Kürt cephesinden 'operasyoncular'ın sicili

'Yesinler birbirlerini' gibi tepkiler anlamsız. Meşru zeminin kayması 'barışçı çözüm'ün iyice zorlaşması demek.

BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, son ‘operasyon’la ilgili kamuoyunun dikkatlerinden kaçan çarpıcı bir konuşma yaptı. Aydoğan’ın konuşmasının kritik noktası, ‘yolsuzluk operasyonu’nu yapanların asıl hedeflerinden birisinin ‘çözüm süreci’ni baltalamak olduğu tespiti...

Aydoğan’ın konuşmasının o bölümleri şöyle: “Bugün, mahkemelere bu kararı aldıranlar, bir süre önce, MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan’ı da tutuklamak istediler, onun da ifadesini almak istediler. Ama Sayın Hakan Fidan onlara teslim olmadı, bu anlayışa teslim olmadı. Eğer bunu başarabilselerdi, eğer bunu yapabilselerdi, arkadan, Sayın Başbakan’ı da aynı şekilde belki tutuklamak için mahkemelere götürecekler, savcı karşısına çıkaracaklardı ama Sayın Başbakan da bu konuda direndi. Evet, direnmeseydi, süreç bu şekilde bu noktaya gelmeyecekti.(...) Biz bu gelişmeleri, bu zihniyeti çok iyi okuyoruz. Onlara pabuç bırakmayacağız, herkes bunu böyle bilsin. Kimsenin gücü bu ülkede artık bu barışın, bu çözüm sürecinin engellenmesine yetmeyecektir. Bu operasyonları yapanlar da aynı zihniyettir, bu operasyonların arkasında da çözüm sürecini sabote etmek vardır. Evet, net söylüyorum: Hükümetin gücünü azaltmak istiyorlar. Hükümeti farklı şeylerle muhatap haline getirip çözüm sürecinde daha dik durmasını, daha çözüm sürecinin arkasında durmasını engellemeye çalışıyorlar. Biz bunu anlamayacak kadar apolitik değiliz, biz bunları çözmeyecek kadar politikanın, siyasetin uzağında değiliz.”
Kürt tarafından yapılan bu değerlendirme; önemli saptamalar içermenin ötesinde, ‘operasyoncular’ın kimler olduğuna dair somut bir teşhisi ortaya koyuyor. Aydoğan, asıl meselenin ‘yolsuzluk’ olmadığına dikkat çekerken operasyonu yapanların niyetlerinin ‘hükümeti diz çöktürmek’ olduğunu vurguluyor.

Evet, Kürtler tarafından, özellikle de BDP’li bir milletvekilinin çok net olarak ifade ettiği taraftan bakınca, hesaplaşmanın en kritik aktörlerinden birisinin Kürtler olduğu, netlik kazanıyor.

Ortalık karışsın istiyorlar
‘Operasyoncular’ Kürtlere yönelik ‘işler’de her zaman vardılar. İki buçuk yıl önce başlatılan ve yasal Kürt siyasetçilerini hedef alan ‘KCK operasyonu’nun arkasında da onlar vardı. Başbakan’ı, ‘PKK’yla yaygın bir savaş ve geniş bir tutuklama yoluyla sorunun çözüleceği’ noktasına getirmişlerdi. Hatta operasyoncular, bugün “Erdoğan devrilsin de nasıl olursa olsun” noktasına gelenlerin bir kesimini de o dönemde ‘KCK’lı’ diye hapse attırmak istemişlerdi.

BDP’li Aydoğan’ın konuşmasında dikkat çektiği gibi, Hakan Fidan da bu nedenle ‘operasyoncular’ın saldırısına uğradı. Son olarak, BDP milletvekillerinin tahliye edilmelerine engel olanların da aynı anlayışın mensupları olduğu iddia edildi. Ortalığı karıştırma hedefinden hiç vazgeçmediler.

Çatışmanın nasıl başlayıp, nasıl geliştiğini dikkatle ve adım adım takip ederseniz, ‘operasyoncular’ın düşünce sistemini rahatlıkla okuyabilirsiniz. Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarı meselesinin çok ötesinde, normal işleyen bir parlamenter rejime, gayri meşru bir müdahale söz konusu. Bürokrasi, yine, siyasi hayata hançer gibi girdi ve normali, anormal haline getirdi.
Ergenekoncular da seçilmişlerin üzerinde, Meclis’in üzerinde, başka bir devlet iradesinin olduğunu savunuyordu. Asker ve yargı gücüyle, sivil-asker bürokrasinin gücüyle, ‘devlet iradesi’ni dayatıyorlardı. ‘Operasyoncular’ın, onlardan, öz itibariyle ne farkı var?
Şimdi, “Bu kritik aşamanın, kritik aktörleri Kürtler ne yapacak” sorusuna geliyoruz.

“Yesinler birbirlerini” gibi tepkiler, bir anlam ifade etmiyor. Meşru zeminin kayıp gitmesi, ‘barışçı çözüm’ün iyice zorlaşması anlamına gelir. Operasyoncular ve müttefiklerinin inisiyatifi ele geçirmeleri halinde yapabileceklerini kestirmek zor değil.

Kürtler, ‘demokrasinin derinleşmesi’ açısından önemli, hatta belirleyici bir aktör ve potansiyel olma özelliklerini koruyorlar.