Özkasnak: 28 Şubat'ta sivilleri harekete geçirdik

Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Özkasnak 'bu kez askerler olarak bir şey yaptık mı? Sivil toplum örgütlerini teşvik ettik' diyordu.

Şubat (1997) askeri müdahalesinin bütün hızıyla devam ettiği günlerdeydik. Askerler, siyaset üzerinde sağladıkları egemenliğin tadını çıkarıyorlardı. Genelkurmay’daki “irtica brifingleri”ni izlemek üzere, bir grup gazeteci, 17-20 Kasım tarihleri arasında, Güneydoğu’ya, PKK ile çatışma bölgelerine gittik.
Kürt sorununda askere eleştirel yaklaşan gazetecilerin de yer aldığı grupta Abdurrahman Dilipak, Bedri Baykam, Deniz Som, Yavuz Gökmen, Fatih Altaylı, Enis Berberoğlu, Ferai Tınç, Yalçın Doğan, Şahin Alpay, İsmet Berkan, Mehmet Altan, Necati Doğru, Sebahattin Önkibar, Kenan Akın, Vedat Zeydanlı, Mehmet Ali Kışlalı, İlnur Çevik, Metehan Demir, Ahmet Altan, Ali Bayramoğlu, Neşe Düzel, Gülay Göktürk gibi isimler vardı.
Gezi boyunca, askerin “terörle mücadele yaklaşımı”nı, aramızda tartıştığımız gibi, askerlerle de tartıştık. Tartışma zaman zaman gerilimli bir ortam içinde geçti. Kenan Akın, Babıali Magazin dergisinin Aralık 1997 sayısında gezideki tartışmaları aktarırken “Oral Çalışlar, Mehmet Altan ve Ahmet Altan, hiçbir zaman ikna olmadılar ve sorularıyla, konuşmalarıyla askerleri kızdırmaya çalıştılar ama başaramadılar” diye yazdı.
Genelkurmay bu gezinin ardından askeri okullara da bir gezi düzenledi. 6 Ocak 1998’de Ankara’daki Kara Harp Okulu’nu ziyaret ettik. Bu ziyaret gün boyu sürdü.
Öğleden sonraki kahve molasında, bir grup gazeteci, dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri ve 28 Şubat’ın öne çıkan isimlerinden Tümgeneral Erol Özkasnak ve Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Işık Koşaner’le sohbet ediyorduk... Meslektaşlarımdan birisi, bana dönerek, “Oral görüyor musun, askerler ne kadar modern ve çağa uygun bir sistem içine girmişler. Siyasilerde bunun zerresi yok” deyince dayanamadım: “Aman yapma... Bu tür değerlendirmeler askerleri etkiliyor, kendilerini ülkeyi en iyi yönetebilecek güç olarak görmeye başlıyorlar, her şey çığrından çıkıyor. 12 Eylül askeri darbesi de bu ruh ile yapılmadı mı?” dedim.
Erol Özkasnak araya girdi: “Yapmayın Oral bey, bakın bu kez askerler olarak bir şey yaptık mı? Sivil toplum örgütlerini teşvik ettik. Böylece işler yoluna girdi.” Gerçekten de 28 Şubat’tan üç gün önce, 5 işçi ve işveren örgütü (TİSK, TÜRK-İŞ, TESK, TİSK, DİSK) “Laiklik ve demokrasi sahipsiz değil” bildirisi yayımlamıştı. Özkasnak, işte sivilleri harekete geçirdik derken, 28 Şubat sürecinin fitilini ateşleyen bu bildiriye gönderme yapıyordu.
Sonraki günlerde, Cumhuriyet’teki köşemde, bu sohbetimize değindim ve gazetecilerin askerin müdahaleci tutumuna destek veren yaklaşımlarını eleştirdim: “Askerlerin kendilerine güvenen, gazetecilerin ise siyasileri küçümseyen tutumları bizi nereye götürecek?” (7 Ocak 1998). “Genelkurmay’ın düzenlediği gezide, sivillerle askerler arasındaki ilişkileri değerlendirme olanağı bulduk. Askerler açıktan dile getirmeseler de, sivillere karşı bir üstünlük ruh hali içinde oldukları belli. Zaten onların söylemesine gerek yok; sağ olsun bizim gazeteci arkadaşlar, bu farklılığa vurgu yapmaya özel bir gayret gösterdiler.”(10 Ocak 1998) 

Utandırıcı yazı başlıkları
Erbakan’ı “direnmedi” diye eleştirirken, gazetecilerin ve önde gelen kitle örgütlerinin tutumlarını da hatırlamakta büyük yarar var. O günün gazetelerini karıştırırken tekrar tanık olduğum analizler ve yazı başlıkları, epeyce utandırıcı. Çeşitli siyasilerin müdahaleye destek veren tavrı ise ayrıca analiz edilebilir...
“Askerin siyasete müdahalesi”, yalnızca hükümetin ve siyasilerin altından kalkabileceği bir mesele olarak görülemez. Bir toplumsal karşı koyma bilincine, bir toplumsal olgunluğa ihtiyaç olduğu bir gerçek.
“28 Şubat günleri” denince Kara Harp Okulu’nun bir köşesinde yaptığımız bu sohbeti de hatırlarım... Sizinle de paylaşmak istedim...