Kürtçe eğitim Türkiye'yi neden bölsün?

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Batman'da doğup büyüdüğü köyüne geçenlerde bir ziyaret yaptı. Gazetecilerin de izlediği gezinin ilginç anlarından birisi Bakan Şimşek'in amcasının gazeteciler tarafından anlaşılamayan...

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Batman’da doğup büyüdüğü köyüne geçenlerde bir ziyaret yaptı. Gazetecilerin de izlediği gezinin ilginç anlarından birisi Bakan Şimşek’in amcasının gazeteciler tarafından anlaşılamayan konuşmasıydı. Şimşek’in amcası derdini anadili olan Kürtçe anlatmıştı. Tercümanlığını da yeğeni bakan
Şimşek yapmıştı. 
Kürtçe, bu ülkede yaşayan milyonlarca yurttaşın anadili. Mehmet Şimşek, ilkokula başladığında tek kelime Türkçe bilmediğini söyledi. Benzer bir öyküyü Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’den de dinlemiştim. Baydemir, okula uyum sağlayabilmek için yaşadığı dil zorluklarının kendisinde travmalara neden olduğunu da anlatmıştı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “Kürtçe
seçmeli ders olarak başlar sonra zorunlu derse dönüşür. Bu da bölünmeye doğru giden yolun açılmasına neden olur” şeklindeki sözlerinin toplumun bir kesimi tarafından paylaşıldığı görülüyor.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bu endişlerin bir kısmının ‘bölünme paranoyası’na neden olduğunu ifade etti. Gerçekten de bir bölünme korkusunun yaşandığını söyleyebiliriz. Bazı siyasi çevreler bu korkuyu kasıtlı olarak körükleseler ve bundan siyasi rant elde etmeye çalışsalar da, sonuçta böyle bir korkunun var olduğu bir gerçek. O zaman bu korkuyu tartışalım.
***
Anadilde eğitim bir insan hakkıdır. Bugünün dünyasında milyonlarca yurttaşın talebi olan anadilini öğrenme ve öğretme hakkı reddedilemez meşru bir haktır. Kürtlerin önemli bir bölümü, Kürtçe’yi okunup yazılan bir dil olarak korumak ve kullanmak istiyorlar. Bunu da kendi kişisel çabalarıyla sınırlı tutmak istemiyorlar;  Kürtçeye devlet nezdinde sahip çıkılmasını istiyorlar. Bu talep giderek daha geniş Kürt kitleleri arasında taraftar buluyor.
Kuzey Irak’ta Kürdistan bölgesindeki
‘Kürtçe eğitim’ başarılı bir örnek olarak
yanıbaşımızda varlığını koruyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri zor yoluyla asimile etme politikaları iflas etmiştir. 20 milyon civarında oldukları kabul edilen koca bir halkın dilini, varlığını ortadan kaldırmak zaten mümkün değildi. Bu ülkeye egemen olan ‘ırkçı’ anlayış, yıllarca hayata ve gerçeğe karşı dövüştü ve yenildi. Bunun artık geriye dönüşü yok.
Kürtler, anadillerini koruyup geliştirmeyi
önlerine hedef olarak koymuş durumdalar. Dün Diyarbakır’da toplanan yüz binlerce Kürt’ün taleplerinden birisi de Kürtçe eğitimdi.
Gerçek budur. Önce bizim bu gerçeği görmemiz gerekiyor. Kürtler dillerini, kültürlerini, folklorlarını geliştirmek istiyorlar. Bu taleplerin önüne geçilemez. Önemli olan Türklerin de Kürtlerin bu hakkını teslim ettikleri barışçı bir ortam sağlanabilmesidir.
Avrupa’da yaşayan Türkler, çocukları anadillerini unutmasınlar diye ellerinden geleni yapıyorlar. Biliyorlar ki, anadilini kaybeden bir halk giderek yok olmaya mahkûmdur. Kürtler de yok olup gitmek istemiyorlar. Onlarca Kürt isyanının belki en önde gelen nedeni Kürt olarak var olma refleksiydi.
***
Kürtlerin bu haklı talebinin karşısında durmak, gerçekle anlamsız bir kavga anlamına gelecektir. Ayrıca böyle bir ret tutumu, Kürtlerin devlete karşı olan güvenlerini daha da sarsacaktır.
Günümüzde Anadolu’da yaşayan Kürtler arasındaki ağır basan eğilim, birlikte yaşama arzusudur. Yapılan anketlerde bu istek yüzde 90’ların üstünde çıkıyor. Yine Kürtlerin çok ezici bir çoğunluğu devletin Kürtlere yönelik ‘yok sayma’ tutumunun değişmesini istiyor.
Türkiye’ye egemen olan anlayış, bir karar verme noktasına gelmiş bulunuyor. ‘Kürt açılımı’ bu kaçınılmaz gerçeğin gelip dayatmasıdır. Türk milliyetçiliğinin kışkırtılması, Kürtlerin son derece haklı demokratik taleplerinin reddedileceği bir psikolojik ortam yaratılması, kaçınılmaz olarak bölünmeyi kışkırtacaktır.
Kürtçe, nasıl öğretilecek, seçmeli mi olacak, yoksa belli bir talebe göre mi öğretilecek, o bir sonraki aşamadır. Önce şunda anlaşmamız gerekiyor:
Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kendi dillerinde müzik, edebiyat, sanat etkinliği yapabilmeleri, anadillerini bilimsel yöntemlerle okullarda öğrenip geliştirmeleri, onların hakları mıdır, değil midir?
Kürtçe eğitim Türkiye’yi bölmez, Kürtlerle Türkleri daha sıkı birbirine yaklaştırabilir. Önemli olan bu eğitimin hangi anlayışla yürütüleceğidir.
Türkiye’deki milliyetçi militarist eğitimin ana karakteri bölücüdür. Her gün ‘Türküm doğruyum’
diye başlayan eğitim ne yazık ki, farklı kültürleri yok sayan, onları bu ülkeden silip atmayı hedefleyen bir anlayışı yansıtmaktaydı. Böyle bir eğitim, ‘birlik’ noktasında başarısızlığa uğradı. Türkiye’yi kanlı çatışmaların içine çekti.
İnkâr ve imha siyasetinin bizzat bölücülük
olduğu;  bölünmeyi kışkırttığı yaşadığımız büyük
acılarla hâlâ anlaşılmadı mı? 
‘Kürtçe eğitim’ bugün için birlikten yana bir barış talebidir. Olumlu karşılık görürse, olumlu sonuçlar verir.