İstihbarat savaşları

Raporu veren, sızdıran neyi hedefliyor? Belli ki bir hesaplaşma içindeler ve kafa kaldırıyorlar.

AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik, medyada yer alan ve bazı cemaat mensuplarını hedef haline getirme amacını taşıdığı düşünülen MİT fişlemeleri konusunda çeşitli değerlendirmelerde bulundu. MİT Müsteşarı ve yardımcısıyla konuştuğunu, yayımlanan fişleme belgelerinin kimseyle paylaşılmadığını, onların kuruma gönderilen ham istihbarat raporları olduğunu ifade etti.

Çelik’in açıklamasını gerçek kabul etsek de, ortada anormal bir durum olduğunu, yurttaşını ‘tehlikeli’ gören zihniyetin, ‘Teşkilat’ içindeki hâkimiyetini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. ‘Fişleme’ye devam ediliyor anlaşıldığı kadarıyla.

Bir ülkenin istihbarat örgütünün çeşitli yöntemlerle bilgi toplamasında, güvenlikle ilgili değerlendirmeler yapmasında, iç ve dış emniyeti tehlikeye atması muhtemel örgüt ve kişilerle ilgili takiplerde bulunmasında bir anormallik yoktur.

Bununla birlikte, devletlerin istihbarat ve güvenlik örgütlerinin geçmiş karnelerinin ‘kara noktalar’la dolu olduğu bir gerçek. Toplumu hedef alan ve kitleleri kışkırtmayı amaçlayan birçok provokasyonun, bu tür devlet örgütlerince tezgâhlandığı ve katliamlara varan sonuçların doğduğu, sır değil. İstihbarat raporlarıyla insanların haksız yere suçlandığını, hayatlarının zindan edildiğini defalarca gördük. 

MİT’te son yıllarda yaşanan en objektif değişim şu: Teşkilat, asker yönetiminden çıkarak ‘sivil siyasi irade’nin etki alanına girdi. Gizli kapılarını açtı, ‘daha görünür’ hale geldi. Ancak siyasi kavgalar ve iç kamplaşma, belli ki, MİT raporlarını ve fişleme sistemini etkilemeye devam ediyor. Hüseyin Çelik, “Bunlar ham raporlardı” diyor. Mümkündür ama toplumun güvenliğiyle bağdaştırılamayacak kasıtlı bir istihbarat faaliyetinin yürütüldüğü de bir başka gerçek. “MİT, iktidarın siyasi hedeflerine yönelik bir istihbarat çalışması yürütüyor” tezini doğrulayan bir görüntü oluşuyor.

Çelik’in saptamalarından birisi, bilgilerin ‘MİT içinden’ kasıtlı olarak sızdırıldığı yönünde. Bu iddia, bir ekibin, söz konusu fişleri, MİT Müsteşarı’na rağmen bazı gazetecilere servis etmiş olması, olabilmesi anlamına geliyor. “MİT’in başına Sayın Hakan Fidan da gelse Ahmet, Mehmet de gelse on yılların alışkanlığından bir günde sıyrıldığını iddia etmek doğru değil” diyor Çelik.

Rasgele birileri böyle bir cesaret gösterip belgeleri belli bir gazeteciye servis edebilir mi? Burada ‘Cemaat’ şüphesi yeniden devreye giriyor. Belgelerin servis edildiği kişiyi, o kişinin siyasi kimliğini dikkate aldığımızda, bir ‘ilişkiler ağı fotoğrafı’ oluşuyor. 

Fişleme konusu da, ‘fişlemenin deşifre edilmesi’ de, hükümet ile cemaat arasındaki kavga ve çekişmenin yeni ağırlık merkezine dönüşüyor. Bu yeni belge savaşları, kavganın boyutlarının, teşkilat içi iktidar hesaplaşmalarına yol açabilecek kadar geniş bir alana yayıldığını gözler önüne seriyor.

Daha önce, emniyet istihbarat bölümünden bazı toplu tayinler yapılması üzerine, cemaate yakın gazeteler, “En değerli polisler hedef alındı” anafikrini içeren yayınlar yapmışlardı. Benzer bir ayrışmanın yargı ekseninde de yaşandığı, herkesin malumu.
MİT konusu, cemaat ile hükümet arasında, en ciddi çatışma ekseniydi. Şimdi önümüzde yeni bir boyut açılıyor: Artık MİT’in içinde bir çatışma, bilek güreşi olduğundan söz etmek mümkün.

Demokrasi yolculuğu veya sivilleşmeden söz eden iki grup, ellerinde istihbarat raporları, birbirlerini açığa düşürmek için belge savaşı yapar hale geldiler.

Raporu veren, sızdıran neyi hedefliyor? Belli ki bir hesaplaşma içindeler ve kafa kaldırıyorlar.
İstihbarat örgütünü ele geçirmek için, poliste etkin olmak için, yargıyı yönlendirmek için bir rekabet yaşanıyor. Hükümet de elindeki olanaklarla durumu kontrol etmeye çalışıyor.

Türkiye’de gerçek bir değişim yaşanması, özgürlüklerin ve barışın gerçekleşmesi için daha çok yol almamız gerektiği, netlik kazanıyor...