"Kozmik oda"ya girmek...

"Kozmik oda" sürecinin geldiği nokta dramatik. Bilgiler, gizli bir yapılanma tarafından kaçırılmış, muhtemelen başka istihbarat örgütlerinin eline geçmiş durumda. Bu, konunun devleti ilgilendiren tarafı. Bu bilgilerin ne kadarının karanlık olayları aydınlatmaya yarayabilecek bilgiler olduğunu bilemiyoruz. Bu da, bizi ilgilendiren tarafı.

Bülent Arınç'a suikast planlandığı gerekçesiyle, "Seferberlik Tetkik Kurulu"nun "Kozmik oda"sına girildiğinde, bunu destekleyen yazılar yazanlardan birisiydim. Çünkü, Seferberlik Tetkik Kurulu, dünyada Kontrgerilla diye anılan ve Türkiye'de de "Özel Harp Dairesi" adıyla bilinen bir örgütlenmenin temel ayağıdır.

Askeri darbeler ve askeri müdahalelerde, iç savaşa varan kamplaşmalarda, Özel Harp Dairesi'nin oynadığı rolü; dönemin Başbakanı Bülent Ecevit dahil bir çok siyasetçi dile getirmişti. Dünyada bu tür örgütlenmelerin dağıtılmasına karşın; Türkiye'de Özel Harp Dairesi, gizliliğini koruduğu gibi, yapısını da güçlendirdi. Onca iddianın hedefi olsa da, yaptıklarına ilişkin bir hesap verme durumu, hiç gündeme gelmedi.

İşte böyle bir gücün, mahrem bilgilerinin gizlendiği odalara girildiği haberi ve bilgisi; elbette ilgi çekici ve heyecan vericiydi. Birçok faili meçhul cinayetin aydınlatılması, darbe öncesi hazırlanmış planların şemasının çıkması, buralardan mümkün olabilirdi. En azından, o dönemdeki psikoloji, bu yöndeydi.

FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER

Ben, o dönemdeki bir yazımda, "Eğer Turgut Özal öldürüldüyse bunun bilgileri de orada bulunabilir" demiştim. Doğan Öz'den Abdi İpekçi'ye, Uğur Mumcu'dan Ahmet Taner Kışlalı'ya kadar, birçok faili meçhul cinayetin aydınlanabileceği umuduna kapılmıştım.

Askerin dokunulmazlığına dokunuluyordu. 'Girilmez' kabul edilen odalara giriliyordu. Hesap sorulamaz olanlardan hesap sorulabiliyordu. Bunların, askeri darbelerle, askeri müdahelelerle ezilmiş bir ülkede, toplumsal bir destek bulması, hatta bazı kesimlerde heyecan yaratması; sosyolojik olarak, anlaşılabilir bir durumdu. Kamuoyu, aydınlanmak istiyordu.

Yükselen kamuoyu baskısı karşısında; ordunun, başında bulunan generaller de, kozmik odaya girilme çabasına karşı koyamamışlardı.

PARALEL YAPI'NIN HESAPLARI

O zaman, askere yakın olan çevreler; orduya yönelik gelişmelere tepki gösteriyorlar, ordunun hedef haline getirilerek çökertilmek istendiğini; bunun da asıl olarak Cemaat tarafından planlandığını dile getiriyorlardı.

Onlar, "kumpas" fikrindeydiler. Kamuoyunun önemli bir çoğunluğu ise, ordudan hesap sorulmasından yanaydı. Beş yıl önceki toplumsal tablo, bu şekildeydi. Toplumda ağır basan eğilim "kozmik oda"ya girilmesinden yanaydı.

Peki 5 yıl sonra neredeyiz?  Öncelikle, Bülent Arınç'a suikast girişiminin bir kurmaca olduğunu, öğrenmiş bulunuyoruz. İkinci olarak: Bu odalardan toplanan bilgilerin, belli bir güç tarafından, belli bir amaçla ele geçirildiğini, analiz edebiliyoruz.

Polis ve yargı içindeki güçleriyle, o zaman oluşan tepkisel ortamı da kullanarak, büyük bir operasyon yapan Paralel Yapı'nın; askerin vesayetini kırarken, kendine yeni bir iktidar alanı oluşturmayı hedeflediğini, şimdi herkes görebiliyor.

Kimselerin ulaşamadığı bazı bilgilerin, Paralel Yapı elemanlarınca kaçırılmış olması da, tablonun bir diğer boyutu. Bu bilgiler, onların dışında başka kimlerin eline geçmiştir, bilemiyoruz.  Bilgileri kaçıranların amaçlarının tam olarak ne olduğunu, bu bilgileri nerelerde kullanabileceklerini de, kestirmek kolay değil.

ŞİMDİ NASIL BAKIYORUM

"Kozmik oda" sürecinin geldiği nokta dramatik. Bilgiler, gizli bir yapılanma tarafından kaçırılmış; yani, devletin gizli bilgileri muhtemelen başka istihbarat örgütlerinin eline geçmiş durumda. Bu, konunun devleti ilgilendiren tarafı. Bu gizli bilgilerin ne kadarının, karanlık olayları aydınlatmaya yarayabilecek bilgiler olduğunu, bilemiyoruz. Bu da, konunun bizi ilgilendiren tarafı. Özet olarak karanlık cinayetler, karanlıkta kaldı. Toplumun beklentileriyle operasyoncuların ilgilenmediği anlaşıldı.

Bütün bu 5-6 yıllık süreci toptan değerlendirdiğimde, geldiğim nokta şu: Askerin dokunulmazlığı ve siyaset üzerindeki hegemonyası, büyük bir sarsıntı geçirdi. Demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri, geriletilmiş oldu. Psikolojik bir eşik aşıldı. Bu olumlu.

Ancak, bu süreçte etkili bir rol oynayan Paralel Yapı'nın hedefi; demokratikleşme, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, yargısız infazların ortaya çıkarılması değildi. Ellerindeki imkanları; kendi iktidar alanlarını geliştirmek, kendi öznel hedeflerine yaklaşmak için kullandılar. Bu nedenle de, 'sivil alanın eskiye oranla güçlenmesi', mümkün olmadı. Hedefleri, ordu  ve bürokrasi içinde gelişmekti. Bu alanlarda karşılarına çıkan güçlerin, bir kısmını 'haklı' (kamuoyunu ikna edebilen) argümanlarla; bir kısmını da, tamamen haksız ve acımasız şekilde pasifize ederek, bir karmaşa yarattılar.

Hükümete gelince: 'Askeri vesayete darbe vurmak' hesabıyla, Paralel Yapı'nın operasyonlarına yeşil ışık yaktılar ve bir anlamda onların devlet içinde daha da güçlenmesinin önünü açtılar. Bu yapı, hükümetin iktidarını da tehdit eder düzeye geldiğinde; iki güç arasında ölümüne bir kavga başladı, sonunda da Paralel Yapı bir güç kaybı yaşadı. Bu kavganın bundan sonra neleri tetikleyebileceğini, ne gibi güç kayıpları ve kazançları olabileceğini öngörmemiz zor.

Kısa ders: Demokrat olmayanların, askeri vesayet karşıtlığı; otomatikman özgürlüğe giden yolun açılmasını sağlamıyor.

***

Newroz, ülkemizin dört bir yanında ve de Diyarbakır'da kutlanıyor. Newroz'un ülkemize barış ve özgürlük getirmesini diliyorum.

Sergi: Galeri Apel, Diyarbakırlı ve İstanbul'lu sanatçıların Newroz konusundaki yapıtlarını sergiliyor. Sergi 28 Mart'ta kadar açık.(Adres: Hayriye cad. No:5 Galatarasay-İstanbul)