'Paralel yapı' ne anlama geliyor?

Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde de görüyoruz ki, muhalefet "paralel yapı"yı hala müttefik, hatta onun da ötesinde "fikirsel kılavuz" olarak görebiliyor.
'Paralel yapı' ne anlama geliyor?

Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı adayı olarak, Samsun'da yaptığı konuşmada, “Bizi bırakıp gidiyor musun?” diyenlere, güven mesajları vermek ihtiyacını hissetti. Özellikle “paralel yapı” konusunda kararlı davranacağını, “inlerine” girme hedefinden vazgeçmeyeceğini ifade etti.

Adaylığının açıklandığı Ankara'daki ilk toplantıda da üç önemli hedefini açıklarken, ikinci sıraya “paralel yapıyla mücadele”yi koymuştu.

Bu mesele, insanların kafasını karıştırabiliyor. Gerçekten de “paralel yapı” nedir, neden Başbakan ve AK Parti açısından bu yapıyla mücadele bu kadar büyük önem taşıyor?

17/25 ARALIK

17/ 25 Aralık 2013 günlerindeki operasyonlar, bu konudaki asıl kırılma noktalarını oluşturuyor. O günlerde “Başbakan'ın işini bitiriyoruz” diyen bir örgütlenme harekete geçmişti. Gerçekten de Başbakan zor günler yaşadı, belki de hayatının en acayip günlerinden geçti.

Türkiye bir dönemeçteydi. O güne kadar bürokrasi ve derin güçlerle mücadelede Meclis'in egemenliğini bir ölçüde kabul ettirmiş bir birikim, bu operasyonlarla bir kez daha hedefe konulmuştu.

25 Aralık akşamı, bir TV programında yaptığım değerlendirmede, bunun net bir darbe girişimi olduğunu söylerken, geçmişte yaşadığımız deneylerden yola çıkmıştım. Seçimle gelmiş bir siyasi iktidar, güvenlik güçleri ve yargı içinde kuvvet biriktirmiş bir güç tarafından (uzun yıllara dayalı illlegal bir hazırlığın da sonucu olarak) yıkılmak isteniyordu.

HEDEF DEMOKRASİYDİ

O zaman da söylemiştim, şimdi daha net söylüyorum: Hedef alınan siyasi iktidarın kim olduğu, hangi hataları işlediği, siyasi zaafları, bu meselenin özünü oluşturmuyor. Belirleyici olan, “darbeci”lerin niyeti ve mücadele biçimleri. Elbette “darbe” de birçok farklı tanımı olan ve siyaset biliminde tartışılan bir kavram. Ama ben o gün yaptığım darbe saptamasının hala arkasındayım.

Darbecilerle örgütsel yapıları nedeniyle siyaseten ve hukuken hesaplaşmak kolay olmuyor. Yargı ve devlet içindeki güçleri soruşturmaları zorlaştırıyor. Medya desteği de etkili oluyor.

Bu operasyonları medyada savunanlara, MİT TIR'larının basılmasını, Dışişleri Bakanlığı'nın gizli bir görüşmesinin dinlenerek afişe edilmesini sorduğumuzda, “Bilmiyoruz. Bizimle bir ilgisi yok” diyebiliyorlar.

TOPLUMDAKİ PSİKOLOJİ

Bütün bu hatırlatmaları şu nedenle yapıyorum: Toplumun önemli bir kesimi “paralel yapı” konusunda ciddi bir psikolojik tepki ve rahatsızlık, bir açıdan da endişe içinde. Başbakan'ın ofisini dinlediği iddia edilen polisler ve şefleriyle ilgili yürütülen soruşturmadaki manzara, huzursuzluğun ve tepkilerin ne kadar anlamlı olduğunu gözler önüne seriyor.

Bir mahkeme tutukluyor, diğeri serbest bırakıyor. Bir savcılık tutuklama istiyor, diğer “delil yok” diyor. Şurası bir gerçek ki, Başbakan'ın evi, ofisi dinlendi. Dinleyenler, dinlediklerini servis de ettiler. Medyayı da yoğun şekilde kullandılar, kullanıyorlar.

Medyaya bakıyoruz, “bizim ilgimiz yok” diyenler, “polisler masumdu” yayınları yaparak açıktan taraflarını gösteriyorlar. Bu ülkenin Başbakanı'nın dinlendiği iddiasıyla açılan soruşturma, yargının labirentlerinde çıkış yolu bulmakta zorlanıyor.

Benzer bir manzara, Hatay'daki TIR baskınının soruşturmasında da yaşandı. Sonuç olarak, yargı ve güvenlik güçleri içinde, bürokrasi içinde belli bir hedefe kilitlenmiş ve her türlü kavgayı göze almış bir örgütlenmeden söz ediyoruz.

HANEFİ AVCI

Hanefi Avcı'yı dinliyorum. Hapse girmeden önce yazdığı kitabı yeniden okuyorum. “Paralel yapı”nın komplolarına ilişkin anlattığı somut olayları yeni baştan inceleyince görüyorum ki, Avcı gibi isimler, tehlikeyi aslında hiçbir zaman abartmamış, olduğu gibi ortaya koymuşlar.

Böyle bir yapının devlet içindeki varlığı; insan haklarına, demokrasiye, bireysel özgürlüklere ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Daha acı olansa, biraz Tayyip Erdoğan'a öfke nedeniyle, ama onun da ötesinde birçok farklı duyguyla (mesela yenilmişlik duygusu ve değişik korkularla); bu yapının varlığını, gücünü, komplolarını bile bile, gerçekleri yok saymaya çalışmak.

Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde de görüyoruz ki, muhalefet “paralel yapı”yı hala müttefik, hatta onun da ötesinde “fikirsel kılavuz” olarak görebiliyor.

Tabii asıl çözüm, bu yapıyı besleyen maddi zemini ortadan kaldırmaktan geçiyor. Başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere, her alanda (laik kesimlerin yaşam tarzına dair itirazları da, şehirlerimizin nasıl şekilleneceğine dair tartışmalar da, sosyal adalet sorunları ve işçi hakları da buna dahil) ciddi bir özgürlükçü, gerçekçi, akılcı bakış açısına ve yasal dönüşüme ihtiyaç var.

Yolsuzluk, kent yağması, mantıkdışı kent planlaması gibi tartışma başlıklarına da önümüzdeki dönemde elbette ihtiyacımız olacak.

Tabii, her şeyin asıl panzehiri demokrasinin derinleşmesi. İktidar partisinin de, muhalefet partilerinin de; daha şeffaf, daha demokratik, daha az hiyerarşik, daha “her şeyi tartışmaya açık” bir boyuta yaklaşabilmeleri.