Mısır'daki katliamdan 'Gezi Ruhu'na

Sorunlara tek taraflı bakma yalnızca darbeleri kurtuluş olarak gören kesimlerin zaafı değil. İslami kesimde de trajedilere karşı bir sağırlık söz konusu.

Türkiye’deki kutuplaşma ile dünyadaki kutuplaşma Kahire’deki acımasızlık konusunda üst üste geldi. Bir taraf (buna Batı dünyasındaki bazı eğilimleri ve Türkiye’deki bir kesimi katabiliriz), Başbakan Erdoğan’a tepkileri nedeniyle, Mısır’daki darbe yönetimiyle AK Parti iktidarını aynı kefeye koyabiliyor. Hatta, bazı kesimler, kutuplaşma psikolojisinin etkisiyle, katliamı ve darbeyi meşru gösterecek gerekçeler üretmeye çalışabiliyor.

‘Gezi Ruhu’nun sembollerinden, göstericilerin ‘örnek Müslüman’ diye tanımladığı İhsan Eliaçık, dün Twitter’deki hesabından şu değerlendirmeyi yaptı: “Gezi’de Erdoğan’ın yaptığı zulümle Mısır’da Sisi’nin yaptığı zulüm aynıdır. Birinde 5, diğerinde 500 ölü neyi değiştirir, ikisi de katildir.”
Eliaçık, bu çıkışı elbette ‘durduk yerde’ ve aniden yapmadı. ‘AK Parti’ye yakın’ kesimlerle girdiği ağır polemiğin sonunda böyle kabul edilemez ifadeler kullanma noktasına geldi. ‘Sözde Atatürkçülerin skandal sözleri’ gibi saldırganlık dozu yüksek malzemeler, polemik içindeki kesimler tarafından sosyal medyada dolaşıma sürülüyor.

Darbe yönetimi, hukuk devleti
Gezi olayları, seçilmiş bir hükümetle, bazı uygulamalara karşı tepkilerini ifade eden bir grup muhalif kesim arasında gerçekleşti. Polis aşırı şiddet kullandı.  Mısır’da ise seçimle yönetime gelen meşru bir iktidar, askeri darbeyle devrildi. Dünyada örneği az görülmüş bir şekilde, halkın önemli bir kesimi, her türlü tehlikeyi göze alarak darbeye karşı gösterilere girişti. Darbeciler, toplu katliama başvurdu. 

Türkiye, tüm eksikliklerine rağmen bir hukuk devleti olarak kabul ediliyor. Yasadışına çıkanların bir şekilde bunun hesabını verebildiği bir ülke yani.
Türkiye’de de hak arama konusunda hâlâ büyük sorunlar var. Bu nedenle demokrasi taleplerimiz sürüyor... Mısır’da ise ‘hukuk’ devreden çıkarılmış durumda. Cinayetlerin ve katliamların hesabının sorulması bir yana, hâlâ cinayet işleyen bir mekanizma ülkeyi yönetmeyi sürdürüyor.
Türkiye’deki yönetime öfke duyan bazı kesimler, (içten içe) Mısır’daki trajediden mutlu da olabiliyorlar. Hatırlayalım: CHP Parti Meclisi üyesi Birgül Ayman Güler, Mısır’daki darbenin ardından, 7 Temmuz’da, darbecilerin desteklenmesini istedi. Bunun bir parti politikası haline getirilmesini önerdi. Güler’in bir istisna olduğunu kim iddia edebilir?

İslami kesim ve Rojava
‘Kutuplaşma ve sorunlara tek taraflı bakma’, yalnızca ‘laik elitler’in, ‘darbeleri bir kurtuluş olarak görebilen’ kesimlerin zaafı değil. İslami kesimde de bazı insani trajedilere karşı bir mesafe ve hatta sağırlık söz konusu. Mısır’daki gibi bir olay dünyanın çok farklı bir coğrafyasında yaşansaydı İslami kesimler ne kadar üzerinde dururlardı sizce? Hatta uzağa gitmeye bile gerek yok... Günlerdir Rojava’da, yani Suriye Kürdistanı’nda, Kürtlere karşı ‘El Nusra’ katliamına tanık oluyoruz. Dindar kesimler ne kadar ilgili? Yer yer Nusra’ya sempatiyle bakıldığından bile söz edilemez mi? 

Her türlü ‘katliam’a amasız karşı durmak, ‘ama’sız bir şekilde darbeye karşı çıkmak gerekiyor. Bu, bir ilke meselesinin ötesinde bir insanlık tutumu olarak da şart. Mısır’a dönecek olursak... Batı ülkelerinin bazılarında öne çıkan ikircikli tutuma göre pozisyon belirleyip, ‘dikkatli olalım’ psikolojisinin yörüngesine girmek, Türkiye’yi ilkesizliğe zorlamaktır...

Bu tür tahlillerin, toplumsal kutuplaşma üzerinden ve ‘ne olursa olsun bu hükümet gitsin’ ruh haliyle yapılması kabul edilemez. Zorlama Türkiye-Mısır karşılaştırmaları, sağlıksız bir siyasi tercihe işaret ediyor, orantısız benzetmeler abes yorumlara yol açıyor.