Silahsız çözüme "teyyare" diyen Kürt genci...

Belli ki, bir kısım Kürt genci; böylesine bir ruh hali içinde. Silah, meselenin çözümü için, hala etkili bir unsur olarak görülebiliyor. PKK'nin eylemleri, hak aramanın bir aracı olarak kabul edilebiliyor.

Aslında mektup değil gelen. Küçük bir not, ya da bir kaç cümle. Bir Kürt genci, benim dünkü yazıma karşılık; cevap niteliğinde bir mesaj yollamış. Belli ki, "PKK, Türkiye'ye yönelik silahlı eylemleri bitirmeli" çağrıma cevap veriyor:

Cep telefonuyla gönderilen mesaj, aynen şöyle: "Hocam, daha fazla geç olmadan Kürtler biraz daha örgütlenmeli. Azıcık insafı olan görür: Ellerinde silah ve örgütlülükleri varken bu durumdalar... ya olmasa.  Bir de şöyle düşün: Türkiye, kendine güvenen, güçlü bir örgütlülüğü  olan Kürt hareketiyle barış yapsın. Sizin savunduğunuz teyyare..."

Şiddet ve hak arama

Belli ki, bir kısım Kürt genci; böylesine bir ruh hali içinde. Silah, meselenin çözümü için, hala etkili bir unsur olarak görülebiliyor. PKK'nin eylemleri, hak aramanın bir aracı olarak kabul edilebiliyor. Bazı gençler; belli ki, “PKK silahı bırakırsa Kürtlere hakları verilmez” şeklinde bir fikriyata bütünüyle inanmış ve adapte olmuş durumdalar.

Bu düşünce biçimi, yalnızca Kürt gençlerine özgü değil. Türk solunun bazı kesimlerinin de, hala, "silahlı mücadele"yi, “temel bir mücadele biçimi” olarak gördüğü bir gerçek. Bazı gençleri bu amaçla örgütleyip, eyleme sevk ettikleri de...

Kobani'ye giden gençler arasında; Kürt gençlerinin yanısıra, Türk solcuları da var. Bunlar arasından bazı gençler, IŞİD'e karşı çarpışırken, yaşamlarını yitirdiler.

Paradoksal bir tablonun ortasındayız: Kobani'de, bir tarafta,(Türkiye kökenli) solcu gençler, elde silah çarpışırken; IŞİD saflarında da, Türkiye'den gitmiş, silahlı eyleme inanmış dindar gençler; karşı tarafta yer alıyordu. Her iki taraftaki gençlerden de, yaşamını yitirenler var.

Barışçı çözüm mümkün

Kürt sorununun çözümünde, şiddetin ve silahın rolünü; çokça tartıştık. Şu noktaya, tekrar vurgu yapmakta, yarar görüyorum: Kürt hareketi içinde, başından beri, silahı reddedip, barışçı mücadele yöntemlerini savunanlar var. Bu kesimlerin sesi, öteki kesimlerden daha az duyuldu/duyuluyor. Ama, etkili olamasalar bile, doğru bildiklerini ifade etmekten vazgeçmiyorlar. “Silah olmasaydı, Kürtler Türkiye'de daha makul bir noktada olabilirlerdi” diyorlar.  Elbette, bu konulara dair, çok farklı yönlerde karşılaştırmalara gitmek, çok farklı varsayımlar üretmek mümkün.

Şu noktada hepimizi doğrudan ilgilendiren ana konuya gelirsek: Bugünün Türkiyesi'nde, hala, silahı, bir “hak arama aracı” olarak görmek ne kadar anlamlı? Evet Türkiye'de demokrasinin eksikleri var. Basın ve örgütlenme özgürlüğü konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor. Kürtlerin, Alevilerin, kadınların ve değişik toplumsal grupların; kimlik talepleri, dil, inanç, kültür, yaşam tarzı meselelerinde; hala yetersiz bir noktadayız. Gelir dağılımındaki dengesizlik, çalışanların haklarına dair eksiklikler; aşılabilmiş değil.

Değişim ve dönüşüm

Kürt meselesi; ülkemizin demokratikleşmesi ve devletin dönüşümü açısından, en can alıcı mesele. Kürtlerin varlığının ve kimliğinin kabulü, tüm Türkiye'nin değişebildiği oranda mümkün.

Türkiye çözüm süreciyle, işte böyle bir dönemece girmeyi denedi. Dönüşümün kolay olmayacağını, başından biliyorduk. Arkasında 30 yıllık bir silahlı çatışma, binlerce gencin yaşamını yitirdiği bir savaş ve yıkım olan bu meselenin çözümünün; ağır ve sancılı olacağı, en baştan belliydi.

Aynı oranda açık olansa şu: Bu sorun; silahların gölgesinde,    makul bir şekilde ele alınamaz. Silahın aradan çıkması gerekiyor. Silah varken, silahlı tehdit varken; çözüme dair konuşulanların, çok da bir etkisi olamıyor.

Türkiye'nin dört bir yanında karakollar basılırken, yollara mayın  döşenirken; askerler, polisler havaya uçurulurken; toplum neyi konuşabilir? Yaralar çok daha derinleştikten, belki yüzlerce kayıp daha verildikten sonra mı, yeniden “oturup konuşma noktası”na gelinecek?

Benimki "teyyare" mi?

Bana "seninki teyyare" (yani havagazı) demeye getiren Kürt gencinin ruh halini, anlamaya çalışıyorum. Silahı ve ölümü kutsayan anlayışları reddetmek zorundayız. Bunları teşvik edemeyiz. Şiddet ve ölümden, barış da çıkmaz, olumlu bir kazanım da çıkmaz.

Sorunun barışçı çözümünün mümkün olduğunu, birbirimizi daha fazla anlamamız gerektiğini, hatırlatabiliriz bu gence. Her iki taraftan da bizi “aklı havada” görenler olabilir... Ancak, enerjimiz yettiği oranda; anlayışa, barışa, iletişime, eşitliğe vurgu yapmak zorundayız. Barış için; emek vermek, daha fazla düşünmek, kalıpları kırmak gerekiyor.

Şiddet ortamına geri döndük. Askerler, polisler, PKK'liler, siviller ölüyor. Hak hukuk meselesi, geri plana gidiyor. Devlet, kendini savunma gerekçesiyle, daha sert kararlar almaya yöneliyor.

Buradan bir çıkış yok...Çıkış, PKK'nin (daha önce de yaptığı gibi) “silahlı güçlerini Türkiye'den çekeceğini, Türkiye'ye yönelik silahı bırakacağını ilan etmesi”yle başlayabilir.

Silahlar patlarken, insanlar ölürken; çözüm konuşanlar, genelde çok da ciddiye alınmıyor. Ancak, savaş ve çatışmanın sonsuza kadar devam etmesi mümkün değil. Daha çok acı çekmeden, yaralar daha da derinleşmeden, çözümü makulde aramaktan başka çıkar yol olmadığını biliyoruz.