Ökkeş Kenger'le 'Alevisiz Alevi açılımı'

1978 yılının aralık ayının son günleriydi. O dönemde günlük olarak yayımlanan Aydınlık gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni'ydim.

1978 yılının aralık ayının son günleriydi. O dönemde günlük olarak yayımlanan Aydınlık gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni’ydim. Kahramanmaraş’ta içler ürpertici bir provokasyon ve Alevi yurttaşlara yönelik acımasız bir katliam tezgâhlanmıştı.
Olayları, gazetenin merkezinde, günler boyunca evime gitmeyerek,  dakika dakika izledim. Gazeteye bildiğimiz her şeyi yazdık, yansıttık. Olaylar günlerce sürdü, güvenlik güçleri olaylara (tıpkı Sivas’taki gibi) tam anlamıyla seyirci kaldı. 110 Alevi yurttaşımız saldırganlar tarafından vahşice öldürüldü. Alevilerin büyük çoğunluğu olayların ardından kenti terk etmek zorunda kaldılar.
Ökkeş Kenger, olayın bir numaralı faili olarak biliniyordu. Nitekim mahkeme onu tertibin baş aktörü olarak idamla yargıladı. 12 Eylül dönemindeki askeri darbe koşullarında kimse olayın üzerine gitmedi.
Çünkü bu olay, 12 Eylül askeri darbesini hazırlayan en önemli tertiplerden birisiydi.
Nitekim Ökkeş Kenger olayın baş faili olarak yakalandığında ilk ifadesinde, ‘beni kullandılar’ demişti. Bu sorgulamaların  ucunun nereye gideceği belli olmadığı için, ona kimse ‘seni kim kullandı’ diye sormadı. Olay örtbas edildi. Ökkeş Kenger beraat ettirildi. 
Daha sonra ortaya çıkan bilgiler, belgeler, tanıklıklar, bunun ülkücülerin kullanıldığı bir ‘darbeci devlet’ provokasyonu olduğunu gözler önüne serdi.
***
Kahramanmaraş katliamı, Alevilerin son 40 yıl içinde yaşadığı en büyük ve en acımasız katliam.
Alevi Çalıştayı yapılırken, Ökkeş Kenger’in böyle bir toplantıya çağrılması en hafif deyimiyle ‘aymazlık’tır. Alevi kitlesine hakarettir.
Ökkeş Kenger, bir simgedir. Olaydaki rolü bellidir. ‘Belli olmadığı’ düşünülen konu, olsa olsa, onu kimlerin yönlendirdiği olabilir. Aslında onu kimlerin yönlendirdiği de belli. Ancak bu bağlantıların üzerine gidilmedi. Gidilmesi mümkün olmadı. Maraş katliamı 12 Eylül darbesini hazırlayan en önemli kışkırtmalardan birisi olduğu için, Türkiye bu konuyla hâlâ gerçek anlamda yüzleşemedi.
‘Alevi Çalıştayı’nı hazırlayan ve sürecin koordinatörlüğünü yapan Necdet Subaşı’nın Ökkeş Kenger’i ‘kötü
niyetle’ çağırdığını sanmıyorum. Sorun, Alevi duyarlılığının kavranmamasından kaynaklanıyor. Alevi açılımı
yapmak için kolları sıvayanların, Alevi kitlesinin adını duyunca ürperdiği bir ismi konuya dahil etmeleri, elbette ki açılımın felsefi temeline gölge düşürüyor, hatta açılımı felsefi temelden yoksun bırakıyor.
Alevi kitlesinde zaten hükümete karşı bir güvensizlik söz konusu. Güvensizliğin çalıştaylar boyunca zaman zaman patlak vermesi de doğal. Bu güvensizliğin ne oranda haklı olduğu ayrıca tartışılabilir. Ne olursa olsun, bu güvensizliği tazeleyecek yaklaşımlardan özenle kaçınılmalı.
Alevi kitlesinin büyük bir bölümünün Sünni geleneğe (ve dolayısıyla Sünni geleneğin temsilcisi olarak algıladıkları AK Parti yönetimine) mesafeli durmaya devam ettiği, bir sır değil. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde Karacaahmet Dergâhı’nı yıktırmaya kalkışması, hâlâ Aleviler tarafından önemli bir sorun olarak hatırlanıyor. Sünnilerle ve Sünni İslam’ın siyasal alandaki temsilcileriyle yaşanmış olan ‘travma’ların Alevilerin kolektif hafızasında kapladığı yer hâlâ çok büyük.
Tabii ki geçmişe takılıp kalınmamalı. Sünni kesimin Alevileri algılamasında son yıllarda gerçekleşmekte olan değişimler önemsiz görülmemeli. İslami kesimde, eski inkârcı ve hor gören tutumdan uzaklaşma yönünde bir eğilim gerçekten de var. Buna paralel olarak, ‘devletin tutumu’nda da ciddiye alınabilir düzeyde bir
değişiklikten söz edilebilir.
Bütün bunlar, Alevi topluluğu tarafından da kısmen fark ediliyor, dikkate alınıyor. Ancak güvensizlik bütünüyle ortadan kalkmış değil.
Bu zorlukların aşılmaya çalışıldığı son derece önemli bir dönemde, Ökkeş Kenger’in Alevi Çalıştayı’na çağrılması, hassas dengeler üzerine kurulu olan bir konunun riske atılmasından başka bir anlam ifade etmiyor.
Bunu Aleviler kaldıramaz... Kahramanmaraş olaylarının mağduru olan, o dönemi bilen insanların
böyle bir durumu kabullenmeleri beklenemez...
Bu hatadan dönülmemesi halinde Alevileri Çalıştay sürecinden iyiden iyiye uzaklaşabilirler. O zaman da Çalıştay’ın bir anlamı kalmaz.  ‘Alevisiz Alevi Çalıştayı’ gibi absürd bir manzara ortaya çıkar.