Kapatılan 'Günlük Gazetesi' ve çiğnenen özgürlükler

Yayın hayatına beş ay önce başlayan 'Günlük Gazetesi', 'Kürt kimliği'ni kendisine ana sorun edinen bir akımın belki de kapanan 20. gazetesi.

Yayın hayatına beş ay önce başlayan ‘Günlük Gazetesi’, ‘Kürt kimliği’ni kendisine ana sorun edinen bir akımın belki de kapanan 20. gazetesi. Kapanma gerekçesi de belli: Öcalan posterinin de yer aldığı bir fotoğrafı yayımlamak, PKK mi? PKK mı? tartışmasında taraf olmak.
Gazetenin bir ay kapatılmasına neden olan fotoğrafa baktım. Geçen hafta benim de katıldığım Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali’nin kapanışının ardından yapılan yürüyüş sırasında çekilmiş.
DTP yöneticileri arkalarında binlerce insanla birlikte yürüyorlar. Bu arada yürüyüşe katılan bir grup Abdullah Öcalan’ı öven bir pankartı taşıyor.
Fotoğraf bütün bu unsurları içeriyor.
İşte mahkeme bu fotoğraftan yola çıkıyor ve Öcalan’ın övüldüğü kanaatiyle gazeteyi bir ay kapatıyor. Aynı fotoğrafı bir başka gazete yayımlamış olsaydı muhtemelen böyle bir karar
ortaya çıkmayacaktı. Burada, gazetenin belli bir siyasi akıma yakın olduğu düşünülerek böyle bir karara varıldığı söylenebilir.
Yine her zamanki noktaya gelmiş bulunuyoruz. Türkiye’yi yöneten irade Kürt kimliğine meşru alan tanıyacak mı, tanımayacak mı? Şunu kabul etmeliyiz, Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması temelinde mücadele eden bir siyasi akım bulunuyor. Bu siyasi akım meşru olanla, meşru olmayan alan arasında gidip geliyor. Ülkemize egemen olan irade yıllardır bu kimlik talebini haklı ve özellikle meşru bir talep olarak görmedi. Bunu haklı görmenin Türkiye’yi bölünmeye götüreceğini, düşündü, iddia etti.
Bu talep meşru kabul edilmeyince, söz konusu siyasi akımın kurduğu partiler kapatıldı,  yayın organları yasaklandı. Yasal alanda tutunmaya çalışan akımın temsilcileri yasal alanın dışına itilince yeniden sahneye çıkabilmek için hiç kapatılamamış, kapatılması mümkün olmayan yasadışı gücün etki alanına sığınmak durumunda kaldılar.
Her kapanış, her yayın yasağı, yasal alanın gücünü zayıflatırken, yasadışı olanı güçlendirdi.
Kürt siyasi hareketinin çoğulculaşması bu yüzden imkân dahilinden çıktı.
***
Türkiye’yi yöneten iradenin artık bir karar vermesi gerekiyor. Bu irade, yasal alandaki Kürt hareketini meşru görecek mi, görmeyecek mi? Görmeyecekse, yapabileceği şey bugüne kadar yaptıklarını tekrar etmek olacaktır. Parti kapatacak, yayın durduracaktır. Böyle davranabilmek için gerekçesi de hazırdır: ‘PKK ile ilişki’.
O zaman yasadışı alan tek muhatap olarak varlığını sürdürecektir. Kürt kimliği hareketi
o zaman kaçınılmaz olarak yasadışının kanatları altında toplanacaktır. Çünkü yasadışını kapatmak mümkün değildir.
‘Günlük Gazetesi’nin kapatılması basın özgürlüğüne indirilmiş bir darbe olmanın ötesinde Kürt kimliği hareketinin yayın yapma hakkını, sesini başka insanlara duyurma imkânını yok etmek anlamını da taşıyor. Örneğin ben bir gazeteci olarak bu siyasi akımın ne düşündüğünü, faaliyetini anlamak için ‘Günlük Gazetesi’ni izliyordum. Oradaki durumu tahlil edebilmek için bu gazeteyi dikkatle okuyordum.
‘Günlük’ün bir ay süreyle kapatıldığını duyduğumda, ‘artık yeter’ deme gereğini hissettim. Acaba devlet içindeki bazı güçler, bu sorunun yasal alana çıkmasını engellemeyi, bir görev olarak mı görüyorlar? Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır?
Türkiye bir hukuk devleti mi, yoksa yalnızca kanun devleti mi? Kanun devletinde kanunlar lafzi yönlerine bakarak uygulanır, hukuk devletinde ise evrensel hukuk kuralları geçerli kabul edilir. Türkiye’deki yargıçlar, hukukçular, Türkiye’nin hukuk devleti olmasını istiyorlar mı?
Kürt kimliğinin kabulü yalnızca bir siyasi karar meselesi değildir. Toplumun ve devletin değişik alanlarında da bir mutabakâtın oluşması gerekiyor. Hukuk bu konunun meşrulaşmasının en önemli alanlarından birisidir. Burada gelebilecek olumlu sinyaller toplumun diğer kesimlerini de etkiler. Siyasi alandaki sorunları makûl hale getirmenin yollarından birisi de hukuk alanında özgürlük anlayışını geliştirmektir.
Bütün bu tablo içinde Günlük Gazetesi’nin kapatılması, geçmişte ısrar eden bir anlayışı yansıtıyor.