PKK'nın alanı genişleyince HDP'ninki daralıyor...

PKK ile HDP arasında duygusal, siyasi, psikolojik çok derin bağlar bulunuyor. PKK, hala etkin ve tayin edici. Ancak artık ortada bir "HDP gerçeği" de bulunuyor.

HDP ile PKK, aynı sosyolojik tabanın örgütleri. Aralarındaki köklü bağları uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Tabii şöyle bir karşılaştırma mümkün: PKK, tarihsel olarak, inisiyatif olarak, daha eski, daha uzun bir sürecin ürünü. HDP ve daha önce kapatılan Kürt partileri ise, daha farklı bir tarihsel misyonla ortaya çıktılar… PKK, “sorun”u silah ve şiddetle çözmek amacıyla kurularak bugünlere gelmiş bir örgüt. HDP ise, yasal ve meşru zeminde siyaset yapmayı seçen bir geleneği ayakta tutmaya çalışıyor.

Türkiye, Kürt sorununda açılımlar yaptıkça, yani bu konuda daha geniş bir zemin oluşmaya başladıkça; HDP açısından yeni imkan ve yollar açıldı. Daha önce, baskılar yüzünden zorluklar yaşayan, büyük engellerle karşılaşan bu siyasi akım; zaman içinde değişen zeminde, meşruiyet alanını geliştirdi, büyüttü.

7 HAZİRAN DÖNÜM NOKTASI OLDU

HDP, 7 Haziran’la birlikte, PKK'nin etki alanlarını aşabileceği bir zemine kavuştu. Yaygın bir tabana hitap etmeyi başarabildi. Bu başarı, aynı zamanda, “sorunun yasal zeminde, şiddeti dışlayarak çözümü imkanı”nı güçlendirebilirdi. HDP'ye oy veren kitlenin ana taleplerinden biri buydu.

HDP, 80 milletvekiliyle Türkiye'nin üçüncü büyük partisi olmuştu. Ancak, PKK harekete geçti ve HDP'yi açmazda bıraktı. Kendimizi, çok kısa bir süre içinde, “HDP’nin seçimlerde büyük başarı elde ettiği birçok merkeze bir anlamda PKK’nın el koyduğu” bir noktada bulduk.

PKK ile HDP arasında duygusal, siyasi, psikolojik çok derin bağlar bulunuyor. PKK, hala etkin ve tayin edici. Ancak artık ortada bir “HDP gerçeği” de bulunuyor.

HDP'NİN ANLAMI

Eğer çözüm Türkiye içinde olacak ve şiddetten arınmış bir yol aranacaksa, HDP'nin varlığı elbette ki anlamlı bir değerdir. Evet, “sorunun silahtan arındırılması”, HDP’nin karar verebileceği bir konu değil. Ancak, süreç derinleştikçe, yasal siyaset alanı güç kazandıkça, yeni denklemler gelişecek. Şimdiden bunun ipuçlarını görebiliyoruz.   

HDP Eşgenelbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın çatışmaların başladığı günlerden itibaren yaptığı açıklamalar ve "silahların susması" yönünde yaptığı çağrıları dikkatle incelediğimizde; ilginç bir farklılaşmayı okumak da, tersten bir değerlendirme yapmak da  mümkün.

Demirtaş, bir kaç kez, “PKK'nın koşulsuz, amasız silah bırakması” çağrısında bulundu. Bu çağrılar, değişik tepkileri beraberinde getirdi. HDP cephesinden gelen "devlet de dursun" yönündeki açıklamalar da, çeşitli çevrelerde tepkiyle karşılandı.

ÇÖZÜMÜN TARAFLARI

HDP'nin seçim kampanyası boyunca baş hedef olarak Tayyip Erdoğan'ı görmesi ve 7 Haziran'ın ardından "Koalisyon yapmayacağımız güç AKP'dir" tutumunun alınması, çeşitli açılardan yorumlandı. Bundan sonra da yorumlanacak. Şunu hatırlamakta yarar var: Çözüm sürecinin taraflarından birisi, hükümetti. Bizzat elini taşını altına koyanlar, Tayyip Erdoğan ve tabii Abdullah Öcalan’dır.

Demirtaş'ın önderlik ettiği HDP'nin, AKP'yi “baş düşman” mertebesine koyması, çözüm sürecinin ruhuna uygun değildi. 

Ancak, HDP, çözüm konusunda kilit bir konumda olma özelliğini koruyor. Tabii, PKK da, zaman içinde eğilimini değiştirebilir, barışçı çözüme eğilim gösterebilir. Böyle bile olsa, HDP çözümün bir imkanı olacaktır.

Demirtaş'ın son olarak Diyarbakır'ın Sur ilçesinde söylediklerinin önemli olduğunu düşünüyorum:

" (...)Çözüm yolu müzakeredir. Savaşı, çatışmayı kabul etmiyor doğru görmüyoruz. Gerçekten insanların yapacağı hiçbir şey olmadığına inansak, parlamentoda olmazdık. ’Çare yok’ der, parlamentodan çekilirdik. Ama biz halkımız ile çareyiz, bu çarenin önünün kapatılmaması lazımdır. Mesajların dikkate alınması, ciddiyet ile değerlendirilmesi ve cevap verilmesi lazımdır. Bu halkın sesi, duygusudur. İfade ettiğim şey Selahattin Demirtaş’ın değil, milyonların görüşüdür."

Sonuç olarak, çözüm için yolları kapatmamalı ve bu şiddet ortamından arınmanın imkanlarını aramaya devam etmeliyiz.

ABDULLAH DEMİRBAŞ'IN SAĞLIĞI

Diyarbakır'ın Sur ilçesinin geçen dönemdeki Belediye Başkanı, dostum Abdullah Demirbaş, bir süredir tutuklu. Daha önceki hastalığı yeniden cezaevinde tekrarladı. Kızı Ezgi Demirbaş'tan kısa bir mektup aldım: "Biliyorum şu an gerçekten gündem çok yoğun ve kötü her gün yas var ama babamın durumu artık çok kötüye gidiyor. Dün gece de dahil, hastaneye kaldırılmış avukatı söyledi ve doktorlar, gidişatın kötü olduğunu söylüyorlar. Lütfen desteğinizi bekliyoruz."