Sarkis amcanın anıları

Sarkis Çerkezyan'ın 'Dünya Hepimize Yeter' (Belge Yayınları) başlıklı anılarını yıllar önce okumuştum. Ermeni sorunu üzerine bir tartışma çıksa hemen sevgili Sarkis amcanın anıları aklıma gelir. Sarkis Çerkezyan, Türkiye'nin en yaşlı sosyalistlerindendir.

Sarkis Çerkezyan’ın ‘Dünya Hepimize Yeter’ (Belge Yayınları) başlıklı anılarını yıllar önce okumuştum. Ermeni sorunu üzerine bir tartışma çıksa hemen sevgili Sarkis amcanın anıları aklıma gelir. Sarkis Çerkezyan, Türkiye’nin en yaşlı sosyalistlerindendir.
Ermenilerin 1915 yılındaki ünlü sürgününde 1916 yılında bir deve ahırında doğmuştu. “Benden önce bir kardeşim dünyaya gelmiş, sürgün yolunda sabaha karşı. Jandarmalar gelmiş, çadırı sökün demişler. Bunun üzerine, babam dışarı çıkmış, jandarmalara durumu anlatıp, ‘Asker ağa sabaha karşı bir çocuğumuz dünyaya geldi, annesi de yeni kendine geldi, müsaade edin de hiç değilse iki saat dinlensin’ diye ricada bulunmuş. ‘Ulan sizin kökünüzü kazıyacağız, siz hâlâ çocuk mu yapıyorsunuz’ diye kırbaç sallamışlar babama cevap olarak. ‘Kalk kalk çare yok gideceğiz’ demiş babam anneme. O çocuk o koşullara yaşayamamış, ölmüş tabii... Bizimkiler Halep civarında Meskene’de kalmışlar üç-dört yıl boyunca, çekmedikleri de kalmamış. Ben Meskene yakınlarındaki Cabul Köyün’de bir deve ahırında doğmuşum, 15 Mayıs 1916’da.”
Sarkis amca hayatta. Oğlu Gazaros’la (dedesinin adıdır) Hrant Dink’in duruşmalarının olduğu günlerde karşılaşıyor, ikimizin de yakın dostu olan Hrant’ı hatırlayarak birbirimize sarılıyoruz.
Sarkis amca açık sözlüdür. Neler yaşadığını bütün açıklığıyla anlatmıştır. En yakınlarının nasıl değişik katliamlarda yaşamlarını yitirdiğini, mallarına mülklerine nasıl el konulduğunu ve hayatta kalanların nasıl yoksullaştırıldığını merak ediyorsanız, onun anılarına bakabilirsiniz. O Diyaspora’da değil Türkiye’de yaşıyor ve şimdi 93 yaşında.
***
1915 yaşananlar ‘soykırım mıydı, değil miydi?’ tartışması, neredeyse Türk dış politikasının
ana ekseni haline geldi. Her sene 24 Nisan’da ABD Başkanları bu konuda ne diyecek, ABD Senatosu ‘soykırım’ kararı alacak mı, almayacak mı diyerek bir gerilim sürecine giriliyor.
1915 yaşananlar çok acı olaylardı. Bir halk, toptan bir sürgün kararıyla yok olup gitmiştir bu topraklardan. Güneydoğu’ya, Doğu Anadolu’ya bir gezi yaptığınızda karşınıza çıkan hemen her ailede bir Ermeni anneannenin ya da babaannenin bulunması sizce ne anlama geliyor?
ABD Başkanı Obama’nın 1915 için ‘Medz Yeghern’ (Büyük Felaket) demesi Türkiye’de siyasetçiler ve milliyetçiler tarafından tepkiyle karşılandı. O tarihi başka nasıl tanımlamak mümkün: O yaşananlar da büyük bir felaket değilse acaba başka ne büyük felaket olabilir.
***
Ermenilerle Türkler arasında sorunun ‘soykırım mı, değil mi’ tartışmasına sıkışmasına en çok karşı çıkanlardan birisi de Hrant Dink’ti. Hrant, yaşananın ‘soykırım’ olduğuna inanmasına rağmen, bu şekilde yaratılan gerginliğin tarafı olmak istemezdi.
Obama’nın yaklaşımında da böyle bir taraf olduğunu kabul etmeliyiz. O da yaşananların ‘soykırım’ olduğuna inanıyor, buna rağmen bu kelimeyi Türkiye ile Ermenistan ilişkilerine zarar verir diye kullanmıyor.
Hrant’ın da anısına saygı göstererek, önce iki ülke arasında ilişkilerin geliştirilmesini, iki ülke halkı arasında bir yakınlaşma sağlanmasını, bu süreci de ‘soykırım’ açmazına hapsetmememiz gerekiyor.
Ermenistan’la yol haritasının ilan edilmesi aramızda neden ayrılıklara yol açıyor, onu da açıklamak kolay değil. Diyelim ki, Kıbrıs sorununun nasıl çözüleceği konusunda kamplaşabiliriz, ama Ermenistan’la sınırların açılmasında neden bu kadar geriliyor ve ikiye bölünüyoruz?
Muhalefet partileri neden bir anda Azerbaycan üzerinden çıkarılacak bir gerginliğin peşine takılıyorlar? Şuna bir karar verelim: Bizim Ermenistan’la ilişkimizi belirleyen hangi engeldir? Onların Türkiye’nin karşısına, ‘soykırım’ koşulunu getirmesi mi, sınırları değiştirmek istemeleri mi, yoksa Azerbaycan’la olan Karabağ’ın işgali türünden sorunlar mı? Yoksa bunun da ötesinde, ‘gerginlik iyidir’ anlayışı mı?
Ermenilerin acıları bu toprağın acıları. Türklerin acıları yok mu, onların da var. Ancak buradaki fark şu: Bizler kendi topraklarımızda yaşıyoruz, onlar ise hâlâ bu toprakların özlemiyle yaşıyorlar.
Sarkis Çerkezyan’la bitirmek istiyorum:
“Suriye’deki, Lübnan’daki, Fransa’daki, Amerika’daki, Kanada’daki... Ermenilerin hepsi Anadolu insanları. Buradayken hepsinin işi gücü yerindeydi, birçoğu varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Ama acımasızca vatanlarını terk etmeye zorlandılar, bu arada akrabalarını, ailelerini kaybettiler. Her şeyleri burada kaldı. Gittikleri yerlerde ise sefaletin en âlâsını yaşamak zorunda kaldılar... Bu nedenle zaman zaman çaresizlikten, sadece intikam duygusuyla bir takım eylemlere girişenler çıktı içlerinden... Ne bir kişinin yaptığı bir eylemi tüm ulusa mal etmek, ne de nedenleri yok sayarak sadece sonuca bakmak doğru...”