Kürtlerin umudu kırılırsa...

Ya biz anlamıyoruz, ya da Türkiye'yi yönetenler çok zeki... Dün Türkiye'nin dört bir yanında sürdürülen operasyonlarda, onlarca DTP yöneticisi, belediye başkanı, eski belediye başkanı bir polis operasyonuyla gözaltına alındı.

Ya biz anlamıyoruz, ya da Türkiye’yi yönetenler çok zeki...
Dün Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülen operasyonlarda, onlarca DTP yöneticisi, belediye başkanı, eski belediye başkanı bir polis operasyonuyla gözaltına alındı. Bu yazı yazılırken operasyon sürüyordu.
Artık söyleyecek fazla bir sözün kalmadığı noktadayız. Görünen o ki, KCK diye adlandırılan örgüte yönelik olduğu iddia edilen bir operasyonla yüz yüzeyiz. KCK konusunu daha önce de çok konuştuk. KCK, bir bakıma ‘PKK’nın yasal alana adapte olması çabası’ olarak adlandırılması mümkün olan bir oluşum. 
Kürt sorunu kökeni itibarıyla sosyal bir sorun. ‘Ayrı bir kimliği olan bir halkın, kendi kimliğiyle ilgili dertleri, kaygıları ve direnişi’nden doğan bu sorunu, Türkiye’yi yöneten irade, hep farklı bir pencereden algılamayı tercih etti. Bu iradenin, ‘tek ulus/tek dil’ mantığına dayanan dayatmacı bir tutum içinde Kürtleri yok saymak ve onları asimile etmek noktasındaki ısrarı, bu sosyal sorunu bir siyasal soruna dönüştürdü.
Bugün Kürt sorunu asıl olarak bir siyasi sorun
olarak karşımızda duruyor. Kürtlerin kimlik taleplerini siyasi alanda ifade etme mücadelesi yürüten siyasi
akım, ‘dağ’ ile, ‘Türkiye’ye egemen olan inkârcı mantık’ arasına sıkışmış durumda.
PKK’nın dağdan inmesinin ve silahları bırakmasının sağlanması, bir süreden beri, Türkiye’nin ufkundaki en önemli hedeflerden ve Türkiye’nin kurmaya çalıştığı yeni vizyonun en önemli koşullarından birisi. Türkiye’nin bu konuda önemli bir mesafe alması durumunda etkinlik, kültürel zenginlik, ekonomi, stratejik önem vb. açılardan sağlayacağı avantajları ve ilerlemelere vurgu yapmaya gerek bile yok. Ama bu konuların hâlâ sağlıklı şekilde değerlendirilemediğini görmekteyiz.
***
PKK’nın dağdan indirilmesi, bir geçiş sürecini gerektiriyor. Bu süreç içinde, değişik yöntem ve örgütlenme biçimleriyle PKK’nın silahlarını bırakması ve barış sürecinin içine katılması gerekiyor.  Kürtler bunu görüyorlar ve bu bağlamda bazı yeni yapılanmalar geliştirmeye çalışıyorlar. KCK’nın da bu çerçeve bağlamında değerlendirilmesi mümkün. Ama Türkiye’deki irade, yaşanan süreçleri siyasi bir anlayış içinde algılamayı başaramadığı için, Kürtlerin yasal alandaki damarlarını kesmeyi ‘yaratıcı’ bir yol olarak algılamaktan kurtulamıyor . 
25 yıldır egemen olan bu ‘metot’un bir sonuç vermediğini defalarca gördük ve defalarca dile getirdik. 21. yüzyıl gibi bir dönemde, Kürtler kadar büyük nüfüsa sahip bir etnik topluluğun bütün yasal temsilcilerinin hapse atılmasının herhangi bir mantıkla bağdaşır yanı olamaz.
***
Bu olanlardan en olumsuz yönde etkilenecek olan siyasi güçlerden birisi, elbette ki iktidardaki AK Parti olacağı kanaatindeyim. O nedenle de, bu operasyonları ‘hangi merkez’in/ ‘hangi akıl’ın yaptırdığını merak ediyorum.
İnsan kendine “Acaba Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son günlerdeki açıklamaları operasyonculara cesaret mi verdi?” diye sormadan edemiyor. Gül ve Erdoğan son dönemde DTP’lilere yönelik sert açıklamalar yaptılar. Açılım sürecinin ilk dönemindekinden daha farklı bir psikolojik ortam oluştu. DTP’lilere yönelik baskı ve yasaklamaları artırmak için zaten fırsat kollayan ‘devlet içi güçler’in bu havadan esinlerek ‘durumdan vazife’ çıkartmış olma olasılıkları yüksek görünüyor.
O bölgeyi tanımak ve o yöredeki halkın duyarlıklarını anlayabilmek için elinden geldiğince çaba gösteren birisi olarak bu son yapılanları büyük bir üzüntü ve şaşkınlıkla karşılamaktayım.
Bu anlayışla çözüm üretilmesi de, barışın sağlanması da mümkün değil. Bu ‘olanlar’ın geri tepmesi kaçınılmaz. Doğacak olan sonuçları da kısa sürede göreceğiz. Bu tür yaklaşımların, Kürtlerin duygusal olarak Türkiye’den kopmasına katkıda bulunmak dışında bir sonuç vermeleri elbette ki beklenemez. Kürtlerin çözüm umutlarının kırıldığı oranda kendi sertlik yanlılarına teslim olma yönündeki eğilimleri de güçlenecek.
***
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Kuzey Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nde ABD ve Barzani ile anlaşarak yeni bir yol haritası çizmeye çalıştığı bir dönemde, Türkiye Kürtlerinin yasal temsilcilerinin susturulmasının ne gibi bir anlam taşıdığını, bu yaklaşımın ‘genel süreç’ içinde neye işaret ettiğini değerlendirmek oldukça zor.
Şu noktanın bir an önce irdelenmesi ve aydınlatılması gerekiyor: Hükümet mi çizgi değiştiriyor, yoksa çözüm istemeyen güçler bunları hükümeti zor durumda bırakmak amacıyla mı yapıyorlar? Tabii soruyu cevaplama görevi, öncelikli olarak hükümet yetkililerine düşüyor.
Kürtlerin içindeki umudu kırmanın iyi sonuçlar getirmediğinin anlaşılması için galiba bu yaşananlar yeterli olmamış. Bir şeyleri anlamamız için daha yeni felaketler, daha sert depremler yaşamamız mı gerekiyor? 
Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir yöntemdir? Bu nasıl bir siyasettir? Anlayan beri gelsin...