Kürtlerin de Türkleri anlayabilmesi...

Önceki günkü yazımda Türklerin Kürtleri anlaması üzerinde durdum. Yazıma gelen tepkilerden, Türklerin Kürtleri anlamasının kolay olmayacağı bir kez daha ortaya çıktı.

Önceki günkü yazımda Türklerin Kürtleri anlaması üzerinde durdum. Yazıma gelen tepkilerden, Türklerin Kürtleri anlamasının kolay olmayacağı bir kez daha ortaya çıktı. Bu (benim açımdan) sürpriz olmadı. Yıllarca milliyetçi önyargılarla şartlanmış bir kamuoyundan, tarihi tek taraflı olarak okumuş bir kitleden başka türlü tepkiler beklemek zaten gerçekçi olmaz.
Yine de şu kadarını teslim etmek durumundayız: Kürt sorunu dahil olmak üzere, temel tartışma konularında kamuoyunda giderek daha sorgulayıcı ve daha dikkatli bir dil kullanıldığı, sorunlara ‘acaba’ diyerek yaklaşanların sayısında bir artış olduğu gözlemlenebiliyor.
“Türkler Kürtleri yeteri kadar anlamıyor, peki Kürtler Türkleri ne kadar anlıyor?” sorusu, üzerinde durmamız gereken yeni bir boyut olarak karşımızda.
Türk kamuoyunun göstereceği tepkilerin şekillenmesi, biraz da Kürtlerin kullanacakları üsluba bağlı olarak gelişecek. Kürtlerin neyi nasıl söyleyecekleri, Türklerin kaygılarına karşı nasıl tepki verecekleri önemli. Şunu unutmayalım Türkler dağılan bir imparatorluğun, yöneten unsuruydu. Osmanlı’nın geçen yüzyılda milyonlarca kilometrekare toprak yitirmesi, Balkanlardaki Müslümanların yerlerini yurtlarını terk ederek Anadolu’ya sığınmak zorunda kalması gibi olgular Türklerin hafızalarında yaşamaya devam ediyor.
Ne olursa olsun, sorunun çözümünde tayin edici olacak olan kamuoyu öncelikli olarak Türk kamuoyu. Partileri ve iktidar güçlerini asıl etkileyen çoğunluğu onlar oluşturuyorlar. Egemen kültür onların kültürü. Türkler, geçmiş deneylerinin etkisiyle ve milliyetçi propagandanın kafa karıştırmasıyla bir ‘bölünme sendromu’ yaşıyorlar. Kürtlerin ‘ayaklanması’nın gerisinde Türkiye’yi bölmek isteyen güçlerin parmağının olduğu yönündeki kanaat ve Kürtlere tanınacak bazı kimlik haklarının bölünmeyi kışkırtacak sonuçlar doğuracağı yönündeki düşünce, yaygınlığını koruyor.
***
Türklerin bu kaygılarının ne oranda haklı olduğu ayrı bir tartışma konusu olarak masaya yatırılabilir. Ancak böyle bir kaygının varlığının önem taşıdığı, özellikle de Kürt kimliği adına siyaset yapanların bu kaygıyı iyi analiz etmeleri gerektiği ortada. Ayrıca, Kürt siyasetçileri tarafından yapılan ‘çözüm olmazsa bölünme olur’ türü açıklamaların, Türk milliyetçiliğini suladığını, geliştirdiğini unutmamak gerekiyor.
Kürtler, dillerini konuşamamanın, yıllarca yok sayılmanın, jandarma baskısına uğramanın, ekonomik alanda dışlanmanın acısını yaşamaya devam ediyorlar. PKK eylemlerinin 25 yıl gibi uzun süren bir ayaklanma haline dönüşmesi, belki bu acılar bağlamında değerlendirilebilir. Ancak, Kürtler unutmamalılar ki, Türklerin psikolojik olarak değişime hazır olmaları da büyük önem taşıyor.
Türk toplumunun bu süreçte psikolojik olarak yenik taraf konumuna düşmesinin engellenmesinde yarar var. Çoğunlukta olan bir halkın bir yenilgi, bir başarısızlık psikolojisi içine girerek azınlıkta olan halkın haklarının verilmesine yürekten rıza göstermesini beklemek zor. Yani bu süreç içinde sadece Kürtlerin değil Türklerin de psikolojisinin göz önünde bulundurulması gerektiği ortada. Hatta Türklerin psikolojik formasyonunun daha hassas ve kırılgan olduğunu öne sürmek bile mümkün. Yine unutmayalım ki, Türkiye’nin Batısı’nda kalkan her cenaze, tamiri pek kolay gözükmeyen düşmanlıklara yeni bir katman ekliyor.
***
Kürt sorunu aynı zamanda bir Türk sorunu. Bu nedenle, iki halk bugüne kadar bunca çatışmaya, bunca ölüme rağmen birliğini koruyabildiyse, her şeye rağmen bazı şeylerin de olumlu olduğunu söyleyebiliriz. İki halk arasındaki uçurum, bir bölünme noktasına gelmiş durumda değil. Kürtlerin de Türklerin endişe ve kaygılarını kışkırtmayan bir üslup ve eylem çizgisi izlemeleri, barış için olmazsa olmaz koşullar arasında.
Örneğin ‘muhatap’ tartışması bu koşulların kilit noktalarından birini oluşturuyor. İki yaklaşım arasındaki farka dikkat etmemiz gerekiyor... “Sorunun çözümü için Öcalan’ın katkısı önemlidir” demek başka, “Çözüm için muhatap Öcalan’dır” demek başka. Türk kamuoyunun (bugün) Öcalan’ın muhatap alınmasını kabul etmesi mümkün değil.
Çözüm gayretinin artmakta olduğu bu kritik dönemde, her adımda böyle dikkatsiz çıkışlar yapılması, çözüme değil çözümsüzlüğe katkıda bulunur. Geçenlerde İsmail Beşikçi, Neşe Düzel’le Taraf gazetesindeki söyleşisinde “Muhatap seçilmiş olan DTP’dir. DTP, PKK ve Öcalan’la görüşerek bu sorunun çözümüne katkıda bulunabilir” diyordu. DTP’nin aradan çekilerek muhatap olarak Öcalan’ı göstermesinin anlamsız olduğuna dikkat çekiyordu Beşikçi.
Sonuç olarak, Kürt kimliği adına siyaset yapanların Türk kamuoyunun duyarlıklarına dikkat etmesinin, sürecin sağlıklı yürümesi ve sabote edilmemesi bakımından gerekli olduğu gerçeğini herkesin aklının bir köşesinde bulundurması gerekiyor. Kim ne derse desin, Kürtlerin de Türkleri anlaması önemli... Ve giderek daha da önem kazanıyor...