İslamcılar ve Kürtler: Yeni Anayasa'nın aktörleri

Şu açık: Türkiye'de "yeni anayasa" için en kuvetli iki dinamik; toplumsal talepleri itibariyle ve sistemle olan çelişmeleri nedeniyle, dindarlar ve Kürtler. Bu iki kesim, "Cumhuriyetin tekçi yapılanması"nın, en büyük mağdurları.

HDP barajı aşar mı, aşamaz mı? Kimler barajı aşmasını istiyor, kimler istemiyor?

Geçmişte olsa; bu soruya, daha kolayca cevap verebilirdik. Şimdi, oldukça karmaşık bir tabloyla yüz yüzeyiz. Bu kez, “birbirine siyaseten zıt” olarak kabul edebileceğimiz değişik çevrelerin, HDP'nin barajı aşmasını istediği bir dönemeçteyiz.

Düne kadar Öcalan'ı ağır bir dille eleştiren, hatta onu 'bebek katili' olmakla suçlayan -belki bugün hala bu düşüncelerini koruyan- bazı çevrelerden; HDP'ye destek geldiğini, görüyoruz.

HDP'nin barajı aşmasının ne gibi sonuçları olabilir?

1. AK Parti'nin tek başına anayasa yapması (ve “başkanlık sistemi” ni gerçekleştirmesi) mümkün olmaktan çıkar.

2. HDP/PKK eksenli Kürt siyasi hareketi, “meşru siyasi mücadele zeminine daha fazla yatkın” hale gelebilir. Meclis'te 50-60 milletvekiliyle temsil edilen bir siyasi yapının; "silaha devam" çizgisine yakın durması, çok mümkün olmaz.

3. HDP/PKK eksenli hareket, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve yeni anayasanın yapılması konusunda etkin bir aktör haline gelebilir.

4.Çözüm süreci daha makul ve barışçı bir zemin üzerinden yürüyebilir.

5.“Toplumsal çeşitliliğin Meclis'te temsil edilmesi”yle ilgili sıkıntı; bir ölçüde de olsa aşılmış, “parlamenter meşruiyet” eskiye oranla sağlamlaşmış olur.

ÇÖZÜM SÜRECİ VE YENİ ANAYASA

Türkiye'nin 12 Eylül Anayasası'ndan kurtulmasıyla, çözüm sürecinin sağlam bir zemine oturması; birbirine çok bağlı. Kürtlerin ve farklı kimliklerin haklarının hukuklarının korunması, kimlik taleplerinin güvenceye kavuşturulması, yeni ve demokratik bir anayasal sistemle mümkün. Yeni bir anayasa olmadan, “çözüm süreci”nin tam anlamıyla sağlam bir mantıksal zemine oturması zor.

İKİ TEMEL PARTNER

Şu açık: Türkiye'de “yeni anayasa” için en kuvetli iki dinamik; toplumsal talepleri itibariyle ve sistemle olan çelişmeleri nedeniyle, dindarlar ve Kürtler. Bu iki kesim, “Cumhuriyetin tekçi yapılanması”nın, en büyük mağdurları.

“Ulus devlet” inşa edilirken; dindarlar ve Kürtler, hep tehlike olarak görüldü. Güvenlik temelli bütün önlemler, "irtica ve bölücülük tehlikesi" üzerinden örgütlendi.

Yeni anayasa için, en istekli kesimleri onların oluşturması, doğal. Tabii, tek mağdur onlar değiller. Otoriter rejim; emekçileri, yoksul sınıfları, hatta orta sınıfları da vurduğu gibi; farklı düşünen/aykırı bireyleri de marjinalize etti. O nedenle, “yeni bir anayasa”, çok geniş bir toplumsal spektrumu ilgilendiriyor.

HANGİ ANAYASA?

Yeni anayasa talebi konusunda, esas olarak, “ortak bir zemin”den söz etmek mümkün. Ancak, “nasıl bir anayasa” sorusunu sorduğumuz zaman, ayrılık ve bölünme başlıyor.

CHP/MHP muhalefeti; darbe anayasasındaki "Türklük" vurgusunu, "değiştirilemez maddeler" adı altında ifade edilen temel statükoyu, korumayı görev edinmiş durumda. Türkiye'nin çok sesli, çoğulcu yapısına uygun bir anayasa yerine, "tekçi gelenek"i öne çıkarıyorlar. Bu kesimin düşündüğü “yeni anayasa”da, ciddi bir “sistem değişikliği” bulunmuyor. Darbe anayasasının temel felsefesinden kopabilmiş değiller.

“Dindarlar” ve Kürtler ise, “temel anayasal paradigma”nın, değişmesinden yana. Hazırlanacak yeni anayasa, ırk eksenli millet tanımını içermeyecekse, bir anlam ifade edebilir. Yeni anayasa; bürokratik vesayeti, askeri vesayeti tamamıyla yok edecek bir anlayışla hazırlanırsa, bir anlam ifade edebilir.

BAŞKANLIK TARTIŞMASI

Başkanlık sistemi tartışmasına gelince… CHP ve MHP, başkanlık sistemini, kesinlikle istemiyor. HDP/PKK eksenli siyasi hareketin ise, tam anlamıyla nasıl hareket edeceğini, kestirmek kolay değil.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, "Başkanlık sistemini istemiyoruz" vurgusunu, son dönemde fazlaca yapıyor. Bunu, "Erdoğan nefreti" güçlü olan seçmen kitlesini ikna etmek amacıyla tercih ettiği yorumları, öne çıkıyor. Çünkü, daha önce, PKK/HDP çevreleri, "Prensip olarak başkanlık sistemine karşı değiliz. İçeriğine bakarız" diyorlardı. Hatta, "ABD tarzı bir başkanlık sistemini neden reddedelim" yorumlarını da hatırlıyoruz.

Başkanlık sistemi olsa da olmasa da; eğer, HDP barajı aşarsa -ki,bence,şu noktada öyle görünüyor- yeni şeyler olabilir. Bu siyasi akım, Türkiye'nin yeni bir sisteme kavuşması, temel demokratikleşmenin gerçekleşmesi noktasında, etkili bir rol oynayabilir.

Temel mağdurlar, “yeni Türkiye inşası”nın, temel mimarları olabilirler.