Mağduruyum ama...

28 Şubat'ta mağdurdum ama Bir'in ve Özkasnak'ın da haklarını savunmanın bir görev olduğuna inanıyorum.

Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak’ı, 1997’de, uzun bir Güneydoğu gezisinde tanıdım. 28 Şubat dönemindeki basın brifinglerinden birisine de katıldım. Dönemin hâkimi, devletin hâkimi gibi hareket eden bir ekibin sözcülerindendi.

Özkasnak’ın 28 Şubat döneminde benim ve Aydın Engin’in Cumhuriyet’ten atılmamız için telefon görüşmeleri yaptığını yıllar sonra öğrendim. O dönemde gazetenin genel yayın koordinatörü olan Hikmet Çetinkaya bu telefon konusunu anlattığında Özkasnak çoktan emekli olmuştu...

Çevik Bir’i şahsen tanımadım. Kendisi, bir dönemin ‘haddini aşan’, ‘küçük dağları ben yarattım’ havasındaki askerlerindendi. Gazetelere, yargıya müdahale ediyor, kendine göre ‘Türkiye’yi yeniden düzenleyebileceğini’ sanıyordu.

Daha makul biri

Karadayı’yı, emekli olduktan yıllar sonra kapalı bir çalışma toplantısında dinlemiştim. Kendisini daha dengeli kişilikte, daha makul konuşan biri olarak tanıdım.

Çevik Bir, Erol Özkasnak ve bir grup subay, 28 Şubat ‘post-modern darbesi’nin sorumlusu olma gerekçesiyle yaklaşık 10 aydır tutuklu. Haklarında iddianame yazılmadı. ‘Sorgusuz sualsiz yatıyorlar’ denir böyle hallere. Şimdi, ‘ekibe’ İsmail Hakkı Karadayı da katılacak gibi görünüyor.

Bir şey dikkatimi çekiyor: Ergenekon sanıklarına gösterilen ‘olumlu’ ilgi, 28 Şubat sanıklarına gösterilmiyor. Kimsenin aylardır tutuklu olan Çevik Bir ve Özkasnak’tan söz ettiği yok.

28 Şubatçıların hakkını da savunacağız

Özkasnak’ın telefonlarına rağmen İlhan Selçuk bizi Cumhuriyet’ten atmadı ama yazılarımız yarıya indirilerek gazetenin en okunmaz köşelerine yollandı. Aydın Engin köşe yazılarını bıraktı. Özellikle bu bağlamda, 28 Şubat’ın mağdurlarından sayılabiliriz.

Çevik Bir’i o dönemde bile eleştirmekten geri durmayan bir gazeteci olarak, onların da haklarına saygı duymak zorunluluğunda olduğumun farkındayım.

Ülkemizdeki yargılama zihniyetini, demokrasi ve temel insan haklarıyla da halkın değer, beklenti ve ihtiyaçlarıyla da hiçbir zaman bağdaştıramadım. Gençliğimizde başımıza gelen yargı felaketlerinden sonra şöyle bir slogan kullanırdık: “Önce idam et, sonra yargılarsın...” Bu ‘kültür geleneği’nin ne yazık ki hâlâ değişemediğini görebiliyor, Çevik Bir’in ve Özkasnak’ın da haklarını savunmanın bir görev olduğuna inanıyorum.

Darbecilerin yargıya hesap vermesini savundum ve bu davaları Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek önemde gördüm. Artık, siyaseten/idari yollarla, halkın beklentilerini ve temel insan haklarını gözeten mantıklı bir çözüme ulaşılması gerekiyor.

Destekçiler çoktu

Askerler, yakın bir döneme kadar, ‘siyasete müdahale’yi meşru görevleri kapsamında değerlendirdiler. 28 Şubat döneminde, yargıçların, gazetecilerin, siyasetçilerin önemli bir kesimi, asker müdahalesini garipsemeyen, hatta destekçi bir yaklaşımdaydı.

O dönem makul sayılanlarla şu ankiler o kadar farklı ki... Karadayı mesela: O dönemdeki açıklamaları bugün baktığımızda gayrimeşru... O günün koşulları içinde söyledikleri ve tutumuyla ‘makul askerlerden birisi’ sayılıyordu. (Karadayı’nın, 28 Şubat’ın fiili bir askeri müdahaleye dönüşmemesi konusunda bir rol oynadığı bile söylenebilir.)

Ne olursa olsun, Çevik Bir’in de, Erol Özkasnak’ın da, Karadayı’nın da hakkını hukukunu savunacağız...