Obama'nın Türkiye çantası

ABD Başkanı Barack Obama'nın ilk yurtdışı gezisinde Avrupa'daki birkaç zirve toplantısının ardından Türkiye'yi seçmesinin içerdiği mesajların önemi inkar edilemez. Obama, Türkiye'ye gelmeden önce katıldığı G-20...

ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk yurtdışı gezisinde Avrupa’daki birkaç zirve toplantısının ardından Türkiye’yi seçmesinin içerdiği mesajların önemi inkar edilemez. Obama, Türkiye’ye gelmeden önce katıldığı G-20 toplantısı ve NATO zirvesinde de Türkiye gerçeği ile belli bir oranda karşılaşmıştı.
G-20’ler zirvesinde IMF’nin durumu ve daha önemlisi piyasa ekonomisi anlayışı tartışıldı. ABD ve İngiltere’nin temsil ettiği Anglo-Sakson eğilimi, serbest piyasacılığı savunmayı sürdürüyordu. Fransa ve Almanya’nın temsil ettiği akım ise devletin ekonomiye bazı müdahalelerde bulunmasının gerekli olduğu görüşündeydi. Obama, ABD’de yoksulları kollayan bir devlet müdahalesinin savunucusu olarak ortaya çıkmasına karşın, ‘serbest piyasacı’ ABD çizgisinden köklü bir sapış göstereceği izlenimini vermiyor.
NATO zirvesinde, Türkiye’nin veto etmesiyle genel sekreter seçme krizi yaşandı. Bu yazıyı yazarken Rasmussen’in NATO’nun oybirliğiyle adayı olduğu açıklandı. Türkiye belli ki ‘ikna edilmiş’ti.
***
Obama neden önce Türkiye’ye geliyor? İslam dünya-sına mesaj vermek için mi? Ortadoğu’daki karmaşık siyasi trafik içinde bu sorunun çözümünde en çok ihtiyaç hissettiği ülke olarak Türkiye’yi gördüğü için mi?
Bütün bunları anlamak için Türkiye ABD ilişkilerinin Irak’ın işgali döneminden bu yana izlediği seyri yeniden gözden geçirmekte yarar bulunuyor. Irak’ın işgalinin ardından Bush yönetimindeki ABD’nin hedefinde iki ülke daha vardı: İran ve Suriye. Bush’un adamları bir fırsatını bulup bu iki ülkenin tepesine çullanmak istiyorlardı.
Bunun için en çok ihtiyaç duydukları ülkelerin başında Türkiye geliyordu. Türkiye, Washington’dan gelen bu iki talebe de sıcak bakmadığını ifade etti. Suriye ve İran’la sorunların çözümünde çatışma yerine diyalogdan yana olduğunu net bir şekilde dile getirdi.
Suriye üzerinde kara bulutlar dolaşırken dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Suriye’ye bir gezi yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da İran’a gitti. Türkiye, müdahale karşıtlığı ısrarını sürdürdü. ABD içindeki Neocon’lar Türkiye’de hükümeti sıkıştıracak yollar aradılar. Bir dönem hükümete karşı askerin ön plana çıkartılması çabalarına girildiğinden de söz edildi.
Bush’un İran ve Suriye politikası yürümedi. Demokratların, ABD Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmesinin ardından, Meclis Başkanı Pelosi, Şam’ı ziyaret ederek yeni eğilimi dünyaya ilan etti. 
***
Obama’nın şimdiye kadar savunduğu çizgi; bölgedeki sorunların görüşme, konuşma ve uzlaşma yoluyla çözülmesi ve çatışma alanlarının diyalog yoluyla ortadan kaldırılmaya çalışılması üzerine kurulu.
Bu, ABD’nin bölgede izlediği çizginin toptan değiştiği şeklinde okunabilir. ABD İstihbaratından bir uzmanın ‘PJAK’ı İran’a karşı destekledik’ açıklaması yeni geliş-menin bir örneği olarak kabul edilebilir. Bunu terk etmiş- lerdi. Tabii bu destekleme politikasından vazgeçmenin PJAK’ı kuran PKK’yı da kapsadığını görmek gerekiyor.
İran’la sorunun görüşmeler yoluyla çözüme ulaştırılacağını ifade eden Obama, ‘El-Kaide ile de görüşülebilir’ diyerek ne kadar köklü bir dönüşüme hazır olabileceğini ifade ediyor.  
Bütün bu tablo içinde Obama’nın Türkiye ziyareti daha anlamlı hale geliyor. Türkiye ile ABD,
Irak’ın geleceğini konuşacak. Görüşme paketinin içinde Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi de var, PKK’nın dağdan indirilmesi de.
***
PKK’nın silahsızlandırılması ve dağdan indirilmesi Türkiye’nin önündeki en temel sorunlardan birisi. İşte burada DTP önemli bir imkân olarak öne çıkıyor. Çözümün meşru bir zeminde yürütülebilmesi için DTP artık vazgeçilmesi mümkün olmayan bir seçenek.
AK Parti hükümetinin bir an önce ve hızla DTP konusundaki dışlayıcı, yok sayıcı tutumdan vazgeçmesi gerekiyor. Ne yazık ki, Cemil Çiçek’in, Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları hala DTP’ye karşı önyargılı ve dışlayıcı tutumun sürdüğünü gösteriyor. Askerlerin de onlara katılmasıyla manzara tamamlanıyor.
Bu manzara çözüme hazır bir manzara değil.
Türkiye, bölgede ve dünyada iddialı bir ülke olmaya niyet ediyor. Birçok bakımdan böyle bir güce sahip olduğu da ortada. Ancak, Kürt sorununda geleneksel çizgi sürdürülürse, eski milliyetçi-otoriter anlayış siyasete yön vermeye devam ederse, bu iddiaların hepsi anlamsız hale gelir.
Kürt sorununu çözemeyen bir Türkiye, ne bölgede, ne de dünyada etkin bir konuma ulaşabilir.
Bu bağlamda PKK açısından da bir karar anının yaklaştığı, onların da bir dönüm noktasına geldikleri söylenebilir.
Obama’nın Türkiye’ye ziyareti, ne olursa olsun,
kısa bir ziyaret. Bütün sorunların bir günde çözüme ulaşması gibi bir beklenti de yok. Ancak ziyaret, ABD’den esen farklı rüzgarı beraberinde getiriyor. Rüzgarın süreceği de bir gerçek.
Türkiye’nin bu yeni rüzgarı nasıl değerlendireceğini zaman içinde göreceğiz.