Negatif aydınlar...

"Negatif aydın olmak çok kolay ve ortalık da negatif aydınlardan geçilmiyor zaten.

“Aydın”larımız, tarihsel perspektif içinde baktığımızda; asıl olarak, “devletçi paradigma”nın sınırları dışına, çok da fazla çıkamadılar.

Cumhuriyetin kuruluşunu da başlangıç alabiliriz, Batı tarzı modernleşme tarihini de...  Sonuç olarak; toplumu dönüştürme iddiasında olan, ama bu iddianın içini doldurabilecek bir vizyondan uzak, hayatın gerçekliğiyle kavgalı, hatta halkı gelişmenin önünde engel gibi gören bir zihniyetten söz edebiliriz. Aydınlarımız, da esas olarak, “merkez”deki bu zihniyetin sınırları içinde hareket ettiler.

Modernist, tepeden inmeci, halkıyla sorunları olan aydın tipi, bizim ülkemizle sınırlı bir “tip” değil. Ancak, baskıcı rejimin ve “modernist kültürel iktidar”ın çok uzun yıllara yayıldığı ülkemizde; aydınlarımızın, özellikle problemli bir konumları var.

Muhalif de olsa, iktidara yakın da olsa; “üsttenci modernist iddia”; ülkemizdeki temel “aydın” karakterinin bir parçası sayılabilir. Tarihin değişik dönemlerinde(1968 olayları gibi), değişik seslerin çıktığı, çatışmaların yaygınlaştığı kırılma anlarında; çizgi dışına çıkılıyormuş gibi görünülse de, “ana modernist söylem”den hiçbir zaman tam olarak kopulmadı.

DİNDARLARLA DAYANIŞMA

1980'li yılların ortalarından itibaren, özellikle üniversitelerde; başörtüsü yasağına karşı başlayan yeni bir aydın tutumuyla yüzyüze geldik. Yerleşik modernist kalıpları zorlayan bir arayıştı bu. Dindarlarla, seküler aydınların bir kesimi; özgürlük temelinde ortak hareket edebilecek bir yakınlık gösterdiler. 2010 anayasa değişikliği referandumundaki "yetmez ama evet" sloganında ifadesini bulan tutum beraberliğine kadar uzanan bu çizgi, dünyanın da ilgisini çekti.

Sonra giderek ipler koptu. O güne kadar, hep diyalog ve etkileşim içinde olunan iktidar partisi; düşünülenin ötesinde, kendi siyasi yolunu çizen, “bir anlamda kendi başına buyruk” bir tutuma yöneldi. Mavi Marmara olayında İsrail'le başlayan yüksek gerilim, Batı'ya da sıçradı. Gezi olayları ve 17/25 Aralık operasyonları yaşandı.

AK Parti'nin “reformist yönü”ne ilgi göstermiş, hatta destek vermiş bir kesim aydın; Batı merkezleriyle büyük ölçüde eşzamanlı olarak, tutum değiştirdi. “Ne oldu, neden böyle davranıyorlar” diye düşünenler, Halil Berktay'ın serbestiyet.com’daki "negatif aydınlar, pozitif aydınlar" yazısına göz atabilirler.

"Negatif aydın olmak çok kolay ve ortalık da negatif aydınlardan geçilmiyor zaten. Sol aydınların hemen tamamı, geçmişte ve bugün negatif aydın konumunda. Düzene, kapitalizme veya hâkim sınıflara genel karşıtlıkları, hep bir dışında kalma, öteleme, bulaşmama ve sonsuza dek hayır deme tavrına dönüşüyor." diyen Berktay, şöyle bir değerlendirme de yapıyor: "Bütün bu mutlakçı istemezük kültürü, geldi geldi AKP düşmanlığına dayandı. Fakat ne acı. Bu alabildiğine sığ bir pozisyon. Kısırlığa mahkûm."

“Herşeye olumsuz yaklaşan aydın türü”nün giderek içinin boşaldığını savunan Berktay, teşhisini şöyle sürdürüyor:"Özetle, negatif aydınları toplar ve negatif taktik sohbetleri yaparlar. Oysa bu fikren ve ruhen ölmüş bir intelligentsia. Bir kısım yabancı gözlemciler de bu daralan ve zayıflayan negatif aydın öbeğini gözlerinde büyütmekle çok yanılıyorlar. Fikrî insiyatif o tarafta değil, bu tarafta."

YARATICILIĞIN ÖLÜMÜ

Türkiye'nin yakın tarihinde, birçok açıdan olumlu roller oynamış, modernleşmeyi halkçılıkla birleştirme iddiasıyla öne çıkmış aydınlar; yaratıcılıklarını kaybediyor, güncel dünyanın gerçek dinamiklerinden koparak, ufuk açıcılıklarını yitiren bıktırıcı ve yorucu yazarlara dönüşüyorlar. Özgürlükleri savunurken, statükoyla hesaplaşırken yaratıcı ve canlıydılar. Modernleşmenin pozitif taşıyıcısı olma özelliklerini artık giderek yitiriyorlar.

Türkiye'nin değişim yolculuğunun “ana kanal”ından koparak; bir kaç yıl öncesine kadar kendilerine zıt gördükleri ve bağlarını kırdıklarını söyledikleri cumhuriyetçi-modernist siyasi eksen ve geleneğin yörüngesine yeniden yerleşmeye başlıyorlar.

Belki de asıl gerçeklikleri hep buydu, geçici bir sapma yaşamışlardı. Sonuç olarak, cumhuriyet aristokrasisinin yarattığı bir kültürün mirasçılarından söz ediyoruz. O çizginin içinde olgunlaşıp büyüyenler, şimdi asıllarına mı dönüyorlar yoksa?