"Müttefikimiz" ABD, Türkiye'yi sildi mi?

Her gelişmeyi "iç politikada puan almak, karşı tarafı köşeye sıkıştırmak" perspektifinden okuyan refleks; bazen gerçekleri görmeyi engellediği gibi, "barışçı çözüm" için düşünme imkanlarını da zaafa uğratıyor.

Dün bu yazıyı yazdığım sırada, Cumhuriyet’in internet sitesindeki manşet haberinin başlığı şöyleydi: "Müttefikimiz ABD, Rusya ile Suriye için anlaştı."

Haberin içeriğine bakınca, şunu öğreniyoruz: Rusya ile ABD, 27 Şubat'ta ateşkes yapmak üzere anlaşmışlar. Diğer tarafların da, buna uymaları gerektiğini ifade etmişler.

İYİ Mİ KÖTÜ MÜ?

Bu gelişme, iyi yönde bir gelişme mi, kötü yönde bir gelişme mi? Elbette iyi yönde bir gelişme...

Süregiden çatışmalar, çok sayıda insanın ölümüne yol açmanın ötesinde, gerilimin tırmanmasına neden oluyor. Hatta “Türkiye ile Rusya'nın çatışmaya girme” ihtimalinden bile söz ediliyor.

Bölgede, “saldırı inisiyatifi”, son dönemde, Batı'nın geri durmasıyla, asıl olarak Rusya'nın eline geçmiş durumda. Rusya ve Esad güçleri, ortaklaşa olarak, özellikle “ılımlı muhalefet”i hedef alıyor ve de PYD'ye destek veriyor. Sonuç olarak “Esad rejimini koruma” temelli bir askeri durumdan söz ediyoruz… Ateşkes demek, öncelikli olarak “Rusya'nın durmayı kabul etmesi” demek…

NEDEN BÖYLE YORUMLANIYOR?

Cumhuriyet’in haberi sunum şeklinin yaymak istediği hava ise sanırım aşağı yukarı şu şekilde özetlenebilir: “Washington, Ankara'yı, Rusya'yla anlaşarak sildi.”

Evet, Türkiye-ABD ilişkilerinde, özellikle PYD konusunda, ciddi sorunlar yaşanıyor. Bunları tartışmaya, konuşmaya devam edeceğiz.

Daha önce, PYD ile Ankara arasında bazı sorunlar görülse bile, ortaya çıkan meseleler konuşulabiliyor, çözüm üretilebiliyordu.

Şu an ise, “Ankara patlamasını PYD'nin -ya da onun ortağı güçlerin- yaptığı” algısının ağır bastığı bir düzlemdeyiz. Bu “tırmanış”, Türkiye'yi zorluyor. PYD'nin de bir zarar gördüğü açık. Daha da ötesi: Suriye krizi, Türkiye gerçekliğine "hendek siyaseti" olarak yansıyor. Güneydoğu'da, çok acı veren gelişmelere tanık oluyoruz.

NEFES ALIP DÜŞÜNMEK İMKANI

Ateşkes ilanı, bir “nefes alma imkanı” olarak kabul edilebilir. “Meseleyi yeni baştan gözden geçirmek” açısından bir fırsat olarak algılanabilir.

Böyle bir soluklanma imkanını, "Bak ABD seni sattı" diyerek, iç gerilimi kışkırtan şekilde aktarmak, doğru bir yaklaşım değil.

Sonuç olarak, süper güçlerin boy ölçüştüğü bir noktadayız. Ankara ise bir bölgesel güç.

Türkiye'nin içinde yer aldığı Batı kampı; bir süre önceye kadar, bölgedeki kargaşalığı, kendisi açısından katlanılır kabul edip, uzaktan seyretmeyi tercih ediyordu. Şimdi tablo değişti. Milyonlarca mülteci, bölgedeki sınırları aşarak Avrupa'ya yönelmiş durumda. Durum Avrupa açısından da kritik.

“IŞİD'le savaş”, PYD üzerinden planlanırken; PYD; Rusya ve Esad'la birleşerek, inisiyatifini artırdı… Batı'nın belirsizliği ve PYD konusundaki tutumu, Türkiye'yi zorluyor.

Şimdi durup düşünmek için bir imkan ve zaman kazanılmış bulunuyor.

Her gelişmeyi “iç politikada puan almak, karşı tarafı köşeye sıkıştırmak” perspektifinden okuyan refleks; bazen gerçekleri görmeyi engellediği gibi, “barışçı çözüm” için düşünme imkanlarını da zaafa uğratıyor.

KÜRT MESELESİ

Bu yeni dönemde, Kürt meselesine ilişkin tutumun, yeniden gözden geçirilmesi için, bir “ortak akla” ihtiyacımız olduğunu, bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Evet, PKK/PYD çizgisi, Türkiye ile köprüleri atmış durumda. Türkiye'nin cevabı da aynı sertlikle sürüyor.

Ankara'nın, Kürt meselesinde yeni çıkış yolları üretebilmesine, acilen gerek bulunuyor.

Sakinleşmeyi ve çözüm imkanları üzerine düşünmeyi öneriyorum.