Komutanlar da hesap verir

Üç eski kuvvet komutanının sivil savcılar tarafından sorguya çekilmesi, hukuk sistemimiz ve demokrasimiz açısından yeni bir aşamayı ifade ediyor.

Üç eski kuvvet komutanının sivil savcılar tarafından sorguya çekilmesi, hukuk sistemimiz ve demokrasimiz açısından yeni bir aşamayı ifade ediyor. (Bu yazı yazılırken sorgulamalar sürmekteydi. Bu nedenle, savcılık soruşturmasının sonuçları konusunda kesin bir bilgiye sahip değilim.)
Kesin olarak sahip olduğumuz veri ise şu: Komutanlar, askeri darbe girişiminden sorgulanıyorlar. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinde bu girişimin ayrıntılı bilgileri yer alıyor. Bu bilgiler ve günlükler, her ne kadar Örnek tarafından reddedilseler de, onları diğer olaylar ve belgelerle karşılaştırıldığımızda ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün yaptığı açıklamalarla birleştirdiğimizde, o dönemde bir girişimin var olduğunu net bir şekilde görüyoruz.
***
Soruşturmanın en önemli yanı, elbette ki, tarihimizde kuvvet komutanlarının ilk kez darbe girişimi nedeniyle ifade ve hesap veriyor olmaları. TV kanallarının konuyla ilgili sorularına dün cevap verirken ‘komutanların hesap veriyor olması’nın önemine birkaç defa işaret ettim.
Bir dinleyici, benim bu değerlendirmeme takılmış. Yolladığı e-mail’de, ‘hesap veriyor’ sözcüklerini kullanmamı eleştiriyor. Bunun bir hüküm olduğunu, devam eden bir soruşturma için ‘hesap veriyor’ sözcüğünün kullanılmaması gerektiğini söylüyor.
İfade vermekle, hesap vermek aynı şey...
Hesap verirsiniz, masum olduğunuz, darbe girişimi iddialarının gerçek olmadığı da ortaya çıkabilir, tersi de.
Tabii herkes haklı olarak şunu da soruyor: Neden bugüne kadar beklendi? Nedenlerden birisi, Türkiye’deki yargı sistemi...
Askerler, şimdiye kadar, askeri fiillerinden ötürü sivil yargıya hesap vermiyorlardı. Askeri vesayet rejiminin en önemli unsurlarından birisi iki başlı yargı sistemiydi. Şemdinli’de kitapevine bomba atıp sivillerin ölümüne neden olmakla suçlanan astsubaylar bile, bu sistem sayesinde, serbest kaldılar. Sivil yargıdaki yargılamanın ardından aldıkları ağır cezaları çekmeleri beklenirken, dosyaları görevsizlik gerekçesiyle askeri yargıya gönderildi ve askeri mahkeme onları anında serbest bıraktı. Sivil yargı onları yargılayamadı. Bu nedenle onlardan ‘hesap sorulamadı.’ TBMM daha sonra bu kanunu değiştirdi ve askerlerin de bu tür suçları nedeniyle sivil yargıda yargılanabilmelerinin yolu açıldı.
Bugüne kadar darbecilerin sivil yargıda hesap vermemelerinin asıl nedenini kanunlardan daha da ötede bir yerlerde, Türkiye’deki sivil parlamenter rejimin zaaflarında aramamız gerekiyor. Türkiye’deki rejim hâlâ bir darbe anayasasına dayanıyor. Birçok değişiklik yapılmış olmasına karşın, Anayasa’daki ‘askeri vesayet’ ruhu hâlâ ‘giderilebilmiş’ değil.
Militaristler, bu rejime dayanarak ve siyasetin zaaflarını kullanarak egemenliklerini sürdürdüler. Türkiye’yi özürlü bir rejime mahkum ettiler. Bu ülkede darbecilerin hala itibar gören kişiler olmalarını birçok insan doğal karşılıyor... Darbeciler, ressam olarak sergiler açıyorlar... Bu açılışlara komutanlar da katılıyorlar.
Kuvvet komutanlarının yargıya hesap verme noktasına gelmeleri, yeni bir duruma işaret ediyor. Bu ülkede onlarca yıldır genç subaylar, askeri öğrenciler, ‘bu ülkeyi sivillerin elinden kurtaracaksınız, hepiniz birer vatan kurtarıcısınız’ şeklinde eğitildiler, müdahalelere teşvik edildiler. Darbeler alkışlandı.
Türkiye’deki rejimin hiçbir zaman tam anlamıyla demokratikleşememiş olmasının en temel nedenlerinden birisini, bu eğitim anlayışı oluşturuyor. Bu anlayış hâlâ egemenliğini sürdürüyor. Bununla henüz hesaplaşabilmiş değiliz.
Komutanların sivil yargının önüne çıkmalarının ve yaptıkları düşünülen darbe girişimleriyle ilgili hesap verecek noktaya gelmelerinin ifade ettiği önemi ne kadar vurgulasak yeridir.
‘Onu öldür’, ‘buraya bomba at’, ‘kitleleri birbirine düşürmek için provokasyonlar yap’ döneminin sona ermesi için önemli bir merhaleyi geçiyoruz.