Nimet Çubukçu ve Cem Yılmaz

Cem Yılmaz, çok sevdiğim bir reklam filminde ekrana yaklaşıyor, bıyık altından hafifçe gülümseyerek 'eğitim şart' diyordu.

Cem Yılmaz, çok sevdiğim bir reklam filminde ekrana yaklaşıyor, bıyık altından hafifçe gülümseyerek ‘eğitim şart’ diyordu. Her derde deva olarak algılanan ‘eğitim şart’ deyimiyle dalgasını geçiyordu. ‘Eğitim şart’ diyerek Türkiye’nin yurttaşları cahilleştiren, okumuşların ve yöneticilerin ülkesi olduğunun farkında olduğunu düşündürüyordu.
Önceden bir kez daha anlatmıştım: Reşat’ı (Çalışlar) ilkokul bitirme sınavlarına hazırlarken tarih çalışıyorduk. Konuşmamızın bir yerinde durdu, “Bu Türklerin haksız olduğu hiçbir savaş yok mu?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Bizim resmi tarih, çoğunlukla gerçeklerden uzak, aşırı şişinen, komşu halklara karşı milliyetçi ön yargıları kışkırtan bir efsaneler tarihidir. Bir ülke ne kadar despotikse, ne kadar otoriter bir rejimle yönetiliyorsa tarihi de o kadar yalanlarla doludur. Diktatörlük rejimlerinin en önemli ortak özelliklerinden biri, tarih eğitimidir.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile bir konuşmamızda Reşat’la yaşadığımız bu olayı anlatmış ve ‘resmi tarih’in gerçek tarihe dönüşmesi için neler yapılabileceğini sormuştum. Nimet Çubukçu, Milli Eğitim Bakanlığı’nı severek ve benimseyerek yürütüyor. Ülkemizin milli eğitim politikasının ‘milliyetçi’, ‘ayrımcı’, ‘otoriter’ bir nitelik taşıdığını biliyor. Ders yılının açılış konuşmasını ‘ayrımcılık’ üzerine yapması anlamlı, konuşmasındaki vurgular umut verici. “Etnik, dini, cinsiyete dayalı bir ayrımcılık yapılmaması gerektiğini hepimiz biliriz. Hepimizin eşit olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunu biliriz” diyor Nimet Çubukçu. Ayrımcılığı eleştiriyor, çocuklara kendilerinden farklı olanlara karşı ayrımcılık yapmamaları çağrısında bulunuyor.
Nimet Çubukçu, özellikle cinsel ayrımcılığın toplumumuzdaki yaygınlığına dikkat çekiyor:  “Kız arkadaşlarınıza okul sıralarında, gelecekte eşlerinize ve toplumdaki tüm kadınlara karşı ayrımcı bir tutumda olmamanız gerekiyor. Ayrımcılığın olduğu toplumlar, yoksulluk, şiddet ve insan hakları ihlalleri gibi çok ciddi sorunlarla boğuşuyor.”
Çubukçu’nun bu farklılığa dikkat çektiği bugünlerde, Türkiye’de aile içi cinsel tacize
yönelik olarak tasarlanan ve bir kocanın eşiyle zorla cinsel ilişkiye girmesini tecavüz sayan ceza uygulaması gündeme girmekte.
***
Nimet Çubukçu, Can Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ‘Neden’ programında bir öğrencinin sorusu üzerine, ilkokullarda her sabah okutulan ve aşırı milliyetçi vurguları nedeniyle hatalı eğitimin başlangıcı sayılan ‘andımız’ın tartışılabileceğini söylemişti. Çubukçu’nun bu sözleri aşırı milliyetçi çevrelerin tepkilerine neden olmuş ve polemik yarattıkları gerekçesiyle sert eleştirilere uğramıştı.
Çubukçu, bu eleştiriler üzerine şunları dile getirdi:  “Orada bulunan gençlere, tartışma kültürüne sahip olmalarını, özgürlükçü, yeni fikirlere açık olmalarını, birçok konuyu tartışma kültürü içinde özümsemelerini tavsiye ediyorum. O rahatlık içinde, bazı fikirler hoşunuza gitse de gitmese de fikir özgürlüğü çerçevesinde ifade edilebilir. O genç de bu doğrultuda, görüş ifade etti. Bu görüşü ben ifade etmedim, `katılıyorum` demedim. Sadece `tartışılabilir` dedim. Bu, biraz da her konunun gençlerce özgür ortamlarda tartışılabilir olduğuna ilişkin bir şeydi. Böyle bir şeyi şu anda açıklıyor olmam da tartışma kültüründe nerede olduğumuzu ortaya koyuyor. Genç bir insanın, her türlü fikirlerini bana söylemesini istedim.”
Türkiye’deki yanlış ve ezberci eğitim nedeniyle ülkenin ‘eğitimli’ bireyleri, daha ön yargılı, daha tartışmaya kapalı bir kültür edinebiliyorlar. Bu yüzden okumuş kesimin tepkileri, toplumun geniş çoğunluğunu oluşturan  ‘sıradan’ insanlara göre daha tutucu, daha dışa kapalı, daha saldırgan olabiliyor. Bizim eğitim sistemimizin temelinde bilime kapalı, değişime kapalı, dünyaya kapalı bir öz bulunuyor. Eğitim sistemimiz, insanların ufuklarını açmayı değil tam tersine kapamayı kendine görev olarak seçmiş durumda. Nimet Çubukçu, bu geleneksel tutucu eğitim felsefesinin değişimini isteyen bir tutum sergiliyor. Kendisinin yaklaşımına saygı duymakla birlikte işinin kolay olmadığını elbette ki biliyoruz. Onun karşısında, onlarca yıldır, kötü ve şartlanmış bir sistemle eğitilmiş olan ‘okumuş’lar bulunuyor.
Cem Yılmaz’a katılıyorum, ‘eğitim şart’.
Öncelikle ‘okumuş’ların demokratik ve insancıl bir kültürle eğitilmesi şart.
Sonrası gelir.