Kürt sorunu silahtan arınma yolunda, aslolan bu

Başbakan Tayyip Erdoğan, "Siyasi rant devşirme gayreti olursa sil baştan yaparız" dedi. PKK'lıların silahlarını bırakarak sınırdan içeri girmelerinden ve serbest bırakılmalarından bu yana ortaya çıkan tartışma, zaman zaman özünden sapıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, “Siyasi rant devşirme gayreti olursa sil baştan yaparız” dedi. PKK’lıların silahlarını bırakarak sınırdan içeri girmelerinden ve serbest bırakılmalarından bu yana ortaya çıkan tartışma, zaman zaman özünden sapıyor. Bunca tartışmanın ardından gerçek olan şu: PKK’lılar dağdan inebileceklerine ilişkin ciddi bir mesaj verdiler. İnişin başladığını, bunun sürebileceğini gösterdiler.
Unutmayalım, dağdan inenler, silahlarını bırakıyorlar, ‘silahlı mücadele’den vazgeçeceklerini, vazgeçebileceklerini, öncelikle ülkemiz kamuoyuna ve dünyaya açıklıyorlar. Silahlı bir örgütün kendini dağıtması, yıllarca dağda yaşamış insanların şehirde normal bir yurttaş olmaya karar vermesi kolay değil.
Ülkemiz kamuoyu nasıl gergin ve kafasında soru işaretleri içinde gelişmeleri izliyorsa, silah bırakmaya hazırlanan PKK’lılar da, bölge insanları da benzer bir gerginlik yaşıyorlar. 25 yıldır binlerce insanımızın ölümüne, milyarlarca doların silaha harcanmasına neden olan bir dönemin sona ermesinden söz ediyoruz. Üstelik bu 25 yıl içinde Türkiye’nin içinden ve dışından bu çatışmayı kışkırtan ve bundan rant elde edenlere rağmen yeni süreç başladı. Üstelik kazasız belasız başladı.
Silopi’de karşılama yapan insanları da anlayalım. O insanların birçoğunun ailesinden birileri ya dağdadır, ya çatışmada yaşamını yitirmiştir, ya da potansiyel olarak çocuklarından birisi dağa çıkabilir. Yine o insanların birçoğunun bu 25 yıllık ‘düşük yoğunluklu savaş’ döneminde köyleri boşaltılmış, kendisi veya yakınları gözaltına alınmış, yerinden yurdundan olmuş, gittikleri yörelerde kendilerine şüpheyle bakılmış, gözaltına alınmış, hapislere düşmüş, ağır bedeller ödemişlerdir.
Yaşamını yitiren 40 binden çok insanın 35 binden fazlasının bu bölge insanı olduğunu biliyoruz. Silahların susmasının bu bölge için ne kadar derin ve değiştirici bir anlamı olduğunu görmeliyiz, kabul etmeliyiz. Silopi’deki ve yöredeki kutlamaları, sevinci böyle okumak daha gerçekçi olur. Bu gösteriyi silahların susması umudunun dışa vurumu olarak kabul etmek asıl olandır.
***
Tepkisel milliyetçiliği kışkırtan, bundan rant elde etmeye çalışan kesimleri görüyoruz. MHP’nin ve CHP’nin yönetim kademelerinin daha sakin bir şekilde sürece müdahale etmeleri gerekirken, gerginliği artırıcı bir çizgi izlemeleri üzüntü verici.
PKK, silah bırakmaya hazırlandığı söylüyor. Bunun için ilk adımları da atıyor. Türkiye buna nasıl karşılık vermeli: Şimdi sizi geldiğinize geleceğinize pişman edeceğiz mi demeli? 1999 olduğu gibi gelenleri, silah bırakıp normal hayata dönme tutumu gösterenleri hapislere mi atmalı? Arkadan gelmeyi düşünenleri korkutmalı ve vazgeçirmeli mi?
O zaman dağdan inmek isteyen, buna hazırlanan insanlar ne yaparlar? İyi ki böyle yaptınız, böyle yaptığınız için daha geniş gruplar halinde silah bırakmaya devam edeceğiz mi derler? 1999’da gelenler hapse atıldılar. Yıllarca hapislerde yattılar. Bu süre içinde binlerce insanımız daha yaşamını yitirdi. Dağa çıkmalar devam etti.
Deniz Baykal ve arkadaşları, neden ılımlı bir tutum içinde bu sürecin sağlıklı yürümesine katkıda bulunmuyorlar? Neden silah bırakan PKK’lının serbest bırakılmasına tepki gösteriyorlar? Bırakılmasın ve umutlar mı kırılsın?
***
Şu gerçeği görelim: PKK için silahlı mücadele dönemi objektif olarak bitti. Ancak bir sürecin objektif olarak bitmesi subjektif olarak, nesnel olarak bittiği anlamına gelmez. Eğer süreç iyi yönetilmezse çatışma yeniden alevlenebilir. Sonunda PKK belki yine silahı bırakır ama bu Türkiye’ye de PKK’ya da, onları destekleyenlere de büyük acılar verebilir.
Şu ana kadar hükümet gelişmeleri asıl olarak iyi yönetti. Burada iç ve dış koşulların olgunlaşmasını görmenin verdiği bir bakış açısı yönetimi cesaretlendirdi. PKK ve Öcalan da bu gerçeği gördüklerini belli eden bir tutum gösteriyor.
Bence, şu andan sonra yapılacak en önemli şey, kamuoyunu, kışkırtan, tepkisel milliyetçiliği azdıracak tutumlardan kaçınmaktır. Ne yazık ki bu noktada gereken özen gösterilmiyor. Sanki PKK’ya büyük ödünler verilmiş gibi bir hava yaratılmak isteniyor.
Unutmayalım, sonuçta PKK’lılar silahlarını bırakmaya başladılar, sivil yurttaşlar olarak ülkelerine dönmeye başladılar. ‘Teslim olmak’ sözünü kullanmak istemiyorum ama sonuç olarak gelip güvenlik güçlerine ve yargıya teslim oluyorlar.
Gerçek durum budur. Telaşlanacak bir şey yok.