Öcalan ne diyor? Kandil ne yapıyor?

Mart ve Temmuz 2014'teki seçimlere kadar, 'iki ileri bir geri' durumun sürmesi beklenebilir. 'Kontrollü gerginlik' de diyebiliriz.

bdullah Öcalan’la Kandil’deki PKK yönetimi arasında bir ‘yaklaşım farklılığı’ var mı? Olmaması mümkün değil. İki taraf çok farklı koşullarda yaşıyor, dünyayı algılama biçimleri arasında ayrılıklar oluşması kaçınılmaz. Tabii, BDP ile Öcalan’ın görüşleri arasında da bazı farklar söz konusu.
Son Hakkâri-Yüksekova-Van-Erciş gezilerim sırasında fark ettim ki BDP içinde de değişik eğilimlerden söz etmek mümkün. Kimileri, silahlı mücadelenin bittiğine, yeni bir anlayış oluştuğuna inanmıyor, inanamıyor. Siyasetin doğasında bu var. Değişik siyasi, coğrafi ve mekânsal etkilerle değişik siyasi bakış açıları oluşabiliyor. (Yurtdışındaki PKK’lılar da bu açıdan bir örnek.)
Tüm kişisel, örgütsel, mekânsal farklılıklara rağmen PKK/BDP eksenli Kürt siyasi hareketi, kendi içinde bir bütünlük taşıyor. Yılların deneyimiyle, belli bir disiplin ve bir ‘ortak algılama biçimi’ gelişti.
Yöresel gelenek ve kültürün etkisini de unutmamak gerekiyor: Ortadoğu coğrafyasında yaygın olan görüntü, ‘otoriter siyasi yapılanmalar ve etkili karizmatik liderler’dir.
Abdullah Öcalan, 14 yıllık tutukluluğuna rağmen PKK üzerindeki ‘otorite’sini hiç kaybetmedi. Tabii bunun nedenleri ayrı bir araştırma konusu olabilir (Böylesine tecrit koşullarındaki bir liderin örgütüne hâkim olup onu yönlendirebilmesinin hikmetinin ne olduğu noktasında, benim de kendime göre cevaplarım var).
O “Silahlı mücadele dönemi bitti” dediğinde, birçokları buna inanmadı. Halbuki bu düşüncesini İmralı’da olgunlaştırmış, elindeki imkânlarla onu örgüte adım adım anlatmış, onların ‘yeni durum’a adapte olmalarına temel oluşturacak ipuçlarını vermişti.
Kandil’den gelen ‘olumsuz’ mesajlar, bir süre boyunca, kamuoyunda abartıldı, ‘Öcalan’ın dinlenmeyeceği’ gibi yorumlar rağbet gördü. Ancak giderek şu anlaşıldı ve netleşti: İmralı’dan yayılan siyasi mücadele mesajları, stratejik bir kararı ifade ediyor.
Yakın tarihlerde Kandil’e gidenlerin ortak gözlemi şöyle özetlenebilir: “PKK, silahlı mücadeleyi bırakıp siyasi mücadeleye hazırlanıyor. Bu amaçla eğitim seminerleri düzenleniyor. Kandil’dekiler kendilerini psikolojik olarak da ‘siyasi mücadele’ye hazırlıyorlar.”
Cemil Bayık’ın “Çekilmeyi durdurduk” mesajının ardından gözler yeniden İmralı’ya çevrildi. Öcalan, onlara “İyi yaptınız, çekilmeyi durdurun” demedi. Hükümete bir çağrıda bulundu. “Müzakereleri derinleştirelim” dedi. Bakış açısını Kandil’e de ilettiğini ifade etti.
Öcalan, “Önerilerim ve düşüncelerim doğrultusunda zorlukları aşmayı başarırsak,(...) derinlikli bir müzakere ile yola devam edebiliriz” diyor.

Öcalan, devletle PKK arasında
Arkasına barış isteyen geniş Kürt topluluğunu alan Öcalan, eski ‘otorite’sini bir anlamda daha da pekiştirmiş durumda. Tabii, bazı açmazlarının olduğu bir gerçek. Kendi kitlesini ikna edebilmek amacıyla hükümetin dikkat çekici adımlar atmasını bekliyor. Konuştuğu (ve ‘süreci planladığı’) devletin ise iki ayağı var: Bürokratlar ve siyasetçiler.
Bürokratlar, akla uygun, savaşı bitirip barışı kuracak yollar konusunda Öcalan’la daha kolay anlaşıyorlar. Siyasetçiler ise kişisel olarak çok büyük görüş farklılıkları olmasa bile, siyasi özgürlük adımlarını atmakta zorlanabiliyorlar.
Son ‘reform paketi’nde de görüldüğü gibi, siyaset, atılacak her yeni adımda bir çekingenlik içine giriyor. Sonuçta, milliyetçilik, hâlâ ‘yüksek oy potansiyeli’ taşıdığı düşünülen bir kavram.
Öcalan, Kürtlerin siyasi taleplerinin gerçekleştirilmesini, ‘destekçilerini ikna’ açısından hayati görüyor. PKK, Öcalan’a bakıyor. Sürecin lideri o. Öcalan ise devlete bakıyor. Hükümete bakıyor.
Mart ve Temmuz 2014’teki seçimlere kadar, ‘iki ileri bir geri’ durumun sürmesi beklenebilir. ‘Kontrollü gerginlik’ de diyebiliriz.
Bütün bu sorunlara rağmen; Öcalan’ın meşru muhatap haline gelmesi gibi birçok noktada önemli adımların atıldığını, kamuoyunun çözüme daha yatkın hale geldiğini de unutmamak gerekiyor.