'Mustafa Mutlu vakası' münferit mi?

Sırrı Süreyya Önder, 'Bunlardan çokça var' diyor. Bunlar kim? Bunca Kürt düşmanı bir kültürü nasıl edinebiliyorlar?

Mustafa Mutlu’yla, Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nda üç sene birlikte çalıştık. O zaman da demokrasi ve özgürlüklerle ilgili sorunlu bir tutumu vardı. Tartışırdık. Ancak gazeteci Candaş Tolga Işık’ın “Çanak anten Güneydoğu’da ensesti patlattı” şeklindeki utanç verici söylemine sahip çıkacak noktaya gelebileceğini düşünmemiştim.

Sırrı Süreyya Önder, “Bunlardan çokça var” diyor... Bunlar kim? Bunca Kürt düşmanı bir kültürü nasıl edinebiliyorlar? Bir zamanlar devletin ana politikası olan ‘bölücülük ve şeriat tehlikesi’ tezinin temsilciliğini nasıl bu kadar içselleştirebiliyorlar?


KORKU KÜLTÜRÜ

Bu profesyonel imzalar, Türkiye’de rejimin tehlike altında olduğunu söyleyen, bu nedenle askerin siyasete müdahalesini memleketin bekaası için gerekli gören bir zihniyetin temsilcileri. “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” gibi klişelere de en çok onlar sahip çıkıyorlar. Türkiye’yi düne kadar ‘korku’ sloganlarıyla yönetenlerin yanında durdular. Korku kültürünün şemsiyesi altında, ‘gerekli’ oldukları hissiyatını yaratabildiler.

Bu imzaların hayranları var. Kitap imzalatmak için kuyruğa giren okurlarıyla çekilmiş fotoğraflarını hatırlıyorum. O romanda da, meğerse, ‘Kürtlerin nasıl bir ensest merakı içinde olduklarına’ dikkat çekermiş, onunla yapılan söyleşi sırasında öğrendim.


‘HAYDI ASLANIM’ HAVASI

Ülkedeki kutuplaşmanın yarattığı “Haydi aslanım” havası, ‘okuyan yazan kesim’de ciddi travmalara neden oluyor. Uyuşturucu enjekte edilen insan, zaman içinde nasıl daha fazlasını isterse; okurlar da bu tür yazarlardan ‘daha fazla’, ‘daha fazla’ taleplerini sürdürüyorlar. Alkışlıyor, önlerinde kuyruğa giriyorlar.

Bu hal, bazı imzaların gerçekten daha da kopmasına, hayal âlemine dalmasına, ne dediğini şaşırmasına yol açabiliyor; alkışlar arasında, ‘çılgınca’ denebilecek bir dile savrulabiliyorlar.

Konunun bir başka boyutu da şu: Bu anlayışın arkasında, düne kadar, ‘kurulu düzen’ vardı. ‘Normal’ sayılan tarz, onların tarzıydı.


YALDIZLAR DÖKÜLÜYOR

Askeri vesayete destek çıkarken, zayıf durumdaki siyasi iktidarlara ağır eleştiriler yapabilen (ve bu sayede ‘muhalif gazeteci’ rolünü de kimselere bırakmayan) bir gazeteciler ve yazarlar topluluğuydu söz konusu olan. Ortam onlara ‘yıldızlaşma’ imkânını sağlıyordu.

Bu ‘yıldız gazeteciler’in ruhen ve fiziken dayandıkları sistemin ana gücü olan asker, etkisini yitirdi. Darbeciler yargı önünde hesap verirken; ‘yıldızlar’, olağanüstü bir ‘yargılamayı yıpratma mücadelesi’ yürüttü. Çabaları etkili olsa da tarihin akışını değiştiremediler, askeri vesayet rejimi ağır bir darbe aldı.

Merkezin sözcüleri iken marjinal bir yolculuğa başlamış durumdalar. Bir kesimi, daha sakin bir dille konuşmaya yönelir, ‘araziye bir ölçüde uymayı’ başarırken; bazıları da, eski saldırgan üsluplarını sürdürüyor, hatta, yerinden yurdundan olmanın öfkesi ve çılgınlığıyla, daha da kendilerinden geçiyorlar.

Garip günlerden geçiyoruz... Merkezden konuşanlar marjinalleştikçe gerçek ruh hallerini, içlerindeki fantezileri daha net ortaya koyuyorlar.


Not: Oktay Ekinci’yle uzun yıllar beraber gazetecilik yaptık. Çalışkan ve yorulmak bilmez bir aydındı. Onu sonsuzluğa uğurladık. Ailesine ve Cumhuriyet gazetesi çalışanlarına başsağlığı dilerim.