Laikçi muhafazakarlık "kadınlar plaj"ında...

Antalya'da "Kadınlar Plajı"na gösterilen tepki, laik kesimin giderek kurtulduğunu düşündüğümüz bir anlayış kodunu yeniden hortlatıyor: "Kadınlar örtünmesinler, eğer örtünürlerse de evlerine kapansınlar."
Laikçi muhafazakarlık "kadınlar plaj"ında...

Kadınlar denize girsinler mi, plajlardan yararlansınlar mı? Sorulması gereksiz gibi görünen bu soru birden ciddiyet kazandı.

Zira plajlar kenti Antalya'dan garip bir ses yükseliyor... “Kadınlar erkeklerle plaja giriyorlar ya, kadın plajı nereden çıktı...” diyenler var. Neden? diye sorarsanız cevap hazır: “Cinsiyet ayrımcılığı istemiyoruz...”

Cinsiyet ayrımcılığı gerçekten pek köklü bir derdimiz. Bunu bize öğreten, farkındalık yaratmayı başaran kadınlar, cinsiyet ayrımcılığıyla mücadelenin bu olmadığını da pek güzel kavrattılar.

Çok az sayıda kadınlara mahsus plaj var. Bir yenisi de Antalya'da açıldı. Bütün çalışanların da kadın olduğu bu plajdan, kadınlar ücretsiz olarak yararlanıyorlar. Plajın açılması, “karşı tepki”yi de beraberinde getirdi. “Kadınlar Plajı” uygulaması, 24 Ağustos Pazar günü, Antalya Halkevi üyesi kadınlar ve Akdeniz Üniversitesi Öğrenci Kolektifleri tarafından düzenlenecek piknikte protesto edilecek. Sarısu'daki piknik alanında toplanacak eylemciler, kadınlı-erkekli denize girecek.

Kadınlar plajına gerek olmadığını vurgulayan Antalya Halkevi Başkanı Ayten Ceyhan, nedenlerini şöyle sıralıyor: "Antalya dünya kenti ve dünyanın dört bir yanından insanlar gelip denize girip çıkabiliyor. Kimse birbirinden rahatsız değildi. Buna neden ihtiyaç duyuldu, anlam verebilmiş değiliz."

Bu tepkiyi gösteren ve kadınlara bir plaj açılmasını istemeyenlerin, “kadınları düşünerek” böyle yaklaştıkları tezi, ne kadar inandırıcı olabilir? Biliyoruz ki, Türkiye'deki kadınların önemli bir bölümü, en azından başörtüsü takarak örtünüyor. Bu kadınlar, başka erkekler önünde soyunmak, onlarla birlikte denize girmek istemiyor. Hatta örtünmeyen kadınların bazıları da, erkeklerden uzakta denize girmeyi tercih edebiliyor.

Bu kadınların, kendi tercih ettikleri koşullarda denize girmeye hakları olmayacak mı? Bu soruyu hep birlikte cevaplayalım. Pek çok kadın, bu sebepten plaja giremiyorsa, bir çözüm üretmek gerekiyor. Herhalde ayrı plaj isteyenleri evlerine kovalayacak değiliz.

ÖRTÜLÜ KADININ DRAMI

Lacivert Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Meryem İlayda Atlas, Kurtköy'de kendi yaşamakta olduğu, örtülü kadınların havuz deneyimini şöyle anlatıyor: “Son iki senedir Kurtköy'de yaşıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi buraya tam olimpik bir havuz yapmış. Havuzun üyelik ücreti 15 TL. Bu ücret karşılığında iki ay boyunca haftada iki saat havuzu kullanabiliyorsunuz. Tesis gıcır gıcır, havuz şahane...Hizmet götürdük, peki ya ilgi nasıl. Bir sene boyunca düzenli devam ettiğim havuzun sabah 8.30 seansında ortalama 45-50 kadın oluyor. Gençler o saatte okulda oldukları için çoğu ortayaş üstü...Katılımcılar bir hayli istekliler, hem doktorlar belli bir yaştan sonra bel ve boyun fıtıklarına yüzme veriyor, herkes halinden memnun.”

Peki kadınlar yazın denize girmek istemez mi? İşte bu soruya da cevap arıyor Atlas: “Yine aynı sorun, nerede yüzeceksiniz? Bir yanda dindar kadının yüzme talebini beş yıldızlı otel adı altında fahiş fiyatlarla ve çok kötü hizmetlerle karşılamaya çalışan tesisler, diğer yanda taşlık, kayalık, dalgalı en kötü deniz kenarlarında yer bulabilmiş kadın plajları(...)Daha da kötüsü sahil şeridinin çok küçük bir kısmı kadınlara ayrılmıştır. Kocaman karma plaj bir yanda, kum tanesi başına sekiz çocuk düşen küçücük kumsal bir yanda...Her durumda erkeklerin havuzları, tesisleri, daha geniş ve daha ferahtır. (...)her ortamda-camilerde olduğu gibi-kadınların harekat alanları çok küçük bir mekanla sınırlandırılmıştır.”

Meryem İlayda Atlas, muhafazakar kadınlar adına şu soruyu soruyor: “Peki ne yapalım, yüzmeyelim mi? (…) Türkiye'de kamusal alan, homojen ve seküler değerlerle belirleniyor, sosyolojiye göre değil(...) bu insanlar kamusal alanı evleri gibi görüyorlar. Kamusal alanda her yer açma talebine, 'hanelerine taciz edilmiş' gibi ağlamaklı oluyorlar, çare yok(...) Böyle bir plaj yapıldığında kapısına gelip utanç duvarı diye bağırıp, yazan, çizen meslektaşlarımın sesi de biraz çok çıkıyor olabilir...”

LAİKÇİ YASAKÇILIK

Antalya'da “Kadınlar Plajı”na gösterilen tepki, laik kesimin giderek kurtulduğunu düşündüğümüz bir anlayış kodunu yeniden hortlatıyor: “Kadınlar örtünmesinler, eğer örtünürlerse de, evlerine kapansınlar.” Tabii şunu da ekleyelim: Milyonlarca kadının eve kapanmasını, kamusal alandan silinip gitmesini doğru bulsaydık, parlamentoya örtülü kadın giremez ısrarından vazgeçilmezdi.

Bunun “kadınların özgürlüğü” adına yapıldığı klişesi devam edip giderdi.

Bu yasakçı düşünce sistematiği; empati duygusundan yoksun bir anlayış olarak, zaman zaman karşımıza çıkabiliyor. Bu zihniyete bağlı kadınlarla erkeklerin, bir iki kuşak öncesinde, anneleri de, denize, “Kadınlar Plajı”ndan giriyordu.

Şunu iyi biliyoruz: örtünen kadın; hem yasakçı laikçilikten, hem de İslam dünyasının erkek egemen yapısından acı çekiyor.

Sokağa çıkmak, denize girmek isteyen kadın, bu ülkenin kadını. Onların önünü keserek, hangi toplumsal dönüşüme katkı sağlayabilirsiniz...

Kaç göç günlerine geri dönüş travması, toplumun bir kesimini dramatik bir şekilde, sürekli şikayetçi olduğu yasakçılığa sürüklüyor.