PKK tasfiye edilebilir. Ama...

ABD, Kuzey Irak'taki Kürdistan yönetimi ve Türkiye; bir süredir üçlü toplantı yoluyla PKK'nın tasfiyesini ve Mahmur kampının boşaltılmasını konuşuyor.

ABD, Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimi ve Türkiye; bir süredir üçlü toplantı yoluyla PKK’nın tasfiyesini ve Mahmur kampının boşaltılmasını konuşuyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, konuya ilişkin olarak umutlu açıklamalar yapıyor. Belli ki, taraflar arasında bir uzlaşma sağlanmış durumda. 
Bu planın nasıl gerçekleştirileceği, yani tasfiye yolunda nasıl bir yol izleneceği konusunda, henüz tam bir netlik oluşmuş değil.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daha önceki değerlendirmelerinde sürece ilişkin yaptığı öngörülerden  bazı ipuçları çıkartmak mümkün: Gül, yukarıda belirttiğimiz üç gücün yanı sıra, Irak yönetimi, İran yönetimi ve Suriye yönetiminin de PKK’nın tasfiyesinden yana olduğunu belirtmiş, bu güçleri de içeren bir ittifak sayesinde PKK üzerinde basınç uygulanarak bir sonuç alınabileceğini ifade etmişti. 
Bu ‘üçlü ittifak’ın temel ‘siyasi projesi’ (ki Cumhurbaşkanı Gül, bu siyaseti ‘havuç/sopa’ imgesiyle somutlaştırmıştı) şu şekilde özetlenebilir: PKK üzerinde baskı uygulanarak, bir yandan da af, Türkiye’ye dönme olanağı gibi yollar açık tutularak PKK’lıların dağdan inmesinin sağlanması... 
Bu baskı nasıl uygulanacak? Birlikte Kandil dağına bir operasyon yapılması söz konusu olabilir mi? Barzani’nin, Talabani’nin ve Irak’taki Kürtlerin genelinin böyle bir operasyon yapılmasına hiçbir zaman sıcak bakmadığını biliyoruz. O nedenle, Kuzey Irak üzerinden Kandil’e bir tecrit siyasetinin uygulanması, ikmal yollarının kesilmesi ve  bölgedeki yaşamın zorlaştırılması gibi ‘alternatif’ yaklaşımlarla PKK’nın zorlanmasının gündeme gelme olasılığı yüksek görünüyor. 
***
PKK üzerinde uygulanması planlanan askeri/siyasi/coğrafi baskıların tabii ki bir etkisi olur. PKK da bunun farkında. Ancak bu siyasetlerin, Türkiye Kürtlerini sürecin dışında bırakan, onları görmezden gelen/ yok sayan bir anlayışla yürütülmeleri halinde, bu etkiden sağlıklı sonuçlar doğması zorlaşabilir ve sürece gölge düşebilir. Buna paralel olarak, PKK’nın tepkisel eylemlere yönelmesi de mümkündür. 
“Açılım”ın başladığı  günlerden bu yana, (ve özellikle de DTP’nin kapatılmasıyla sonuçlanan gelişmeler bağlamında) Türkiye Kürtleri büyük ölçüde sürecin dışında tutulmak istendiler. Hatta, ‘devlet’, DTP’yi kapatarak ve onlarca DTP yöneticisini tutuklayarak, Kürtlerin siyasi alandaki yasal seçeneğini bile muhatap olmaktan çıkardı ve yasadışı hale getirdi. 
PKK’nın dağdan indirilmesi durumunda PKK’lılara nasıl bir geleceğin çizileceği konusunda daha net bir yol haritasının oluşturulması gerekiyor. Bunca yıldır dağlarda yaşayan, binlerce mensubunu yitirmiş olan örgüt, kendisine makul bir çözüm yolu gösterilmeden dağdan inmez. Denge gözetmeyen ve zorlayıcı bir yaklaşım, daha sert tepkilere yol açabilir. 
PKK’nın dağdan indirilmesi hala olanaklı. Bölgede değişen koşulları, bölgedeki ülkelerin ve ABD’nin tutumunu PKK’lılar da görüyorlar. Ayrıca Kürtler 25 yıllık savaştan yorgun düşmüş durumda oldukları için bir an önce silahların susmasını ve barışın gerçekleşmesini bekliyorlar.  Kürtlerin barış beklentisi, doğal olarak, devletin Kürt sorununun demokrasi içinde çözümü konusunda adımlar atmasını da içeriyor.
Bu adımların en önemlilerinden biri, Kürt kimliği konusundaki hakların sağlanması. Bu hakların, Deniz Baykal’ın yeterli gördüğü ‘kişisel haklarla’ sınırlı olmadıkları da açıkça ortada.  Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümü kurulması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi taleplerin Kürtler için taşıdığı önem sürekli artıyor. 
Eğer devlet bu konuların önemini kavrayan bir tutum sergiler ve (PKK’nın dağdan inmesi için af çıkartılması da dahil olmak üzere) gereken normalleştirme adımlarını atarsa, PKK’nın dağdan inme süreci kolaylaşır. Abdullah Öcalan’ın bu sürece yapabileceği katkıyı da bir faktör olarak göz önünde bulundurmaya devam etmek gerekiyor. Sürecin bu yönlerden iyi yönetilmesi halinde, üç ülke arasında sağlanan mutabakat anlamlı ve sonuç verici hale gelebilir. 
Kürt meselesindeki demokratikleşme ve normalleşme sürecinden geri dönülmesi gibi bir olasılık artık yok. Ancak dümdüz bir hat üzerinde ilerleyecek ve hemen sonuçlanacak bir çözüm süreci beklenmesi de gerçekçi değil. Açılım süreci boyunca inişler-çıkışlar, gecikmeler, sürprizler vb. olması kaçınılmaz. Ayrıca, her iki taraftan da, süreci baltalamaya yönelik sabotajlar, provokasyonlar gelecektir, buna da hazırlıklı olmak gerekiyor.  
Meselenin püf noktasını,  hükümetin sürecin yönetimi konusunda göstereceği özen oluşturuyor. Eğer bu ‘özen’, Türkiye Kürtlerinin hassasiyetlerini algılayabilen ve onların sürece vakit kaybedilmeden dahil edilmesini  sağlayabilen bir ‘özen’ olursa, silahların susması ve PKK’nın dağdan inmesi gibi hedeflere giden süreçte  çok daha hızlı yol alınabilir. Zaten bu hedeflere er geç ulaşılacak. Türkiye Kürtleri de, er ya da geç, hak ettikleri insani ve kültürel hak ve değerleri ve özledikleri yaşam tarzını elde edecekler. Önemli olan, sonuca giden yolda yaşanacak olan çalkantıların ve hasarların asgari düzeyde kalmasının sağlanması.