İsmail Saymaz'ın gazeteciliği

Bazen bir insanın özel gayreti, 'karanlığın aydın-latılması'nda tayin edici olur. Rahmetli Uğur Mumcu'nun özel araştırmalarının rolünü örnek verebiliriz.

Eskişehir’de Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz cinayetinin aydınlatılması sırasında, iki İsmail’in daha ismi öne çıktı: Gazeteci İsmail Saymaz ve fırıncı İsmail Koyuncu. Üç İsmail’in hayatları ve kaderleri, sanki bir roman veya tiyatro piyesi gibi, birbirine karıştı. İsmail Saymaz, arkadaşımız ve meslektaşımız. İsmail Koyuncu ise saldırıda rol aldığı için tutuklanan fırıncı.

Bazen bir insanın özel gayreti, belli bir olayın çözülmesinde, ‘karanlığın aydınlatılması’nda tayin edici olur. Bu kişi, yeri geldiğinde savcı, polis, bazen bir gazeteci olabilir... Mesela, birçok karanlık olayın aydınlatılmasında, rahmetli Uğur Mumcu’nun özel araştırmalarının rolünü örnek verebiliriz.

‘Tipik süreç’ler...
Bu ülkede bir devlet görevlisi suç iddiasıyla yüz yüze geldiğinde yaşanan ‘tipik süreç’ler vardır... Bu olayda da esas olarak bunlar yinelendi. Önce vali, “Kendi arkadaşları dövmüştür” diyerek ‘beklenen açıklama’yı yaptı. Gazeteciler ve de özellikle İsmail Saymaz arkadaşımız konuyu büyük bir ısrarla takip etmeseydi, muhtemelen olay kapanacaktı.

Sonunda gerçek büyük ölçüde aydınlandı. Polis ve bir grup ‘yurttaş’ın, gösteriler sırasında ara sokağa kaçan Ali İsmail Korkmaz’ı döverek öldürdükleri anlaşıldı. Vali, bu süreçte, elinden geldiği kadar, soruşturmanın polise ve devlet görevlilerine yönelmesini engellemeye çalıştı.
Benzer süreçleri Hrant Dink cinayeti sırasında da yaşadık. Hatırlayalım: Dink cinayetinde tetikçi yakalandı, ancak soruşturmanın devlet görevlilerine doğru yönelmesi sürekli engellendi. İdare, memurlar için soruşturma izni vermedi. Arkadaki asıl gücün ortaya çıkmadığı, çıkarılmadığı bir davanın ötesine geçemedik.

Bu yazıyı yazdığım sırada, valinin, olaylardan sorumlu olduğu iddia edilen (Ali İsmail Korkmaz’ın vahim durumuna müdahale etmek yerine kas gevşetici vererek başından savan) doktor hakkında soruşturma izni vermediğini öğrendim.

Devletin ‘alışılmış refleks’lerinin sürekliliği, insanın içini acıtıyor. Birçok hukuki değişiklik yapılıyor, yasaların Avrupa standartlarına uydurulması konusunda adımlar atılıyor, ama iş kritik bir noktaya geldiğinde, devlet, bildiğimiz ‘alışkanlığı’yla karşımıza dikiliyor. Böyle noktalarda, kaçınılmaz olarak, kamuoyu duyarlılığı ve acıyı içinde hisseden insanların çabaları önem kazanıyor. Eğer Ali İsmail Korkmaz cinayeti, bütün engellere rağmen aydınlanabiliyorsa, suçlular mahkeme önünde gerçek anlamda hesap verebilecekse, bunlar insani duyarlılıklar sayesinde mümkün olacak.

Ancak bizi asıl ilgilendiren sorular şunlar: Devlet ne olacak? Birçok olayda yüz yüze geldiğimiz bürokrasi ne olacak? Siyaset hangi noktaya kadar devreye girecek?

Önceki gün Egemen Bağış’ın gösterdiği tepki, geç de olsa olumlu bir gösterge. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Korkmaz’ın ailesini bayramda ziyaret ettiğini, cinayetle ilgili bilgileri paylaştığını, onun takipçisi olacağını söylemesi, valinin ilk açıklamasını eleştirmesi, siyaset açısından ‘ciddiye alınabilecek’ adımlar. Bunların vicdanları tatmin etmesi ise beklenemez. Toplumun önemli bir kesimi, devlet yetkililerinin davranışlarına baktığında, ‘cinayetin üstünün örtülmek istendiği’ sonucuna varıyor.

Ne olursa olsun, cinayetle ilgili birçok ayrıntı, İsmail Saymaz arkadaşımız gibi gazetecilerin gayretleri, muhtemelen buna ek olarak da olaydan acı duyan bürokratların çabalarıyla aydınlanmış durumda.

Ali İsmail Korkmaz cinayetinin görüntüleri insanın yüreğini yakıyor, acı ve öfkeye, vicdanlarda isyana neden oluyor.
‘İnsanlık’ dediğimiz şeyin özü, diğer insanların düşüncelerine, duygularına, tepkilerine, acılarına karşı kayıtsız olmamaktır. Ölen masumlara hep birlikte ağlayabildiğimiz, ayrım yapmayı bırakabildiğimiz oranda, ‘gerçek insanlık’tan söz etme hakkımız doğabilir.