Rojin, şarkılar ve ölüm kuyuları

Rojin'i çok uzun yıllardan beri tanırım. Başı dertten kurtulmazdı. Adı başlı başına bir handikap oldu onun sanat yaşamında. Başarılı, esprili, mizah yeteneği yüksek bir sanatçıydı.

Rojin’i çok uzun yıllardan beri tanırım. Başı dertten kurtulmazdı. Adı başlı başına bir handikap oldu onun sanat yaşamında. Başarılı, esprili, mizah yeteneği yüksek bir sanatçıydı.
Tiyatroda oynar, sahneye çıkar şarkı söyler, toplantılarda, buluşmalarda Kürtler üzerine anlattığı komik öykülerle çevresini kırar geçirirdi.
TRT Şeş onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Yasaklı sanatçı olmaktan çıktı, bir devlet
kanalında kendi anadilinde program yapmaya başladı. Böyle bir programın onun için ne kadar önemli olduğunu onu yakından tanıyanlar bilir.
Rojin’in TRT Şeş’te program yapacağını duyduğumda, ‘tam ona uygun bir iş’ dediğimi hatırlıyorum. ‘Rojiname’ adını verdiği programı elimden geldiğince izlemeye çalışıyorum. Tabii Kürtçe anlamadığım bir dil. Neler konuşulduğunu tam olarak bilmem mümkün değil.
***
Bizim Kürt komşulardan biri, apartmanın çatısına çanak anten yerleştirdiğimi görünce hafif gülümseyerek şöyle demişti: “Oral bey hem Kürtçe bilmisen, hem de çanak anten yaptırisen...” Benim komşu çanak antenden yalnızca yurtdışından yayın yapan Kürtçe kanalların izlendiğini düşünüyordu.
Bakıyorum TRT Şeş başladığından beri benim komşum onu izliyor. Beğeniyor da. Benim Kürt komşum ile Rojin çok farklı geleneklerin ve kültürlerin insanları. İlk bakışta, aralarında pek bir ortaklık olmadığı izlenimini edinebilirsiniz. Ama Kürtçe, onların ortak noktasını oluşturuyor.
Geçenlerde Kanal 1’deki bir programda Rojin duygularını dile getirirken şunları söylemişti: “Anamı, babamı doğduğum yeri kendim seçmedim. Seçme şansım olsa isterdim ki dünyanın en iyi ülkesinde yaşayıp, en iyi okullarına gidip, rahat yaşayan biri olayım. Kim Kürt olmak ister, bu sıkıntıları yaşamak ister.”
Rojin bu programda Kürt olduğu için, adı Rojin olduğu için yaşadığı sıkıntıları, eziyetleri de anlatmış, bu yüzden dayak yediğini, tutuklandığını, kaçak yaşamak zorunda kaldığını dile getirmişti. “Çok mantıklı bir sebep olsa dersin ki, sen de şunu yapmışsın, ama ortada bir şey yok. Sonuçta Kürtçe aşk şarkısı söyleme suçundan beraat ettim ve uzun süre
yurtdışına çıkma yasağı aldım.” Şimdi bir şaka gibi görünebilse de, çok yakın bir geçmişte, ‘Kürtçe aşk şarkısı söyleme suçu’ diye bir suç vardı bu ülkede.
***
Siyasetçilerimiz son yıllarda ‘Kürt realite’sini kabul ederek işe başlıyorlar. Sonra, değişik ‘kırmızı çizgiler’le yüz yüze geliyorlar. Baştaki hevesleri geçiyor ve Kürt realitesi yerine Türk milliyetçiliği realitesini tercih ediyorlar, etmek zorunda kaldıklarını hissediyorlar.
29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Güneydoğu’da DTP ile AKP arasındaki yarışta, Kürtlerin büyük çoğunluğu DTP’yi tercih etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Ya sev ya terk et’ anlamına gelecek en sert konuşmaları yaptığı Hakkâri’de DTP’nin oyu yüzde 80’e vardı. Benzer bir konuşma yaptığı Van’da belediye başkanlığı AKP’den DTP’ye geçti.
Başbakan’ın DTP’ye yönelik ‘kimlik siyaseti yapıyorlar’ sözünün ne kadar ters teptiğini görüyoruz. Kürt meselesinin özü zaten kimlik meselesi.
Kürtler son 25 yıldır kimlik davasının peşinde koşuyorlar. DTP’nin siyasi çizgisinin bunu içinde barındırması son derece normal ve sağlıklı bir durum, aksinin beklenmesi de mümkün değil.
Kürtler kimlik davalarının bedelini çok ağır ödediler. Binlerce çocuklarını yitirdiler. Milyonlarcası yerinden yurdundan oldu. Bunca kavganın sebebi yalnızca yatırımla ortadan kaldırılabilir mi?
Bunca kavganın sebebinin yalnızca ‘iyi belediye hizmeti getireceğiz’ söylemiyle sona erdirilebileceğini düşünmek, gerçekçi değil. Hizmet, sadece belediyecilik demek değildir; kimlikle ilgili konular da, halka götürülen hizmetin kapsamı içinde olmak
zorunda. Seçim sonuçları yorumlanırken ‘Kürt kimliği’ meselesinin öneminin yavaş yavaş daha net şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
***
Rojin, Kürtçe şarkılar söylüyor. Bunun onu ne kadar mutlu ettiğini anlamak bizim açımızdan kolay değil: “Öleceğim aklıma gelirdi de Kürtçe yayın yapan bir kanalda program yapacağım aklımın ucundan geçmezdi.” Kendisini bir rüyada sanan Rojin korkularından da kurtulmuş değil.
Onun doğup büyüdüğü topraklarda ölüm kuyuları vardı. “Hâlâ bir sabah kalktığımda kapım çalınıp kendimi kelepçe ile ne yaptınız siz diye götüreceklerini düşünüyorum” diyor. Oralardan kafatası kemikleri çıkıyor.
Rojin’in gerçeği, Kürt gerçeğidir.