Ramazan Akyürek, 'paralel yapı', Dink cinayeti...

Dink cinayetinin ilk günlerinden beri ifade ettiğimiz ana kanaatimizi, tekrar edelim: Bu bir devlet cinayeti. Bu nedenle, Ramazan Akyürek'in sorgulanması, bir gelişme sayılabilir, ama yetmez.

Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Cinayetin hemen ardından; Ramazan Akyürek adı, bu cinayet bağlamında öne çıktı. Cinayetin planlandığı dönemde; Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü'ydü. Cinayetin işlendiği tarihten önce terfien Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevine getirilmişti.

Cinayetin planlandığına ilişkin bilgiler onun, önüne gelmişti. Tetikçilerin kimler olduğunu, olabileceğini, cinayetin nasıl işlenebileceğini ilk öğrenenlerden birisi, Akyürek'ti. Erhan Tuncel'i haber elemanı olarak görevlendiren de, oydu.

Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda da; Akyürek, "görevi ihmal" nedeniyle suçlanmıştı. Bir anlamda; şüpheli olarak ifadesinin alınması gerektiğine, dikkat çekmişti. Ancak, bu raporlara rağmen, ona kimse dokunamadı.

TETİKÇİLERLE SINIRLI SORUŞTURMA

Tabii, cinayet günlerinde ve sonraki soruşturma ve dava yıllarında; devlet görevlileriyle ilgili bir çok somut bilgi ve belgeye dayalı iddialar ortaya çıktı. Hrant Dink ailesi; bunlardan yola çıkarak, değişik şikayet dilekçeleri verdi; soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulundu.

Bu talepler; büyük ölçüde, mahkemelerin, savcıların, idarenin ihmal ya da kasıt düzeyinde sayılabilecek davranışlarıyla engellendi. Cinayet tetikçilere odaklandı, esas tertipçiler günyüzüne çıkmadı.

Buradaki iki etkeni, şimdi daha iyi kavrayabiliyoruz. Birinci etken şu: Bu cinayet, başından beri anladığımız gibi, bir "devlet cinayeti"ydi. Devletin bir çok kurumu, cinayetten önceden haberdardı. Katilleri ve tetikçileri biliyordu.

Bir kısmı; cinayetin, bizzat planlanmasında da, rol almıştı. Trabzon'un bir kenar semtinde, bir jandarma bölgesinde, dünyadan bihaber sayılabilecek bir grubun; böylesi bir cinayeti kendi başlarına planladıklarını öne sürmek, ancak aklımıza hakaret olur.

Mahkeme, Hrant Dink cinayetini, bu alana hapsederek sonuçlandırmaya çalıştı. Ortaya çıkan onlarca bilgi ve bulguya rağmen, karar böyle şekillendi. Hala, "ana dava"da, tablo değişmiş değil.

PARALEL YAPI

Tam cinayetin üstü örtülmeye çalışılırken 17/25 Aralık operasyonu geldi. Ardından, "paralel yapı"yla, hesaplaşma başladı.

Polis, yargı ve bürokrasi üzerinde, "paralel yapı"nın nasıl bir egemenlik kurduğunu, bu soruşturmalar sırasında, tüm toplum daha iyi kavrayabildi. Dink cinayetiyle, bu yapının ilişkisi; şimdi, biraz daha anlaşılır bir noktada. Yargı kurumu; "paralel yapı"nın bazı unsurlarını, şimdi, Dink cinayetiyle ilgili olarak sorguluyor.

Akyürek'in, resmi raporlara da giren durumu, bu olayda en azından "kasıtlı bir ihmali olduğu"na işaret ediyor. Ondan ötesini ortaya çıkarmak, yargı ve idarenin görevi. 'Paralel yapı'nın bu cinayetteki rolünü görebilmek için; eldeki bütün bulgu ve bilgilerin gözden geçirilmesi, titiz bir şekilde soruşturmanın yürütülmesi gerekiyor.

DERİN CİNAYET

Dink cinayetinin ilk günlerinden beri ifade ettiğimiz (ve toplum tarafından da artık daha iyi kavrandığını düşündüğümüz) ana kanaatimizi, tekrar edelim: Bu bir devlet cinayeti. Bu nedenle, Ramazan Akyürek'in sorgulanması, bir gelişme sayılabilir, ama yetmez. Mesela, bu köşede adından bir kaç kez söz ettiğim "Özel Harp" mensubu olduğu anlaşılan ve telefon kayıtlarında cinayete giden yolda önemli bir aktör olduğu izlenimi veren binbaşı Oğan Türkmen kimdi? Rolü neydi?

Bu konudaki yazılarım üzerine, Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir yetkili aradı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde, Oğan Türkmen isimli bir subayın bulunmadığını belirtti. Ben de; bu ismin takma bir isim olduğunu, araştırmayı bunun üzerinden sürdürmek gerektiğini, ifade etmiştim.

Akyürek'in şüpheli olarak gözetim altına alınması ve sorgulanması,  önemli ve anlamlı. Ancak, Oğan Türkmen'lerin de varlığı bir gerçek.

Fotoğrafı bütün halinde görmek, önem taşıyor.

-----------

Tarbil Projesi: Gıda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın, iki gün önce Ankara'da düzenlediği "Tarımsal İzleme ve Bilgi Sistemi"  (TARBİL) toplantısına katıldım. Bakan Mehdi Eker'in ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun birer konuşma yaptığı toplantıda; tarım alanında bir envanter çıkarıldığını, çiftçilerle ve toprak yapısıyla ilgili bilgilerin sisteme yüklendiğini öğrendik. Tarım, her alanda kayıt altına alınmış, veriler tutulmuş, raporlamalar yapılmıştı. Bu sonuçların gözlemlendiği entegre bir sistem kurulmuş.

Tarımı daha verimli hale getirebilecek bu sistem, Bakanlığın kendi bünyesindeki bir ekip tarafından hazırlanmış.

Türkiye'nin, son on yıl içinde; Avrupa'da, tarım üretiminde beşincilikten birinci sıraya oturduğu da, Başbakan tarafından ifade edildi.