scorecardresearch.com

Obama'ya soruyorum: Saddam mı, IŞİD mi?

IŞİD şimdi Türkiye sınırlarında. ABD merkezli ve Türkiye'de muhalefet destekli yayınlar, sanki "IŞİD'ı Türkiye yaratmış" gibi bir hava yayıyorlar. Dün ABD'nin Irak'ı işgalini savunan yazarlar; son dönemde de, ABD merkezli yayınların peşinde analizler yapıyorlar.

2002'nin son günlerindeki, 2003'ün ilk aylarındaki Türkiye'yi hatırlıyor musunuz? ABD, Irak'ı işgal edebilmek için askerlerini Türkiye topraklarında konuşlandırmak istiyor, Meclis'in "işgal tezkeresi"ne destek vermesini bekliyordu.

Kamuoyu o zaman da "parçalı" durumdaydı. Medyanın önemli bir bölümü, tam anlamıyla "işgale destek" havası içindeydi. Amerika'ya övgüler düzülüyor; "haydi işgal için gelsinler" sloganı, güçlü bir şekilde dillendiriliyordu. İşgale destek verenlerin başını ise; ağırlıklı olarak, "liberal" diye bilinen isimler çekiyordu. Arşive girip yazılarını okuduklarında ne hissediyorlardır bilmiyorum ama; bence, sınırlarımızdaki tablo, onların tezlerini her geçen gün biraz daha çürütüyor, hatta belki trajikleştiriyor.

FELAKET IRAK İŞGALİYLE BAŞLADI

Bölgedeki felaketler açısından önemli kırılma noktalarından biri, Irak'ın 2003 yılında ABD ve müttefikleri tarafından işgalidir. Saddam'ın idamında kopan kafası, IŞİD acımasızlığının ebesi ve habercisiydi. Neoconlar'ın, Irak'a ve bölgeye "demokrasi ihraç etmek" amacıyla projelendirdikleri askeri işgal; bölgenin temel dinamiklerini altüst etti. Yüzbinlerce insan yaşamını yitirirken; Irak ve de çevresi, tam anlamıyla bir kaosun içine yuvarlandı. El Kaide terörü, işgal sonrası zirveye tırmandı. ABD ordusu, geçtiğimiz yıllarda işgal ettiği Irak'ı terk ederken; geride, yanmış yıkılmış, parçalara bölünmüş, şiddetin esir aldığı, travmalar içinde bir ülke vardı.

ARAP BAHARI İŞLERİNE GELMEDİ

Bölgeye "demokrasi ihraç etmek isteyen" Batı; Arap ülkelerine özgü bir "özgürlük rüzgarı"nın "ilk ipucu" sayılabilecek "Arap Baharı"na; başlardaki kısa süreli ilgisinden sonra, uzak durmaya başladı. Arap Baharı'ndaki ivme; kendi kontrollerinde değildi, içeriden gelen bir dalgaydı.

"Demokrasi ve özgürlük talebinin iç dinamiklerle yürüyeceği" gerçeğini gördüklerinde; sosyolojiyi çözümleyemediler veya bu ivmeden hoşlanmadılar. Arap ülkelerindeki demokratikleşme dalgası; Batı'nın normlarına uygun ölçülerin ötesinde, daha geleneksel motiflerle şekilleniyordu. Dindarlık, bu ülkelerin siyasi kültüründeki değişim isteğinin geometrisini oluşturuyordu.

BATI'NIN ANLADIĞI 'İSLAM'

Batı'nın bildiği ve tanımladığı "siyasal İslam", içi şiddetle ve bağnazlıkla dolu bir "toplumsal paradigma"... Tüm sorunlarına ve eksiklerine rağmen, temelde "İslami çoğulculuk"u hedefleyen ve siyasette şiddeti reddeden bir akım olan "Müslüman Kardeşler"; Batı'ya hiçbir dönemde sempatik gelmedi. Müslüman Kardeşler; Batı'nın epistemolojisiyle düşünmeyi reddediyor, bağımsız davranmayı tercih ediyor.

Batı'nın göstermek istediği "siyasal İslam"; IŞİD, El-Kaide, El Nusra gibi örgütlenmeler. Arap ülkelerindeki doğal değişim ise, o dönemde; ağırlıklı olarak, şiddet dışı ve çok sesliğe yatkın bir süreç izleme eğilimine giriyordu.

El Kaide, Taliban ve en son da IŞİD ise; Batı'nın yakıp yıktığı ülkelerdeki çaresizliğin, acımasızlığın bir ürünü olarak ortaya çıktı. Şiddetin en ağır yaşandığı yerler, yoksulluğun ve kargaşanın en güçlü olduğu bölgeler: Afganistan, Irak ve son olarak Suriye; son analizde, bu tablonun ürünü. Şunu da ekleyelim: Yaşananların sorumluluğunu; sadece Batı'ya,sadece ABD'ye yüklemek de, objektif bir yaklaşım olmaz. Müslümanların da, "Müslüman Kardeşler" dahil, bir "yeniden düşünme" ve olgunlaşma sürecine ihtiyaçlarının olduğu da bir gerçek.

IŞİD şimdi Türkiye sınırlarında. ABD merkezli ve Türkiye'de muhalefet destekli yayınlar, sanki "IŞİD'ı Türkiye yaratmış" gibi bir hava yayıyorlar. Dün ABD'nin Irak'ı işgalini savunan yazarlar; son dönemde de, ABD merkezli yayınların peşinde analizler yapıyorlar.

Washington; bu bölgedeki tablonun asıl sorumlusu bölgenin haklarıymış gibi, "onlara biraz yardım edelim" havası içinde... Türkiye ne yapabilir? Irak'ta bozulan istikrarı savunmaktan, Suriye'deki iç savaş boyutundaki belirsizliğin aşılmasını istemekten başka?

DOĞAL MÜTTEFİK KÜRTLER

Türkiye, bölgedeki kargaşanın tam anlamıyla içine çekilmeden yaptığı "çözüm süreci" hamlesiyle; cesur ve kararlı bir sayfa açtı. Ancak şunu belirtelim: Bu adım, Suriye konusunda hala netlik kazanmış değil. Şimdi, Türkiye sınırlarına dayanmış olan Suriyelilerin ezici çoğunluğunu, Kürtler oluşturuyor. IŞİD terörüne karşı, bölgenin savunulması bağlamında, en ağır yükü Kürtler omuzluyorlar.

Türkiye'nin bu gerçeği görerek, Kürtlerle ilgili önyargılarını bir kenara atması gerekiyor. Bölgede, özgürlük, barış ve daha iyi bir yaşam umudu açısından; Kürtler en önemli "potansiyel unsur"u oluşturuyorlar.

Onlarla daha ciddi düzeyde bir "sınır ötesi stratejik ortaklığın" zamanı geldi geçiyor.

http://www.radikal.com.tr/121381112138112

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

obamaya soruyorum - ismail16

bence suriye konusunda sorsan tayyib başkana, esad mı ışid mi daha bi habercilik değeri taşır... hani köpek insanı ısırınca değil de insan köpeği ısırınca haber olurmuş ya... o kadar sansanyon yaratırdı sorunuz...

Demokrasi - user449466

Sayın Çalışlar Müslüman Kardeşlerin getireceği demokrasi olmaz olsun onların yerine darbecileri tercih ederim