yaşananların sorumlularından olan dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair böyle olduğunu itiraf etti. "Bu tablonun sorumlusu biziz" dedi.

ŞİDDETE ÇÖZÜM ARAMAK

IŞİD, gücünü dinden değil, çaresizlikten; bölgede yaşanan belirsizlik ve kargaşadan alıyor. Bu tablonun asıl sorumlusunun Müslümanlar olduğunu söylemek oryantalist bir körlüktür.

Tabii bunlar “Müslümanların özeleştiriye ihtiyaç duymaması” anlamına gelmiyor… Sudan'ın da, Afganistan'ın da, çözümü, batıda değil kendi içlerinde. Kendi toplumsal dinamikleriyle bir yol geliştirmeleri gerekiyor. Din ve yaşam biçimi açısından, eninde sonunda, kendi dinamikleri içinden bir denge yaratabileceklerini düşünüyorum. 

İslam dünyasının hatalarından biri de, “Meselenin dini doğru öğretmekle çözülebileceği” düşüncesidir,  Örneğin, Somali’de, insanı dehşete düşüren yoksulluk ve acımasız baskı var oldukça; makul bir siyasi akımın ortaya çıkabileceğini beklemek, en hafif ifadeyle saflık olur. Bu tür ülkelere en barışçı din adamlarını bile gönderseniz, bir sonuç elde edemeyeceğiniz gibi, onların hayatını da riske atmış olursunuz.

Arap baharı, demokrasiye, uzlaşmaya geçiş  için bir şanstı. Batı,  parlamenter rejimler yerine yönetebileceği  diktatörlere destek vererek Arap Baharını tökezletti.

Bölge halklarının şiddet istemediğini, doğruyu seçebileceğini bütün dünya kavramalıdır.