'Kürt açılımı' Amerikan planı mı?

Bizim ülkemizde düşündüğünü zanneden, okuduğunu zanneden, bu nedenle çok şey bildiğini zanneden kesimlerin en güzel ve kolay açıklamaları, her şeyi ABD'nin planladığı üzerine kuruludur.

Bizim ülkemizde düşündüğünü zanneden, okuduğunu zanneden, bu nedenle çok şey bildiğini zanneden kesimlerin en güzel ve kolay açıklamaları, her şeyi ABD’nin planladığı üzerine kuruludur. Solcusu da böyle konuşur, milliyetçisi de, dindarı da. Aslında fanatik dindarlarda daha köklü başka bir alışkanlık daha göze çarpar. Onlar, ABD’nin yaptıklarını da ‘Yahudi’lere bağlayarak daha derin bir tahlil geliştirdiklerine inanırlar.
CHP yöneticilerinden birisini geçen gün dinliyordum. Hükümetin Ermenistan hükümetiyle hazırladığı mutabakat planını, “Biliyorum ki bunu onlara, ABD ve AB yaptırıyor. Onlar söylüyor bunlar yapıyorlar” diyordu.
Dünyayı böyle ezbere tahlil etme yeteneği kazandığın zaman her gelişmeyi kolayca açıklayabilirsin. Derin tahliller attırırsın, dinleyenler ve inananlar seni hayranlıkla izlerler.  ‘Az okumuş cahilliği’ ya da ‘okumuş cahilliği’ diyorum ben buna. Kadın ya da adam profesör olmuş, belki kendi alanında kıymetli de bir yeri var, ama gelin görün ki, o her şeyi bildiğini sanıyor.
Size, okullarda yıllarca ezberletilmiş bir takım basmakalıp resmi tarih tezleriyle dersler vermeye çalışıyor. Cumhuriyet tarihi onun gibiler için Nutuk’la sınırlıdır. Gerçeklerin hepsi orada yazılıdır. Tabii bir noktaya takılıp kaldığı için dünyada ne olup bittiğini derinlemesine anlamak ve öğrenmek de önemli değildir.  İhtiyacı da yoktur.
Benim çok bilmiş bir solcu tanıdığım yıllar önce tartışırken, kendisinin hiç gazete okumadığını söylemişti. Neden? diye sorduğumda, “Benim ideolojik birikimim o gazetelerde neler yazılacağını önceden bilecek düzeydedir” diye cevaplamıştı.
***
Çocukluğumda babamın işlerine yardımcı olan bir İbrahim amca vardı. İbrahim amca, bir akşam ayrıntısını şimdi hatırlamadığım uzaydaki yaşam üzerine duyduğu bazı efsaneleri gerçekmiş gibi bize anlatmıştı. O yıllarda üniversiteye giden bir yakınım da ona, “Biz o kadar kitap okuduk sizin bu söylediğiniz hiçbir yerde yazmıyor” demişti. İbrahim amcanın cevabı kısa ve netti: “Siz daha oraya gelmemişsiniz.”
Bizimkisi de o hesap. Her şeyi bilen adamlar ve kadınlar, son gelişmeleri size hiçbir araştırmaya gerek duymadan açıklayıveriyorlar. “Amerika bu işi çözmeye karar verdi. PKK’ya da AKP’ye söylediler. Onların da zaten yapabilecekleri başka şey yok. Şimdi bu ABD planı uygulanıyor. Zaten Abdullah Gül de ABD’nin adamı, işi de ona başlattılar.”
İşin bu kadarını ifade ettikten sonra gerisi kolay. Her yapılanı bir şekilde Washington’a bağlarsın biter. Gerçekten ABD bu bölgede ve dünyada her istediğini yaptırabiliyor mu? Planladığı her şey onların istediği gibi mi gidiyor?
Irak’taki durum ortada. ABD ordusu binlerce kayıp verdiği, milyarlarca dolarlık silah ve savaş harcaması yaptığı halde Irak’ta başarı kazanamadı. Müdahaleyi yapan Bush’un Cumhuriyetçi Partisi’nin adayı bu nedenle başkanlık seçimlerini kaybetti.
Afganistan’daki durum da felaket.
Taliban, Pakistan’daki yönetimi de sarsacak ölçüde etkili eylemler yapıyor. Pakistan’daki iktidar çaresizlik içinde köşeye sıkışmış durumda.
İran’da en ABD karşıtı olarak bilinen Ahmedinejad, Washington’a ve Batı’ya rağmen seçimi yeniden kazandı.
***
Bütün tabloya baktığımız zaman, ABD’nin her şeye karar veremediğini her şeye hükmedemediğini görebiliriz. Nitekim ABD şimdi Obama yönteminde bölgede kaybettiği gücünü ve prestijini kazanmak için siyasetlerini değiştiriyor. Obama, İslam dünyasıyla barışmak için çağrılar yapıyor.
ABD, önümüzdeki yıl Irak’tan çekilmek istiyor. Bu çekilişi sırasında bölgenin daha büyük bir kaos içine düşmemesi, istikrarın sağlanması için bir çekiliş planı yapmaya çalışıyor.
Bu konuda en çok işbirliği içinde olabileceği ülke Türkiye. Türkiye, bölgenin demokratik rejimle yönetilen en etkili ülkesi. Üstelik nüfusunun ezici bir çoğunluğu da Müslüman. Bölgede barışın ve istikrarın sağlanabilmesi ve korunabilmesi için Türkiye kilit ülke.
ABD, bölgeden çekilirken, Türkiye’nin Kürt sorununda da belli adımlar atılmasını, yöredeki barış ortamı için yararlı görüyor. Bu nedenle nüfuzunu çözüm yönünde kullanıyor. İyi de ediyor. 25 yıldır bölgede devam eden ‘düşük yoğunluklu savaş’ PKK’yı, da bölge halkını da yordu. Kürtler çözüm istiyorlar.
Aynı şey Türkiye’yi yöneten irade için de geçerli. ‘Silahla ezeriz’ diyenler haksız çıktılar. Bu inat ülkemize çok pahalıya mal oldu.
İşte bu çözüm ortamıyla ABD ve AB’nin hesapları birbirinin üzerine oturduğu için çözüm umudu geçmişe göre daha fazla. Ama kimse sanmasın ki, ABD istediği için bu sorun çözülür. Bu sorun, Kürtler ve de Türkler isterse çözülebilir.
Kürtlerin ezici bir çoğunluğunun artık barış istediğini anlayabiliyoruz. Ancak.
Kimliklerine yönelik geriye çekmeyecekleri talepleri de masada duruyor. Türkiye’yi yöneten irade bunu görüyor. Şimdi bütün mesele, ülkemizin batısını da Kürtlerin haklarının kabulü temelinde bir çözüme ikna etmek.
Hükümetin çabaları bu nedenle çok etkileyici oluyor. MHP’nin kızgınlığı ve öfkesi de artık sorunun çözümü için koşulların elverişli hale geldiğini görmesinden.
CHP’ye ne oluyor? Onun öfkesi çaresizliğinden mi, yoksa gelişmeleri okuyamayacak ve anlayamayacak kadar ülke ve dünya gerçeklerinden kopmasından mı?
Ayrıca değerlendirmek gerekiyor.