Şiddetin meşruiyeti ve yasal mücadele...

Siyasette, şiddet; kaçınılmaz olarak "karşı şiddet"i, "devlet şiddeti"ni kışkırtır. Yasal ve meşru zemin, tahribata uğrar. "Şiddet eylemlerinin sürmesi" ve "şiddetin haklılığı" üzerine gerekçeler bulma çabaları; meşru zeminde güçlenen mücadeleye, zarar veriyor.

Ceylanpınar'da, iki polis öldürüldü. Bunu PKK mi yaptı, yoksa “yerel bir grup” mu yaptı? Bu sorudan daha önemli olan, şu gerçeği görebilmek: Bu bir cinayet. Kim yapmış olursa olsun, neden yapmış olursa olsun, bir cinayet.

7 Haziran seçimleri

Son 3 hafta içinde; Türkiye'nin dört bir yanında; askerler, polisler, sivil halktan insanlar, yaşamlarını yitirdiler. 7 Haziran’dan önceki Türkiye’den, farklı bir Türkiye’de yaşıyoruz.

 

Daha dün, Şırnak Cizre'de, “polis mahalleye girmesin” diye yola döşenen mayının patlaması sonucu; bir sivil yurttaş, bir minibüs şöforü; parçalanarak, yaşamını yitirdi.

 

PKK; bir savaş örgütü olarak, şiddeti ve silahı kullanıyor. Giriştikleri şiddet eylemlerini, meşru ve kaçınılmaz görüyorlar.

 

Meşru zemin ve şiddet

 

“Onların, bu yaptıklarını nasıl gerekçelendirdikleri veya savundukları”, başka bir tartışma konusu. Burada anlamaya çalıştığım;Türkiye'nin Batısındaki, HDP'ye destek veren, Kürtlerin yanında olduğunu söyleyen kesimler. “Kürtlerin haklı ve meşru talebini savunduğunu iddia eden” çevrelerden söz ediyorum.

Devlet


Şu açık: Kürt meselesinde, devletin karanlık bir geçmişi var. Tabii, son yıllarda, devletin yaklaşımında; bazı değişiklikler gerçekleşiyor. Bazı yasal ve psikolojik engellerin, aşılmasına çalışılıyor.

 

Ancak, hepimiz görüyoruz ve kabul ediyoruz ki; “Kürt sorununun demokrasi ve özgürlükler temelinde çözümü” için, alınması gereken daha çok yol, çözümlenmesi gereken daha çok konu var.

 

Biraz geçmişe gidelim… Kürtler, devletin acımasızlığına karşı, yıllarca, “yasal ve meşru zemin geliştirmek için”; sabırlı ve acılarla dolu bir mücadele verdiler. Örneğin, HEP Diyarbakır İl Başkanı, değerli hukukçu Vedat Aydın; “meşru zeminde mücadele”nin sembollerindendi. Devlet içindeki çeteler, onu kaçırıp, işkence ile öldürdüler. Onlarca Kürt aydını, bu uğurda can verdi.

 

Bu uzun “mücadele yılları”nda; Türkiye'nin “demokrat”ları, Kürtlerle dayanışma gösterdi. Hedef, “Kürtlerin hakları/hukuklarına kavuşabilmeleri için, bir toplumsal ve yasal zemin oluşturmak”tı.

 

7 Haziran seçimleri ise, tarihsel bir sıçramadır. 6 milyon seçmen; Meclis'e, 80 milletvekili gönderdi.

 

Meclis mi çatışma mı?

 

Kürtler; başarının tadını çıkarmak, meseleleri daha güçlü bir şekilde Meclise taşımak, ülkede yeni bir rüzgar yaratmak için umutlar içindeyken; silahlar patladı.

 

PKK, yeniden bir çatışma ortamında. Nedenlere dair çok farklı yönlerden değerlendirmeler yapılıyor, yapılacak da. Bese Hozat'ın olaylar başlamadan önce yazdığı "devrimci halk savaşı başlatıyoruz" yazısı, Cemil Bayık'ın "silahlanın" çağrısı ve buna benzer açıklamalar; belki bir ipucu olabilir.

 

Yaşanan bu tırmanışa dair çok yönlü analizler mümkün… PKK yöneticilerin son günlerde söylediklerinden yola çıkarak, “bu çatışma ortamını hükümetin planladığını” bile varsaysak; burada, Kürtleri destekleyen, HDP'nin barajı geçmesi için mücadele verenlerin, söylecekleri sözler olmalı. Neden; şiddet yöntemlerinin yaygınlaştırılması; "makul", "kabul edilebilir" olarak görülebiliyor? Neden şiddet görmezden gelinebiliyor?

 

Şu soruyu da sormak lazım: Bunları, “HDP'nin aldığı oyları hazmedemeyen AK Parti” tezgahlamışsa; bu saldırıların yaygınlaştırılması, “onların değirmenine şu taşımak” anlamına gelmez mi?

 

"Derin güçler"

 

PKK'nin eylemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, “bazı eylemlerin derin güçler tarafından düzenlenmiş olabileceği” tezleri öne çıkabiliyor. Peki, eğer PKK'nin yaptıklarıyla, "derin güçler"in eylemleri birbirinden ayırt edilemiyorsa; bunun da, bu eylemlerin niteliği açısından düşündürücü olduğu, söylenemez mi?

 

Siyasette, şiddet; kaçınılmaz olarak “karşı şiddet”i, “devlet şiddeti”ni kışkırtır. Yasal ve meşru zemin,  tahribata uğrar.  “Şiddet eylemlerinin sürmesi” ve “şiddetin haklılığı” üzerine gerekçeler bulma çabaları; meşru zeminde güçlenen mücadeleye, zarar veriyor.

 

Umarız, “siyasetin meşruluğu” konusunda yürütülen onca çaba boşa gitmez; şiddet ve silah, “Kürt sorununun çözümünde bir araç olarak kullanılmaktan” vazgeçilir.