Ogün Samast'ı kim korkutuyor?

'Yasin'in (Hayal) çevresi kuvvetli. Benim de dışarıda ailem var.' Ogün Samast'ın dünkü Hrant Dink cinayeti davasında söyledikleriydi bunlar. Dink davası için her duruşma öncesi Beşiktaş'taki Barbaros Meydanı'nda bir...

‘Yasin’in (Hayal) çevresi kuvvetli. Benim de dışarıda ailem var.’ Ogün Samast’ın dünkü Hrant Dink cinayeti davasında söyledikleriydi bunlar. Dink davası için her duruşma öncesi Beşiktaş’taki Barbaros Meydanı’nda bir araya geliyoruz. Onun arkadaşları olarak adalet istiyoruz, ‘öldür’ diyenlerden de hesap sorulması için tepkimizi dile getiriyoruz.
Dink’in katil sanıklarının yargılanmasına bugüne kadar hiç gitmedim. İçimden gitmek gelmedi. O klostrofobik salonu iyi bilirim. Orada yıllarca Abdullah Öcalan’la yaptığım söyleşi nedeniyle ‘terörist’ suçlamasıyla yargılandım. Gazeteci meslektaşlarım bütün o duruşmalar boyunca beni desteklemeye geldiler. Sonunda ‘terörist’ olmaktan hüküm giydim. Tam cezaevine gidecekken, dönemin Başbakan’ı Bülent Ecevit’in (ki kendisi eski cezaevi arkadaşımdı) çabasıyla bir ‘erteleme yasası’ çıkarıldı, kurtuldum. O duruşmalar sırasında bana destek için gelen meslektaşlarımdan birisi de sevgili Hrant Dink’ti.
Onun yokluğuna alışamadım. Yüreğimdeki acı, sıkıntı kovsam da gitmiyor. Bu nedenle duruşma salonunun insanın içini boğan o ortamını görmek istemedim. Dün sabah Beşiktaş’taki tepkimizi dile getirdikten sonra Ufuk Uras ve Zeynep Tanbay’ın teşvikiyle ilk kez Hrant Dink davasına gittim.
Bildiğim daracık basık salon. Tanıdıklarla selamlaşıp öpüşüyoruz. Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır’dan gelmiş. Son DTP tutuklamalarıyla oluşan gergin ortamı ve akıl dışı durumu anlatıyor. Savaş Ay, her zamanki gazetecilik aşkıyla “Oral ağabey şapkayla girsem bir şey derler mi?” diye soruyor. Sonunda şapkasını çıkarmaya karar veriyor.
Rakel’le, kızı Delal’la, Osrof’la, Yervant’la sarılıyoruz birbirimize. Acı hiç gitmiyor, hiç bitmiyor. Rakel her zamanki vakur duruşuyla salonun bir kenarında kendisine bir yer buluyor.
Ufuk (Uras) ve Zeynep’le (Tanbay) tıkış tepiş sıralardan birisine sıkışarak yerleşiyoruz. Çevremiz avukatlarla sarılı. Duvarlara ve tavana mikrofonlar ve kameralar monte edilmiş. Mahkeme başkanı avukatın birisine sesleniyor: “Kardeşim cübbeni giysene, yabancılara rezil olacağız.”
Duruşmada Fransız Barosu’na kayıtlı beş avukat da yer alıyor. Onlar da cübbelerini giymişler, o boğucu kalabalığın içinde kendilerine bir yer edinmişler.
***
Ogün Samast, sağlık gerekçesiyle iki duruşmadır yoktu. Mahkeme bir sağlık kurulu raporu göndermezse duruşmaya getirilmesi yönünde karar almıştı.
Ogün Samast getirildi. Onu ilk kez görüyorum. Bıyık bırakmış, şişmanlamış, eline bayrak tutturulduğu günlerdeki ince hali gitmiş, bambaşka bir görüntüye bürünmüştü. Sürekli başını önüne eğiyordu.
Havasızlıktan her yanımı ter bastı. Kimin ne dediğinin zor anlaşıldığı bir uğultu içinde duruşma devam ediyor. Silivri cezaevinde kalan ve bu davaya ilişkin önemli bilgilere sahip olduklarını söyleyen beş tanık sırayla duruşmaya alındılar. Eski İstanbul Emniyet Müdürlerinden Şükrü Balcı’nın cinayetten yargılanan oğlu Ertuğrul Balcı’yla aynı koğuşta kaldıklarını ve ondan Ogün’ün bu cinayeti tek başına gerçekleştirmediğini duyduklarını söylediler.
Hrant’ın avukatları iki celsedir duruşmaya gelmeyen Ogün Samast’a sorular sordular. Bu sorularda, Samast’ın Başbakanlık Teftiş Kurulu’na verdiği ifadesinde de dile getirdiği ‘Yasin Hayal’ın geniş çevresi olduğu için Samast’ın ailesine baskı yapması olasılığı’nın üzerinde durdular. Bu arada savunma avukatı ve Ergenekon davası sanığı Fuat Turgut’un Ogün Samast’ın ailesini ziyaret ettiği anlaşıldı. Bu da aynı baskının bir parçası mıydı? Samast sorular üzerine “Fuat Turgut’un aileme ne söylediğini bilmiyorum” dedi. Başını öne eğiyor, yere doğru konuşuyordu. Korktuğu ve bu konuda daha fazla üzerine gelinmesini istemediği anlaşılıyordu.
Tipik bir durum. Arka plandaki güçlerin, ‘öldür’ diyenlerin mahkeme önüne çıkarılamadığı bu tür davalarda tetikçilerden gerçekleri ifade etmelerini istemek fazla bir sonuç vermiyordu. Bu davada da benzer bir durumla yüz yüze geldiğimizi hissediyorum.
***
Bu mahkeme salonu çok tanıdık. Çok umutsuz. Onlarca dosya hâkimlerin önünde üst üste sıralanmış. Heyet ‘bir an önce şu iş bitse de evimize gitsek’ havası içinde. Ülkemizin geleceğini etkileyecek bu siyasi cinayet davası da öncekiler gibi rutine girme yolunda.
Ama farklı olan noktalar da var. Bu kez tetikçiler mahkûm olacak. Geçmişte o bile sağlanamamıştı.
Biraz gayret edilse, Ergenekon davası biraz daha derinlere dalabilse, bu cinayette ‘öldür’ diyenleri mahkeme önüne çıkarmak bile mümkün olabilecek.
Ter içinde salonu terk ettim. Kendi kendime ‘Bu salonda bunları yapabilmek mümkün mü?’ sorusunu sorarak gazetenin yolunu tuttum.