Ordu, siyasetin alanına giriyor

Askerin yetki sınırlarını zorlayarak sürece olumsuz yönden katılma eğilimi göstermesini; ihtiyatla, dikkatle karşılamak zorundayız. Birçok açıdan karmaşık bir dönemden geçtiğimiz, ittifakların her geçen gün değişebildiği şu günlerde; "sivilleşme" hedefini unutmamak gerekiyor.

Çözüm süreci konusunda inişli çıkışlı bir ortamdan geçtiğimiz günlerde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) dikkat çekici bir açıklama geldi.

Süleyman Şah türbesinin ve Saygı Karakolu'nun Suriye toprakları içinde yer değiştirmesi ve Kürtlerin yaşadığı/egemen olduğu Rojava sınırları içinde Türkiye sınırına yakın bir yer olan Eşme'ye taşınması; tartışmayı tetiklemiş gibi görünüyor.

Abdullah Öcalan, Newroz'daki açıklamasında şunları belirtmişti: " 'Eşme ruhu'nu halklarımız arasında yeni tarihi sembolü olarak selamlıyorum." 

Bu ifadelerin, Türbe'nin nakli sırasında ortaklaşa bir eyleme işaret ettiği yönündeki yorumlar; belli ki, TSK'nın tepkisine neden olmuş.

"ÖCALAN MUHATABIMIZ OLAMAZ"

Bu tepkilerini de, bir bildiriyle ifade etmiş bulunuyorlar. Bildirideki, "dikkat çekici" olarak görülebilecek cümleler şunlar:

"... hiçbir zaman muhatabımız olmayan ve olmayacak olan terörist başının “EŞME RUHU” açıklamasına atfen, Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun SURİYE toprakları içinde yer değiştirmesi ile ilgili olarak “TSK ile PYD/PKK’nın işbirliği yaptığı” yolundaki yayın ve haberler tamamen gerçek dışı olup; 31 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasal düzenini değiştirmeyi hedefleyen bir terör örgütü ile silahlı mücadele eden ve bu uğurda binlerce şehit ve gazi vermiş olan şerefli, haysiyetli ve onurlu Millî Ordu Türk Silahlı Kuvvetlerine bu yakıştırmayı yapan kişileri ve yayın organlarını Yüce Türk Milleti önünde şiddetle kınıyoruz."

Bildirinin daha sonraki bölümünde, "Hükümetlerimizin talimat ve direktifleri doğrultusunda" dense de, "Türk Silahlı Kuvvetleri, iç siyasi çekişmelerin bir aktörü olmayacak," vurgusu yapılsa da; bu bildiri, TSK'nın görev sınırlarının ötesinde bir açıklama.

ÇÖZÜM SÜRECİNE TEPKİ Mİ?

Devletin çözüm sürecinde muhatap kabul ettiği Öcalan'la görüşmeler yürütülürken kullanılan ifadeler ve sert üslup da, ayrıca dikkat çekici. Bu bildiriyi, "çözüm sürecine ilişkin tepki" olarak da okumak mümkün. Hükümete, (ya da süreci yütürütenlere)  "Siz muhatap kabul ediyorsunuz ama biz sizin durduğunuz yerde değiliz" şeklinde bir göndermeden bile söz edilebilir.

Kaldı ki Öcalan'ın açıklamasında TSK'yla işbirliğine yönelik bir ifade de söz konusu değil.

SİYASET ALANINA GİRMEK

Eğer Öcalan'ın açıklaması gerçekleri yansıtmıyorsa-ki, Başbakan bu konuda bir açıklama yaptı-; buna cevap vermek,  siyasetin görev alanı içindedir. Ordu açısından, açık bir yetki aşımı söz konusu.

Çözüm sürecinin başlayabilmesini mümkün kılan dönüşümlerden birisi; hiç şüphesiz, askeri vesayetin geriletilmesiydi. Daha önceki dönemlerde; siyasetçilerin çözüm çabaları, çoğunlukla, askerin müdahalesiyle engellenmişti. Asker, sorunu yalnızca bir "terör sorunu" olarak görmüş, öyle görülmesini dayatmıştı.    

Siyasetçiler, bu görüşün egemenliğini kıramamış, çözüm yolunda "yeterince barışçı adımlara atmaya" cesaret edememişlerdi.

Son yıllarda, sivil arayışların güç kazanması, vesayet sisteminin engellerinin aşılmasıyla mümkün oldu. Asker, (bir ölçüde istemeyerek de olsa) sivil çabalara itiraz etmeyen bir tutum sergiledi. Silahların susması ve konunun masaya gelmesi, bu sayede gerçekleşebildi.

SEÇİM ORTAMI

Ancak, böylesine köklü ve derinlikli bir sorunu aşma yolculuğunun; "engellere takılmadan, dümdüz bir hat izleyerek" ilerlemesinin, mümkün olmayacağı da, açık. Hükümetle muhalefet arasında, ciddi gerilimler yaşandığı gibi; Hükümetle Cumhurbaşkanı arasında bile sorunlar çıkabiliyor. Seçim tarihi yaklaştıkça, daha yoğun polemiklere tanık olacağımız aşikar.

Böyle bir ortamda, askerin; yetki sınırlarını zorlayarak sürece olumsuz yönden katılma eğilimi göstermesini; ihtiyatla, dikkatle karşılamak zorundayız. Birçok açıdan karmaşık bir dönemden geçtiğimiz, ittifakların her geçen gün değişebildiği şu günlerde; "sivilleşme" hedefini unutmamak gerekiyor.

Bölgenin ne ölçüde bir kargaşa içinde olduğu, ortada. İçeride ve dışarıda,  tabloyu yeniden bir "çatışma ortamı"na döndürmek isteyen/isteyebilecek çeşitli güçlerin olması da son derece doğal. 

"Sivil siyaset"in elini zayıflatabilecek çıkışlara karşı, hep birlikte dikkat kesilmek zorundayız.

Aman dikkat.