Polis güçlenince güvenlik sağlanır mı?

En kritik toplumsal olaylarda, idareye yargı denetimi dışına çıkan yetkiler vermeye "evet" demek, doğru değil. Polisin aşırı güç kullanmasından şikayetçi olduğumuz gerçeği ortadayken, "daha da geniş bir inisiyatif" kabul edilemez.

"İç Güvenlik Paketi" olarak tanımlanan kanun tasarısı, çatışmacı siyasi ortamın daha da gerilmesini beraberinde getirdi. Aslında, paket üzerinde, makul bir tartışma ortamı yaratılabilirdi. Paketin içinde, demokratik ortamı zedeleyecek maddeler olduğu gibi, olumlu maddeler de var.

Başbakan Davutoğlu; Pakistan gezisi öncesinde, muhalefete uzlaşma sayılacak bir çağrıda bulundu. "Gelin düzeltilmesini istediğiniz yerler varsa düzeltelim" dedi.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da, "Bonzai, molotof konusunda hassas iseniz, HDP olarak teklif ediyoruz, gelin bu paketi iki maddeye düşürelim, sadece molotof ve bonzai maddesi kalsın" şeklinde bir çağrıda bulundu. Bu çağrılara rağmen, taraflar uzlaşma yolunu seçmedi.

OLUMSUZ YANLARI, OLUMLU YANLARI

Tasarıdaki bazı maddelerin (örneğin yargı ile idare arasındaki ilişkileri, idare lehine çevirmeye çalışan anlayışın) yanlış olduğunu düşünüyorum. Polise, valiye “24 saat, yetmezse 48 saat, yargı denetimi dışında hareket etme hakkı” tanımak; zaten sorunlu olan polis-yargı, polis-vatandaş ilişkisini, tehlikeli hale getirebilir. Valinin, toplumsal olaylarda bazı adli yetkileri kullanmasına yol açacak hükümler de; “idarenin yargı denetimini aşabileceği bir anlayışı” beraberinde getiriyor.

En kritik toplumsal olaylarda, idareye yargı denetimi dışına çıkan yetkiler vermeye "evet" demek, doğru değil. Polisin aşırı güç kullanmasından şikayetçi olduğumuz gerçeği ortadayken, “daha da geniş bir inisiyatif” kabul edilemez.

Arzu edilseydi, bir masa etrafında, bir çözüm aranabilirdi. Şu bir gerçek: Kanun tasarısının içinde, Jandarma'nın İçişleri Bakanlığına bağlanması gibi tarihi önemde değişiklikler ve bazı olumlu maddeler var: “Polisin, ifade almak için vatandaşı karakola çağırması yerine, evinde ifade alması” gibi…

JANDARMA

Yıllar önceydi, şimdi rahmetli olan dönemin İçişleri Bakanı, dostum, hemşehrim Rüştü Kazım Yücelen'le makamında sohbet ediyorduk: "Jandarma Genel Komutanlığı, sözde İçişleri Bakanlığı bünyesinde. Ancak Komutan bir gün bile Bakanlığı muhatap kabul etmedi. Görev nedeniyle kendisiyle görüşme isteğime, temsilci olarak en üst düzey rütbe olarak albay dışında bir temsilci göndermedi. Bunu değiştirme çabam, her seferinde 'yapamazsın' uyarılarıyla engellendi. İçişleri Bakanı Müsteşarımı da Genelkurmay'ın onayı olmadan atama yapamayacağım uyarılarına muhatap oldum."

Hükümetin, son dönemde yaşanan değişik olaylardan yola çıkarak, güvenlikle ilgili bazı düzenlemeler yapmak istemesi, belki anlaşılabilir. Ancak, bu ve benzeri kanunlarda, muhalefet ile uzlaşmanın gerekliliğine inanıyorum. Aksi halde, ortaya çıkan şey, “yasa”dan çok, “çatışma” oluyor.

ÇATIŞMACI ORTAM

Bu ve buna benzer konular; Meclise gelmeden önce, komisyonlarda, ya da Mecliste gruplar arasında, uzlaşma görüşmeleri yapılarak, makul bir hale dönüştürülmeli.

Hükümet, bu tasarıyı savunurken, son dönemde yaşanan kitlesel olaylardaki şiddeti gerekçe gösteriyor. Ancak, bu konuda alınması düşünülen önlemler; barışçı gösterileri, protestoları da "sakıncalı" hale getirebilen bir anlayışı yansıtıyor.

Hükümet, tartışmak yerine “emrivaki”yi tercih etti. Ancak, muhalefetin niyetinin "üzüm yemek" olduğunu söylemek de kolay değil.

Bu kavga ve kamplaşma ortamına bakınca, insan ister istemez şunu soruyor: Seçimler yaklaştığı bir süreçte; partiler, kendi seçmen kitlelerini tahkim etmek amacıyla, ortamın gerilmesinden medet mi umuyorlar?

Görünen o ki, şu andaki kamuoyu araştırmaları; daha önceki siyasi tabloya yakın bir panoramaya işaret ediyor: AK Parti yüzde 48-50, CHP yüzde 25-27, MHP yüzde 15-17, HDP ise yüzde 8-9 bandında görünüyor.

En çok belirsizlik taşıyan durumsa, HDP'nin durumu. İmralı-Kandil-HDP üçgeninde hükümet ile yürütülen görüşmeler, "silahların bırakılması" noktasında düğümlenmiş gibi görünüyor. Hükümetin atması istenen adımlar var, PKK'den gelmesi beklenen "Türkiye'ye karşı silahların bırakılması" çağrısı var.

PKK-KANDİL-HDP

“İç güvenlik paketi”ne karşı, HDP'nin gösterdiği sert tepki; biraz da, çözüm süreciyle ilgili görüşmelerin tıkanmanın sınırına gelip dayanmasıyla ilgili. Ya da “çözüme yaklaşmanın getirdiği gerilimin tırmanması” diyebiliriz...

PKK'nin silahlara veda etmesi, bir kritik eşik. Bu eşiğe gelindiği, çok açık. İşte burada, "yarın ne olacak?" sorusu gündeme geliyor.

Hükümet, bu belirsizlik ortamında; "Kamu düzenini sağlamak için önlemler alırım " mesajıyla paketi masaya koyuyor. PKK de, "Bunu yaparsan, biz de bildiğimiz gibi hareket ederiz" diyerek, “seçim öncesi bir tırmanış”ın işaretlerini veriyor...

CHP'yi nasıl yorumlamak gerekir tam emin değilim… “HDP-AK Parti geriliminden hükümet yıpranır, bir kaotik ortam doğar, biz de bundan yararlanabiliriz” analizleri yapılıyor olabilir mi? Gerçekten de, CHP’nin ruh halini değerlendirmek zor.

Hükümete gelince… Eğer siyasi gerilimden bir fayda umuyorsa, bu yanlış. Ortamın gerilmesi, çatışmacı bir toplumsal havanın yaygınlaşması, en çok hükümetin aleyhine olur.

Seçimler yaklaştıkça, öyle görünüyor ki, Türkiye kritik günler yaşayacak. Tıpkı diğer seçimlerden önce olduğu gibi...