Side, Göcek, Alaçatı... mahalleye dönüşürse...

Her yerleşim birimine ilişkin özel formüller üretilmesi gerekirken, beldeler özellikleri dikkate alınmadan aynı torbaya atılınca, vahim bir tabloyla yüz yüze geliyoruz.

Side Antik Tiyatrosu’nda, Viyana Klasik Orkestrası eşliğinde, bu yapının inşa edilmesinden 1800 yıl sonra, valsler eşliğinde bir gece
geçirdik. 13.üncüsü yapılan Side Kültür ve Sanat Festivali, muhtemelen tarihe karışacak...

Büyükşehir Belediyeler Kanunu, özellikle sahil kentlerinde, yerel yönetimleri altüst eden sonuçlar doğuruyor. Side’nin AK Partili Belediye Başkanı A.Kadir Uçar, kırgınlığını anlatacak kelime bulmakta zorlanıyor.

Yeni kanuna göre; Side belediye olmaktan çıkıp ‘mahalle’ye dönüşüyor. Manavgat ilçesine bağlanıyor. Side, 12 bin kayıtlı nüfusu, ortalama 80 bine yakın sürekli otel müşterisi, yarattığı milyar dolarlık turizm potansiyeli ve yüksek istihdam kapasitesiyle, bir belirsizliğin eşiğinde.
Bu durum yalnızca Side’ye özgü değil. Ülkemizin önde gelen ve tanınmış birçok sahil kenti, yeni kanun gereğince, belediye statüsünü kaybediyor: Alaçatı, Belek, Göcek, Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak, Ölüdeniz, Yenifoça, Göltürkbükü, Trilye, Bozburun, ‘mahalle’ye dönüşerek, başka belediyelerin parçası haline geliyorlar.

Bu kanun hazırlanırken, hükümetin genel yaklaşımına göre; ‘küçük küçük beldelerin bürokratik yapılarından kurtulmamız, bu beldelerin büyükşehirlerin olanaklarıyla birleştirilmesi’ söz konusuydu. 1032 beldenin birçoğunda, bu gerekçelerin geçerli olması mümkün.
Ancak özellikle sahil kentlerinde durum epey farklı. Side örneğini yerinde gözlediğim için, bu işte bir yanlışlığın olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Antik bir tarihi kent olan Side’nin kendine yetecek maddi kaynakları, büyük turizm potansiyeli var. Burayı yönetmek ve buranın birebir sorunlarını anlayıp çözebilmek, daha çok yerel yönetim işi, yerinden yönetim işi.

“Side’nin Manavgat ilçesine bağlanması nasıl sonuçlar doğurabilir?” diye sorunca, şunları göz önünde bulundurmak gerekiyor: Side Belediyesi, ‘kenti uzun vadeli bir açık hava müzesine dönüştürme planı’ hazırladı. İmar planı, geçen günlerde, Anıtlar Kurulu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayından geçerek yürürlüğe girdi... ‘Antik Side’ içindeki üç-dört katlı, imarsız, çevreye uyumsuz, görüntüyü bozan, tarihi dokuyu zedeleyen tüm binalar yıkılacak. Çevreye uyumlu, iki katlı, Osmanlı dönemindeki taş evlerin benzeri evler yapılacak. Tarihi hamamlar ve ilkokul, müzelere dönüşecek. Apollon Tapınağı’nın yanındaki Athena Tapınağı restore edilecek. Şans tanrıçası olarak bilinen Tykhe’nin, yerle bir hale gelmiş tapınağı ayağa kaldırıldı. Oteller önünde yapılan 4 kilometrelik sahil yolu, otellerle antik kenti birleştirdi, otellerin değerini artırdı. Tarihi kent içinde, çevreye zarar veren araba trafiği de ortadan kaldırılacak.

Manavgat Belediyesi, aynı modeli, aynı anlayışı sürdürebilir mi? Garantisi yok. Çevresindeki birçok turistik beldenin sorumluluğunu üstlenecek olan Manavgat Belediyesi’nde, Side’ye özgü düzenmelerin, aynı özen ve yoğunlukta ele alınmaları zor.
Muğla’da ve İzmir çevresindeki yörelerde de, benzer sorunlarla karşılaşılacağı ortada. Her yerleşim birimine ilişkin özel formüller üretilmesi gerekirken, beldeler özellikleri dikkate alınmadan aynı torbaya atılınca, böyle bir tabloyla yüz yüze geliyoruz. Bir çözüm üretmek, hâlâ hükümetin elinde. Başbakan Erdoğan, deneyimli bir belediyeci olarak, umarım yeni bir uygulamaya önayak olur.

Sahil kentlerinin derdi 
Belediyecilik açısından, ‘sahil kentleri’ meselesi özel bir mesele: Yakın tanığı olduğum İstanbul’un Adalar ilçesinin kışlık nüfusu 14 bin civarında. Bu yörenin belediyesi, ortalama günlük 60-70 bin yerli ve yabancı turiste hizmet vermek durumunda kalıyor. İller Bankası’nın mali desteği, kışlık nüfus baz alınarak veriliyor. Çok önemli turistik yerlerin hizmet imkânlarını ve kalitesini engelleyen sonuçlar yaratan bir sistem söz konusu.

Yerel seçimlerin eşiğindeyiz. Türkiye’nin gerçek anlamda ‘dünyaya açılan yüzü’ olan sahil kentleriyle ilgili bazı adımlarını atılması mümkündür. Gereklidir.