'Nasıl olsa demokrasi gelmez'

'Liberaller, AKP'nin demokrasi getireceğini sanıyorlar' deyimi, bazı çevrelerin son zamanlardaki popüler deyimlerinden birisi. Benzer çevreler, Ergenekon davasına karşı da şu değerlendirmeyi yapıyorlar: "Bu dava AKP'nin kendi derin devletini kurma davasıdır."

‘Liberaller, AKP’nin demokrasi getireceğini sanıyorlar’ deyimi, bazı çevrelerin son zamanlardaki popüler deyimlerinden birisi. Benzer çevreler, Ergenekon davasına karşı da şu değerlendirmeyi yapıyorlar: “Bu dava AKP’nin kendi derin devletini kurma davasıdır.”  Ergenekon davasını soğuk karşılayanların bir kesimi de “Ergenekon davası hâkim sınıflar arasındaki bir kavgadır” diyor.
Sanki bu çevreler herkesten çok demokrasi istiyorlar da, bunu AK Parti’nin yapamayacağını kanıtlamak istiyor gibiler.  Türkiye’yi tanımayan birisi gelip buradaki konuşmaları bir günlüğüne izlese, yazılanları okusa, bu ülkedeki ‘demokrat’ çokluğundan heyecana kapılabilir. Bu ülkede ‘sözde demokrat’ çoktur, ama işin özüne baktığınız zaman bu ülkede gerçek bir demokrasi bilinci yoktur.
Otoriter, ataerkil anlayış siyasi yaşamımıza, siyasi düşünce yapımıza büyük ölçüde egemendir. Tabii bu otoriter rejim aynı zamanda yasal bir çerçeve ile de pekiştirilmiştir. Bu ülkenin değiştirilemez bir darbe anayasası vardır. Bazı hükümlerini değiştirebilirsiniz ancak yeni bir anayasa yapmaya kalkışamazsınız. ‘Zinde güçler’ buna izin vermezler.
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da bu anti-demokratik yapılanmanın temel taşlarıdır. Parti liderleri bu kanunları değiştirmek istemezler. Çünkü yüzde 10 barajı yoluyla Kürt kimlikli partinin Meclis’e girmesini engellemek baş hedeflerinden birisidir. Bu baraj yoluyla başka partilere giden oyların kendi hesaplarına yazılmasını da sağlamış olurlar.
***
Türkiye aynı zamanda bir parlamenter rejimle yönetiliyor. Birçok engele rağmen halkın iradesi bir şekilde sandıklara yansıyor. Demokrasiye gidecek olan yolun elimizdeki temel tutanağı elbette ki seçimler. Ne kadar engellenirse engellensin, en kötü parlamenter rejim bile en ilerici olduğu iddia edilen askeri yönetimlerden daha iyidir.
Seçimlerin olduğu yerde iktidarı değiştirme olanağı vardır. Son yıllarda Türkiye içinde ciddi bir iktidar mücadelesi yürütüldü. İktidar mücadelesi yürütenlerin bir tarafı ‘seçim’e, ‘halkın tercihleri’ne inanmayanlardan oluşuyordu.
Seçimler yoluyla yürütülen siyasi yarışma ortadan kaldırıldığı zaman geriye çıkış yolu kalmadığını, yaşadığımız askeri rejim dönemlerinde defalarca gördük. ‘Ya darbe, ya seçim’ ikilemi karşısında tarafsız olmanın demokrasiyle herhangi bir şekilde bağdaşabileceğini savunan bir insanın sağlıklı bir dünya algısının olması mümkün değildir.
27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay’ın yayımladığı bildiri karşısında tarafsız olunabilir mi? Özden Örnek’in ‘darbe günlükleri’ni gün yüzüne çıkaran Nokta dergisi baskına uğradığı zaman ‘bu beni ilgilendirmiyor’ diyenler taraf tutmamış sayılabilir mi?
AK Parti, beğensek de beğenmesek de parlamenter rejimin bir ürünüdür. Mevcut yasal çerçeve içinde seçimle gelmiş meşru bir iktidardır. İki yıl sonra yapılacak seçimlerde seçmen oyunu vermezse gitmek zorundadır.
Türkiye, demokratikleşme yolunda bu Meclisle veya daha sonra seçilecek Meclis’ler
yoluyla ilerleyecektir. Anayasa değiştirilecekse, kanunlar demokratikleştirilecekse bunlar ancak Meclis yoluyla gerçekleştirilebilir.
Bugün Meclis’teki çoğunluk AK Parti’de, bu nedenle de en çok ondan demokratikleşme talep edeceğiz. Mantık ve olanaklar bunu gerektiriyor. Yarın başka bir parti veya partiler iktidara gelir, onlardan da demokrasi talep etmeye devam ederiz. Etmeliyiz.
Başka bir yol var mı? 1 Mayıs’ta sendikalar, Taksim alanını kullanmak için demokratik mücadele verirken, bir yandan da AK Parti’yi zorlamadılar mı? Sonunda 1 Mayıs’ın tatil günü ve bayram ilan edilmesi AK Partililerin oylarıyla kabul edilmedi mi?
AB sürecinin  yürütmesini istemeli miyiz, yoksa istememeli miyiz? AKP’nin 1982 Anayasası yerine daha demokratik bir anayasa için çalışması iyi mi olur, kötü mü? Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’nu demokratikleşme yönünde değiştirilmeli mi, değiştirilmemeli mi? Bunu istemeli miyiz, bunun için mücadele etmeli miyiz?  Bu tür soruları kafasında cevaplamamış kişilerde demokrasi bilincinin olduğundan söz etmek ne kadar mümkündür?
 Şu da bir tutumdur: ‘Bunların hiçbirini bu Meclis yapamaz. AKP zaten bunları istemiyor. Boşuna hayal peşinde koşmayalım. O zaman ne yapalım. Yan gelip yatalım ve bir talepte bulunmayalım mı?
AK Parti’yi demokratikleşme konusunda zorlamayalım mı?
‘Bu ülkeye nasıl olsa demokrasi gelmez’ kolaycılığına mı kapılalım?
Böylece siyasi namusumuzu korumuş mu oluyoruz?