Kürtleri doğru anlamak

Türkiye'nin batısında oluşan hava ile doğusunda yaşananlar arasında ciddi bir algılama kopukluğu olduğu kesin. Sık sık gidip gördüğüm Diyarbakır ve çevresindeki ruh halinin hızlı bir dönüşüm geçirdiğinin tanığıyım.

Türkiye’nin batısında oluşan hava ile doğusunda yaşananlar arasında ciddi bir algılama kopukluğu olduğu kesin. Sık sık gidip gördüğüm Diyarbakır ve çevresindeki ruh halinin hızlı bir dönüşüm geçirdiğinin tanığıyım. Kürtler, hangi siyasi düşüncede olurlarsa olsunlar bugünkü temel siyasi talepleri, kimliklerinin kabulü.
Kürtçeyi sınırlanmaksızın konuşmak istiyorlar. Devletin, Kürtçe’yi resmen tanımasını ve anadillerinin korunup geliştirilmesi için harekete geçmesini talep ediyorlar. Bu talepler nasıl gerçekleşecek tartışması işin ayrıntısı.
Türkiye’nin batısında ise durum bir türlü anlaşılamıyor. Kürtlere dil yasağı mı var ki deniyor. Kürtler her istediklerini yapıyorlar iddiası neredeyse bir klişe olarak tekrar ediliyor.
Bir okurumun yolladığı şu üç cümlelik e-mail batıdaki ruh halini çok güzel özetlediği için buraya aktarıyorum:
“Oral Bey,
Bir Türk’ün sahip olduğu hangi imkâna bir Kürt sahip değildir? Her Kürt, Kürtçe konuşabildiğine göre, Kürtçe nasıl olmuş da yasaklanmıştır? Esasen bir ‘dil’ yasaklanabilir mi?”
***
Kürtler, Türklerin sahip olduğu her türlü hakka sahip midirler? Önce buradan başlayalım. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir kendi yaşam öykülerini anlatırken yaşadıkları dil travmasını da anlatmışlardı.
Her ikisi de ilkokula geldiklerinde Türkçe bilmediklerini, Türkçeyi öğrenirken büyük sıkıntılar yaşadıklarını dile getirdiler. Tabii bu konuda milyonlarca örnekten söz edebiliriz.
Burada insani bir sorun olduğunu, bir dışlanma olduğunu görmezlikten gelebilir miyiz? Bir halkın anadili onun varlığının en temel şartlarından birisidir. Siz bir Kürt’e ilkokula geldiği andan itibaren anadilini unutması dışından bir seçenek bırakmıyorsunuz. Gelişip, yükselebilmesi, başarılı olabilmesi için tek şartın Türkçe öğrenmekten geçtiğini ona kabul ettiriyorsunuz.
Tabii ki, bu ülkede yaşadıklarına göre, bu ülkenin de resmi dili Türkçe olduğuna göre bunu öğrenecekler. Ancak, kendi dillerini yaşatmak ve geliştirmek istedikleri zaman karşılarına zaptiyelerin dikilmesini de istemezler.
Kürtler kendilerine uygulanan bu uygulamaya şöyle tepki gösteriyorlar: “Bizim etkili ve yetkili yerlere gelebilmemizin ilk koşulu Kürt kimliğimizi bir köşeye bırakmak olarak karşımıza çıkıyor.”
‘Kürtçe’ye yasak geldi mi ki’ sorusu ise anlaşılabilir gibi değildir. Daha 15 yıl öncesine kadar yalnızca ‘Kürt’ sözcüğünü kullanmak bile ağır cezalık suçtu. Ben, bu suçu işleyenlerden birisi olarak defalarca yargılandım. ‘Kürtler yoktur’ diye tez yazarak profesör olanların tanığıyız. Kürtçe diye bir dil yok diyenlerin varlığını hâlâ görüyorum ve bu konudaki algılamanın ne kadar yavaş yürüdüğüne şaşırıp kalıyorum.
***
Kaldı ki, Kürtlerin önemli bir kısmı, batıdakilerin tamamen tersine kendi anadillerinin yasaklandığı inancı içindeler. Kürt olarak dünyaya geldikleri için dışlandıklarını düşünüyorlar. Kendi bölgelerindeki yoksulluğun, yatırımsızlığın bir kader olmadığına, devletin kendilerine yönelik uygulamasının, dışlamasının sonucunda gerçekleştiğine inanıyorlar, bu konuda hiç şüpheleri bulunmuyor.
Tabii daha da önemlisi, buradan öfke ve tepkiyle bakılan PKK’nın, o bölgenin, o bölgenin insanlarının bir gerçeği olmasıdır. Diyarbakır’da dolaşırken şu tanımlamalara sık sık tanık oluyorum. “Şunun iki kardeşi dağda öldü, şunun iki oğlu bir kızı dağda. Şu gördüğünüzün iki kardeşi cezaevinde yatıyor.” Bunlar orada olağan durumları gösteriyor.
Bu nedenle buradan bakarak orayı anlamak çok zor. Geçmişten farklı olarak, orada toplumun ruh hali değişmiş durumda. Onlar, Bundan böyle ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir Kürt yurttaşı’ olarak yaşamak istiyorlar. Kürtçeyi öğrenip geliştirmeyi devletin desteklemesini istiyorlar.
Bu talepler geçmişten farklı olarak, kuvvetli bir irade halini almış durumda. Bunu anlamalıyız. Kürtlerle kardeşçe bir arada yaşamak irademizin, ancak onların kimliklerine saygı temelinde mümkün olabileceğini görmeliyiz.
Şimdi diyebilirsiniz ki, ‘Kürtler de Türkleri anlamalılar.’ Tamamen katılıyorum. Güneydoğu’ya gittiğimde Türkiye’nin Batısında oluşan duyarlığı onlara aktarıyorum ve yeni bir dil geliştirmelerine, uzlaşmacı bir dil üzerinde yeni iletişimler kurmaları gerektiğine dikkat çekiyorum.
Tabii bunların hepsini söyleyelim. Ancak ortada değişmesi gereken bir durum var. 1982 darbe Anayasası değiştirilmelidir. Bu Anayasa’nın bir ırka vurgu yapan dili değiştirilmelidir. Ülkemizin bütün renklerine ve farklılıklarına seslenen yeni bir dil Anayasa’ya egemen olmalıdır.
Net bir şey söyleyeyim: Bu ülkede birlikte daha güzel bir hayat kurabiliriz. Demokrasi içinde, barış içinde, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak gören yeni bir anlayış içinde.
Yeni bir uzlaşma ortamı için, ciddi bir yapısal değişime gerek bulunuyor. Bunun için de yeni bir ruh hali yaratılmalıdır. ‘Açılım’ en çok bu alanda önem kazanıyor.