"Öteki yüzde 50" efsanesi

Türkiye, "tam ortasından iki kampa ayrılmış" değil. Siyasi veriler, en azından üç siyasi kutup olduğunu gösteriyor.

"Biz öteki yüzde 50" diye söze başlıyor, yazarımız. "Sen yüzde 50 isen, benim arkamdaki destek de senin kadar" anlamına gelen yorumlar yapıyor.

13 yıllık iktidarı nedeniyle, AK Parti hükümetine karşı ortak bir tepkinin oluştuğu, bu tepkinin sık sık dile getirildiği bir gerçek. Muhalif kesimlerde, sürekli yenilgilerin yol açtığı bir çaresizlik nedeniyle, bu "yüzde 50" meselesi, ilgi görebiliyor.

Ancak, Türkiye iki partiden oluşan ve "ortasından ikiye bölünmüş" bir siyasi yapı içinde değil.

AK Parti dışında, Mecliste grubu olan, 3 parti daha var. Ayrıca, oy potansiyeli toplamda yaklaşık %5-6 civarında seyreden, küçük partilerden söz edilebilir. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 14 partinin ortak bir aday etrafında birleşmesine rağmen, "iki partili Türkiye bir tablosu" yaratmadı, yaratamadı.

Hatırlayalım: CHP, MHP, DSP, BBP gibi, çok değişik siyasi eğilimlerden oluşan 14 siyasi parti; Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığı üzerinde birleşti. "Sosyal demokrat"ın da, "milliyetçi"nin de, "dindar"ın da yer aldığı bir "blok" oluştu: Dünya görüşleri birbirine benzemeyen, ancak Tayyip Erdoğan'ın adaylığına karşı ittifakı uygun gören güçlerin bir ittifakıydı bu... Harcanan tüm enerjiye, tüm iddiaya rağmen, bu blok, ancak % 38.4'e ulaşabildi.

Tabii şunu da görmekte yarar var: Bu blok içindeki partilerin, tek tek sahip olduğu potansiyel oyların aritmetik toplamını alsak, %38.4'in epey üstünde bir rakam elde edebiliriz. Bu partilerin seçmen tabanlarının çok ciddi bir yüzdesi, "ortak çatı"da birleşmeyi onaylamadığı için, ancak %38.4'e ulaşılabildi.

ORTADAN BÖLÜNME ALGISI

Türkiye, "tam ortasından iki kampa ayrılmış" değil. Siyasi veriler, en azından üç siyasi kutup olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde İhsanoğlu'nu destekleyen ve sosyolojik olarak homojen olmayan kitleyi, "siyasi anlamda homojen" olarak varsaymayı denesek bile; Selahattin Demirtaş'ı da hesaba kattığımızda, 3 kutuplu bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.

Seçim yenilgileri karşısında kendiliğinden oluşan bir savunma refleksinin; kendisini, "yüzde 50" üzerinden tanımlamak istediği söylenebilir. Yani iktidar partisine karşı, bir kesim muhalefet temsilcisinin "çok efelenme ben de senin kadarım" deme ihtiyacının, böyle bir söylemi geliştirdiğini düşünebiliriz.

Bazı muhalif kesimler, gerçekçi olmayan hesaplamalar üzerinden, bir rahatlama yakalasa bile; durum değişmiyor. Sevelim sevmeyelim, Cumhuriyet tarihinin çok partili rejime geçildiğinden bu yana, en uzun iktidar dönemini yaşıyoruz. Seçmenlerin yarısı, bu iktidarın devamını, yararlı görüyor.

YANILTICI MATEMATİK

Muhalefetin yapması gereken, kendisini kandıran aritmetik hesapların içinde boğulmak değil, gerçekleri görmek. Gerçek şu:13 yıldır iktidarda olan bir parti, hala halk desteğini koruyor, hatta yükseltebiliyor.

Bu toplumsal tercihi, bazı ithal kavramlarla (plebisiter diktatörlük vb.) küçültme girişimleri, bir fayda sağlamıyor. Türkiye toplumunun kararlı bir "yarısı"; var olan siyasi seçenekler içinde, iktidar partisini, kendisi açısından en yararlı olarak görmeyi sürdürüyor. Kalan "yarı" ise, birçok farklı eğilimden oluşuyor ve bu farklı eğilimlerin "ortak bir projesi" veya "ortak bir dünya görüşü" yok. O nedenle de, ortak bir aday çıkarttıklarında da, kendi tabanlarından tam destek alamıyorlar.

TEK PARTİ İKTİDARININ SORUNLARI

Bu kadar uzun süreli bir tek parti iktidarı, kaçınılmaz olarak birçok sorunu da beraberinde getiriyor: "Ben bilirim, ben yaparım, arkamda halk var, kimse hesap soramaz" havası, her geçen gün, yoğunlaşıyor.

Muhalefetin "yüzde 50" manipülasyonu, iktidarın egosunu kışkırtıyor: "Ben tek başıma, hepinizin toplamına eşitim, bir kıymeti harbiyeniz yok" psikolojisi, belirginleşiyor.

Yeni bir seçim koridorundayız. Türkiye'nin önünde çok ciddi sıkıntı ve sorunlar var. Ortadoğu krizi, Kürt sorunu, 2015 Ermeni soykırımının 100.yılı, Rusya'dan yansıması mümkün olan ekonomik kriz gibi bir dizi mesele çözüm bekliyor.

Gönül istiyor ki, muhalefet, sayısal manipülasyonlarda teselli aramak yerine; demokratik bir değişim projesiyle, yeni alternatiflerle, halkın önüne çıkabilsin. Oyların yüzde 50'sine ilişkin spekülatif hesaplara gereksiz yere enerji harcamak yerine; ülkeyi çevreleyen sorunların en azından yüzde 50'sinin çözümü adına, inandırıcı şeyler söyleyebilsin.

Gerçek yüzde 50 o zaman anlam kazanabilir.