Küflenmiş korkular

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bitlis'in Güroymak ilçesinin geleneksel adını kullanarak 'Norşin' deyince tartışma alevlendi. Cumhurbaşkanı'nın sorumsuzluk yaptığını söyleyenleri normal...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bitlis’in Güroymak ilçesinin geleneksel adını kullanarak ‘Norşin’ deyince tartışma alevlendi. Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluk yaptığını söyleyenleri normal karşılamak pek mümkün değil.
Dün gün boyunca Norşin sözcüğünün üzerinden yapılan tartışmaları izledim. Yöre halkının Norşin isminin değiştirilmesi yönünde bir talepte bulunmuş olamayacağı ortada. Hâlâ kendi aralarında geleneksel Norşin ismini kullanıyorlar. İlçenin belediye başkanı, Cumhurbaşkanı’nın Norşin ismini kullanmasından mutlu olduklarını söylüyor. Bu kasabanın adı 1987 yılında değiştirilmiş. O tarihe kadar adı Norşin’miş. O tarihte bu kasabanın adının kimler tarafından ve hangi gerekçelerle değiştirildiğini çok merak ediyorum.
Bir ülke düşünün ki, o ülkeyi yönetenler sürekli korku üretiyorlar. Ürettikleri korkularla, toplumu bir cendere içine sokuyorlar. Akla hayale gelmeyecek müdahalelerle toplumu sürekli gergin bir psikoloji içinde tutmayı sürdürüyorlar. Bir ülke düşünün ki, orada 40-50 yıl içinde binlerce köy ve kasabanın ismi değiştiriliyor...
Nasıl değiştiriliyor, kim değiştiriyor? Bunu analiz etmeye çalışmak, sorgulamak bile mümkün değil. Yalnızca kabulleniyorsunuz. Örneğin Norşin adını kim kaldırdı? Vali mi, Kaymakam mı, Emniyet Genel Müdürü mü, İçişleri Bakanı mı? Elimde bu konulara ilişkin bir bilgi yok. Herhangi birisi olabilir. Böyle bir değişiklik bir kere yapıldı mı, bir kutsallık kazanıyor ve kimse üzerine konuşamıyor.
***
İlk bakışta doğal gibi gözüken ama üzerinde yeterince kafa yorulmayan o kadar çok ayrıntı var ki... İlköğretim okullarına her sabah ‘Türküm doğruyum’ şeklinde başlayan yemin merasimi neden konmuştur? Neden bu yemin her askeri darbeden sonra biraz daha militarist bir havaya girmiştir? Neden kimse buna sesini çıkaramamıştır? Milli maçlarda okunması doğal olan İstiklal Marşı, şimdi hangi gerekçeyle bütün lig maçlarında, hatta mahalle maçlarında bile okunmaktadır? Futbol Federasyonu’nun böyle bir kararı mı vardır? Eğer varsa Federasyon bu kararı neden almıştır? Yoksa, bu mecburiyet nasıl yaratılmıştır?
Türkiye’nin gerçek sorunu, Kürt sorununun, Kıbrıs sorununun, ekonomi sorununun çok ötesinde. Türkiye’nin ana sorunu, korkma ve korkutma üzerine kurulu olan politik/toplumsal psikolojide.
Sizi birileri korkutuyor. Eğer korkmazsanız, cezalandırıyor. Önce tehdit ediyor, susmanızı istiyor, olmazsa ceza vermek üzere harekete geçiyor. Korku üzerine kurulan sistem, kendi iç dinamiklerini yaratıyor. Karşı gelenin susturulması geleneği, uzun vadede herkesi korkutuyor. Korkunca itiraz edemiyorsunuz. Herkes birbirinden korkuyor. Oluşan korku atmosferi, sadece siyaset, kimlik, kültür gibi alanları değil gündelik yaşamın ve insan ilişkilerinin hemen hemen bütün boyutlarını nefes alınamaz bir hale getiriyor.
Korkutmasını bilenler, toplum psikolojisi üzerinde kendi iktidarlarını yeniden yeniden kuruyorlar. Korkutanların kurduğu toplumsal düzen hiçbir değişikliğe uğramadan varlığını sürdürüyor. Kürt sorunu korkular üzerine inşa edilmiş olan bu toplumun sorunlar piramidinin parçalarından sadece biri.
“Kürtler ana dilini konuşsun, milyonlarca yurttaşımızın ana dili Kürtçe okullarda okutulsun” diyorsunuz. ‘Bölücülük yapma’ diye karşı koyuyorlar. “Ülkemizin köylerinin kasabalarının benimsenmiş isimlerini değiştirme, tarihi siliyorsun” diyorsunuz, ‘Sus hain’ cevabıyla yüz yüze geliyorsunuz. Bu ülkede, korkuya dayalı olarak üretilen argümanlar, içleri ne kadar boş olursa olsun, hemen her alanda büyük etki yaratıyorlar.
***
Onlarca yıldır kökleşmiş algı biçimleriyle hesaplaşmak zorunda olmanın sancısını yaşıyoruz. Türk toplumu, korku ve paranoya üzerine kurulu bilinç sistemini aşma zorunluluğuyla karşı karşıya. Kürt sorununda gözlemlenen anormal tepkiler, Türk toplumunun genel korkularını sembolize eden bir nitelik taşıyorlar.
Taşlaşmış kalıplara, kökleşmiş korkulara tutunarak bu dünya içinde yer almak mümkün değil. Türkiye’nin tarihin küflü sayfalarından günümüze miras kalmış sorunları bu değişim rüzgârı içinde gün ışığına çıkıyorlar. Küf kokusuyla birlikte küflenmiş siyasetler ise güneş ışığından karanlıklara kaçmak istiyorlar.
MHP’li yönetici. ‘Bu konuyu görüşmem’ diyor.
Diğeri ‘Tamam Kürtçe öğretilsin ama eğitimin içine alınmasın’ diyor. Kürt’ü kabul edenler, Kürtçe’yi kabul edenler, şimdi de eğitim ve öğretim noktasında direnebileceklerini sanıyorlar. “Kürtçe’yi kabul edersek, Lazlar, Gürcüler, Çerkezler, Araplar çıkar, memleket bölünür” diyenler de hâlâ var.
Bir ülkeyi oluşturan değişik halkların, milliyetlerin dillerinin ve kültürlerinin korunmasının, eğitim ve öğretimin içinde yer almasının o ülkeye zararlı olacağı düşüncesi, her konuya korku, karamsarlık ve negatif duygular temelinde yaklaşan bilinç sistemimizin çok merkezi bir yapıtaşını oluşturuyor.
İnat boşuna, Türk toplumu kendi gerçeğiyle yüzleşerek bu sorun ve korkuların üstesinden gelecek ve ilerleyecek.
Zaten korku gerçeği değiştiremiyor.