Lampron, Namrun, Çamlıyayla

Gece yorganı başıma çekip yattım. Bir anda başka bir dünyaya gelmiş gibiyim. Tarsus'un Namrun yaylasındayım. Toroslar'ın en yüksek bölümü olan Bolkar dağlarının eteklerindeyim.

Gece yorganı başıma çekip yattım. Bir anda başka bir dünyaya gelmiş gibiyim. Tarsus’un Namrun yaylasındayım. Toroslar’ın en yüksek bölümü olan Bolkar dağlarının eteklerindeyim. Deniz seviyesinden 1100 metre yüksekliğe ulaşmak burada yalnızca yükseğe çıkmak anlamına gelmiyor; asıl olarak Çukurova’nın, Tarsus’un, Adana’nın Mersin’in sarı sıcağından kurtulmak anlamına geliyor.
Temmuz sıcağında Büyükada’yı terk edip gitmek de neyin nesidir diye sorabilirsiniz. Annemin geçirdiği bir kaza ve ardından ameliyat olması nedeniyle yazın en sıcak günlerinde memleketime geldim. Annem, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde ameliyat oldu. Oldukça kritik sayılacak bir ameliyatı başarıyla atlattı diyebilirim.
Üniversite Rektörü Prof. Dr. Suha Aydın, ortopedi bölüm başkanı Prof. Dr. Fehmi Kuyurtar, kardiyolog Dr. Türkay Özcan, Prof. Dr.Esat Yılgör, Anestezi uzmanı Doç. Dr. Şebnem Atıcı bir hekim duyarlığı içinde ilgi gösterdiler. Ameliyatın başarılı geçmesine olanak sağladılar. Dostum Prof. Dr.Mahmut Nedim Doral Ankara’dan adım adım izleyerek bize destek verdi. Ortopedist Doç.Volkan Öztuna’nın  maharetli elleriyle çok başarılı bir ameliyat gerçekleştirildi. İki üç günlük gerginliğin ardından bir rahatlık hissettik.
Prof. Dr. Fehmi Kuyurtar, “Bu gece anneniz yoğun bakımda kalacak sizin burada beklemenize gerek yok” deyince, hiç hesapta olmayan bir imkan önümüze çıktı. Kız kardeşim Serpil’in eşi Kamuran, “Haydi o zaman geceyi Namrun’da geçirelim” deyince kuzen Sedat’ın eşi her zaman imdadımıza hızır gibi yetişen Yurdanur’la birlikte yayla yollarına düştük. Bir buçuk saat sonra buz gibi serinlikler içindeydik.
Bizim geniş aile her yaz olduğu gibi yaylada toplanmıştı. Akşamı aynı bahçenin içindeki, teyzelerimin, onların çocuklarının yani kuzenlerimin evlerini ziyaret etmekle geçirdim. Akşam teyzemin kızları Ünal abla ve Aysen’le birlikte çay eşliğinde biberli ekmek yedik. Cahide teyzemin evinde sabah kahvaltısını yaptım. Güngör teyzemin evinde kızı Oya’nın hazırladığı kahveyi içtim. Teyzemin çocukları, Selçuk, Gönül, Deniz, Sedat’la yayla ve geçmiş günlerimiz üzerine derin muhabbetlere daldık. Enişteler, gelinler, torunlarla yayla kuşaktan kuşağa eklenip gidiyordu.
Dayımın kızı Solmaz, benim yaylaya geleceğimi duyunca epeyce beklemiş sonra evine gitmişti.
Onu ve Nermin yengemi göremedim. Gönül’ün eşi Ferit gece Adana’ya gidip havaalanından gelini ve torununu getirmişti.
Serin yayla havasında derin bir uyku çektikten sonra, sabah erkenden uyandım. Çarşıya doğru yürüyüşe geçtim. Kör oluğun önünden, Mantocu Hilmi’nin evinin arkasından geçip Beyleroluğu’dan bir soğuk su içtim. Oluğun yanı başında geçen yıl yitirdiğimiz sınıf arkadaşım, hapishane arkadaşım, solculuk arkadaşım Sait Kozacıoğlu’nun evinin önünde durdum. Onu sevgiyle andım.
Çarşıda sabah yeni oluyordu. Karsambaççılar dükkanlarını açıyorlardı. Yayla domatesleri manavdaki yerini almıştı. O güzelim doğanın içinde Namrun çarşısının zevksizliği üzücüydü. Eskiden çarşı çok daha estetikti, göz zevkine uygundu.
Çarşı dönüşü Karacaaslan’ın evinin fotoğrafını çektim. Yaylanın en güzel eski konaklarından birisi terk edilmişlik yüzünden yıkılmak üzereydi. Arkadaşım Tatlıcı Mehmet henüz dükkanını açmamıştı. Yayla sabaha yeni uyanıyordu.
Eskiden olsa çarşıya girdiğimde onlarca tanıdıkla karşılaşırdım. Şimdi tanıdık yüz bulmakta
güçlük çekiyordum.
Güzide teyzenin oğlu Tezcan’ın evinin önünden geçtim uyanmamıştı. Amcamın oğlu Nihat bu haftayı şehirde geçirmek üzere gitmişti. Her gelişimde görmek istediğim futbolculuk arkadaşım Mithat uzaktaydı, belki dönüşte Çayırekinliği’ndeki kahvede onu görebilecektim.
***
Teyzemin evinde otururken teyzemin oğlu Selçuk elinde bir eski tarihi resimle geldi. “Adana vilayeti Lampron kalesi” yazıyordu resmin altında. Namrun kalesinin resmiydi bu. Aşağıdan deve kervanları geçiyordu. Lampron adı zaman içinde Namrun’a dönüşmüştü. Peki sonradan konulan Çamlıyayla neyin nesiydi? Tam bir saçmalıktı, bir isim katliamıydı yapılan.
Bu tepkimi kaçıncı kez ifade ediyorum. İstiyorum ki hemşerilerim harekete geçsinler ve eski ismi yeniden kazanmak amacıyla bir çaba içine girsinler.
Namrun’u geri istiyorum. Gidenler geri gelmez. Eski yayla günlerine geri dönmek mümkün olmaz, ama en azından adını kurtarabiliriz.
Bu bile bir şey diye düşünüyorum.
Burayı Namrun olarak bilen yaşayan ve ölen atalarımızın ruhu için bile bunu yapmak bir anlam taşıyor.