"PYD, IŞİD'den tehlikeli" demek, yeni bir strateji mi...

AK Parti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir karar vermek zorunda: 'Çözüm sürecine devam' demek, 'bölgedeki Kürtlerle daha sıcak ve işbirliğine yönelik bir tercih' demek.

PYD'nin silahlı gücü olan YPG'nin Tel Abyad'ı ele geçirmesi, bölgedeki tüm denge ve analizleri değiştirdi. Kobani'den sonra Tel Abyad'da da IŞİD'e karşı savaşan YPG güçlerine, ABD ve Batılı ülkelerin sağladığı hava desteğinin; bu başarıda etkili olduğu iddia ediliyor.

Batı, IŞİD'i, 'İslamcılığın bölgedeki sembolü' olarak görüyor. Seküler dünyanın karar mercileri ve entelektüel ağırlığı; İslamcılığı, şiddetle bir tutarak, bölgedeki kargaşalığın asıl nedeni kabul ediyor. Bu yüzden; PKK, PYD gibi Kürt örgütlerine, IŞİD olayından bu yana, giderek artan bir sempati var.

Türkiye; bir süreden beri, Batı'nın bölgedeki tercihleri konusunda bir gerginlik içinde. Hükümete yakın bir gazetenin "PYD IŞİD'den tehlikeli" başlığını attığı günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, onların yerine terör örgütü PYD ve PKK'yi yerleştiriyor" değerlendirmesi, bir tercih farklılığına işaret ediyor.

Türkiye'nin güney sınırlarının önemli bir bölümü, PYD'nin kontrolüne geçmiş görünüyor. Bu tablonun oluşmasında, Batılıların tercihlerinin de bir etkisinin bulunduğu, açık.

KOBANİ'DEN TEL ABYAD'A

Kobani'den bu yana, PKK/HDP çizgisiyle sert polemiklere giren AK Parti yönetimi açısından; şimdi, 'karşı cephe'ye, PYD de ekleniyor. Analiz şu: "PKK ile Türkiye'nin içini karıştırmak isteyen Batılı güçler; IŞİD'le mücadele adı altında, PYD'yi yani PKK'yi bölgenin etkili bir gücü haline dönüştürüyorlar."

Gerçekten, PYD bütün güney sınırlarına egemen olabilir mi? Batı; Arapların ve Türkmenlerin bölgeden temizlenmesine ve etnik bir kırıma uğramalarına, yeşil ışık yakabilir mi?

Uzun vadeli yol haritasında, bu yönde şeyler mi var? Batı, eğer, İslamcılığa karşı, 'daha seküler bir güç olarak Kürtleri' tercih ediyorsa; bundan ne gibi sonuçlar çıkar, bölge gerçekliği uzun vadede nasıl bir tepki verir?

SEÇİM SONRASI TERCİHLER

Türkiye'ye dönersek: Çözüm sürecini demokratikleşmenin ve değişimin ana ekseni kabul eden, yıllarca birbirine bu açıdan yakın bir dil kullanmış olan AKP ile HDP; son dönemde, sürekli tırmanan bir gerginlik içinde. "Seni başkan yaptırmayacağız" sözleriyle geçen seçim döneminin ardından, 'HDP destekli CHP-MHP ittifakı' senaryoları başladı...

AK Parti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir karar vermek zorunda: 'Çözüm sürecine devam' demek, 'bölgedeki Kürtlerle daha sıcak ve işbirliğine yönelik bir tercih' demek.

BÖLGEDEKİ KÜRT VARLIĞI

PYD, Suriye'de Kürtlerin ezici bir çoğunluğunu temsil edecek bir güce ulaşmış bulunuyor. Suriye ile Irak'ın iç dengeleri ve geleceği hangi yönde gelişirse gelişsin; Türkiye'nin sınırlarında, eskisinden farklı olarak, bir Kürt varlığı, kendisini kabul ettirmiş durumda. Batı, bunu; bir realite olarak görmenin ötesinde, 'IŞİD'e ve İslamcı akımlara karşı bir teminat' olarak da kabul ediyor.

Türkiye, çözüm süreciyle kendi Kürtlerinin hak ve hukukunu kabul edip onlarla barışma planları geliştirirken; Suriye'de, onlarla aynı paraleldeki Kürtleri düşman görerek, başarılı bir siyasi perspektif yaratamaz. Şimdilik, esas olarak, inişli çıkışlı, kararsız bir tutumdan söz etmek mümkün.  

Bölgede çaresiz bir durumda olan Arapların, Türkmenlerin geleceği ne olacak? IŞİD'le savaş sırasında, bu örgüte bir ölçüde destek veren geniş Sünni kesimlerin kaderi nasıl çizilecek? Sünni Arapların, Türkmenlerin, kendilerini ifade edebilecekleri bir çözüm nasıl üretilecek?

AK PARTİ-MHP ORTAKLIĞI?

Bütün bunlar, hala netleşmemiş konular. Net olan ve karşımızda duran ise Kürt gerçeği. Bölgede gelişen Kürt varlığı, bir olgudur ve bu olgunun Türkiye'deki gelişmelerden bağımsız okunması mümkün değildir. HDP nasıl 80 milletvekillik bir güce ulaştıysa; PYD de, bölgede etkili bir varlığa dönüşmüştür.

Yeniden çözüm sürecine, barışçı bir dile dönmek gerekiyor. Türkiye'nin iç siyasetiyle bu konu birebir ilişkili hale dönüşmüş durumda. 

AKP'nin son dönemde MHP ile koalisyon hazırlıklarına girdiği değerlendirmeleri, bu meseleyle ilişkili midir?

Öyleyse bizi zor ve karmaşık bir dönem bekliyor demektir...